Modern savaşların küresel etkileri
Cafer TAR yazdı —
- Küreselleşmenin yarattığı sosyoekonomik yıkıntının birinci elden sorumlusu, başta ABD ve Çin olmak üzere büyük endüstriyel merkezlerdir.
Antropologlar insanlar arasında ölümle sonuçlanan çatışmaların tarihinin insanlığın tarihi kadar eski olduğunu söylüyor fakat savaşın organize bir faaliyete dönüşmesi insanın yerleşik yaşama geçmesinden sonra oldu. Sürekli gelişen silah teknolojileri savaşı her geçen gün daha fazla yıkıcı bir hale getirdi.
Başlangıçta on binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan savaşlar, son iki dünya savaşında milyonlarca insanın ölümüyle son buldu. Günümüzde askeri teknoloji bütün dünyadaki yaşamı birkaç gün içerisinde bitirecek bir aşamaya geldi. Günümüz toplumlarında hiçbir devlet, savaşı sadece belirli bir alanda ve istediği kadar sürdürebileceğini iddia edemez. Ayrıca hiçbir savaşın sadece yerel etkileri olmuyor. Dünyanın herhangi bir yerinde ortaya çıkan savaşın, bir süre sonra bütün dünyaya sosyoekonomik yansımaları oluyor. Hatırlarsınız, Rusya‘nın Ukrayna‘yı işgaliyle başlayan savaş bütün dünyada gıda fiyatlarında da artışa neden oldu. Ayrıca milyonlarca insan Ukrayna‘yı terk edip başka ülkelere göç etmek zorunda kaldı.
Keza Suriye iç savaşıyla başlayan süreçte ortaya çıkan nüfus değişiminin sonuçları hala çözülebilmiş değil; başta Türkiye olmak üzere dünyanın birçok yerinde Suriyeli nüfus ve onların gelmesiyle ortaya çıkan uyum sorunları hala orta yerde duruyor. Söz konusu göç hareketleri ve neden olduğu sorunlar birçok toplumun sosyoekonomik yapısını etkiledi. Bu ülkelerin çoğunda politik atmosfer değişti.
II. Dünya Savaşı sonrasında neredeyse tamamen silinmiş olan ırkçı yapıların yeniden legal olarak örgütlenip siyaset arenasının en güçlü partilerinden birine dönüşmelerinde bu türden göç hareketlerinin ve onların ortaya çıkardığı sorunların çok ciddi bir payı var. Almanya‘da AfD ikinci büyük parti konumundadır ve yükselişini sürdürmeye devam ediyor. Muhtemelen bir süre sonra Almanya, AfD‘nin ya doğrudan ya da iktidar ortağı olduğu bir dönemi yaşayacaktır.
Benzer bir süreç ABD’de yaşanıyor; Donald Trump, seçim süreci boyunca sürekli yasa dışı göç konusunu gündemde tuttu ve bu süreci bir tür gizli işgal olarak tanımladı. Kampanyası boyunca göçmenlerin sürekli suç işleyen insanlar olduğu fikrini seçmenler nezdinde diri tuttu. Ayrıca uzun süredir toplumun yoksul ve varlıklı kesimleri arasında sürekli ortaya çıkan gelir adaletsizliğinin sorumlusu olarak göçmenleri göstermeye devam ediyor. Ona göre eğer göç kontrol edilebilirse yerli Amerikalılar daha kolay iş bulabilecek ve daha fazla para kazanabilecekti. Bu, sadece bir manipülasyon ve gerçeğin tersyüz edilmesinden ibaret olan sorumsuz bir iddiadır.
Küreselleşmenin yarattığı sosyoekonomik yıkıntının birinci elden sorumlusu, başta ABD ve Çin olmak üzere büyük endüstriyel merkezlerdir. Onların üretim ve tüketim faaliyetleri geri kalan dünya için yıkıcı sonuçlar doğuruyor. Çin, üretim süreçlerinde elde ettiği üstünlüğü, dünyanın geri kalanına karşı adeta bir silah gibi kullanıyor. ABD ise sahip olduğu finansal ve askeri üstünlüğü Demokles’in kılıcı gibi dünyanın üzerinde sallandırıyor.
ABD-İsrail ile İran savaşı bir yerde durdurulamazsa bütün Ortadoğu‘da yeniden güçlü göç hareketlerine neden olur. Kara gücü kullanma aşamasına kadar gelirse sadece İran toprakları ile sınırlı kalmaz; bütün bölgeye yayılır. İşte o zaman Irak, Lübnan ve hatta yeniden Suriye ve belki Suudi Arabistan ile diğer körfez ülkelerinin Şii bölgeleri çatışma alanlarına dönüşürler.
İran‘ın bölgedeki çıkarlarını ve müttefiklerini tehdit eden nükleer bir güç olmasını engellemek isteyen ABD ile İran‘daki rejimi tamamen tasfiye etmek isteyen İsrail arasında gelinen noktada ciddi görüş ayrılıkları gözüküyor. ABD Başkanı Donald Trump‘ın “İsrail artık Lübnan‘a saldırmayacak, bunu yasaklıyorum!“ ifadesi, iki devlet arasında olması gereken diplomasi kurallarının dışına çıkıldığını ve aralarında ciddi görüş ayrılıkları baş gösterdiğini ortaya koyuyor. ABD kontrolden çıkmış bir savaş istemiyor. Donald Trump, bunu seçmenlerine anlatamaz, çünkü kendisi bu türden savaşları ve göç hareketlerini bitirme sözü vererek iktidara geldi. Bu saatten sonra ABD açısından amaç, maksimum hedeflere ulaşmak değil, en az zararla İran savaşını bitirmek haline geldi. Savaş, iki tarafın da başlangıçta ortaya koydukları hedeflerin çok gerisinde kaldıkları bir noktada bitecek.
Ortadoğu‘da yaşayan insanlar bunlardan gereken dersi çıkarır ve yeni bir tarih inşasına girişirse kadim Ortadoğu yeniden her şeyin başladığı bir coğrafyaya dönüşebilir. Geçmişte Kürtler unutulmuş bir halk haline getirilmeye çalışılmıştı; şimdi ise Kürtler, bütün Ortadoğu halklarına kendi tarihlerini hatırlatıyor.
