Kritik eşik: Umut hakkı
Cafer TAR yazdı —
- İlk iş, 'umut hakkı' üzerinden Kürt Halk Önderi’nin özgürleştirilmesi olmalıdır. Böylece hem pozitif entegrasyonun hem de büyük Kürt-Türk barışının önü açılmış olacaktır.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın kendisini seven ve önder olarak kabul eden insanlar nezdinde çok güçlü bir karşılığı var. Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte Kürt-Türk ilişkileri tarihsel bağlamından kopmuş; birinin diğerini kendi içinde eritmesi ve asimile etmesi zeminine oturtulmuştu. Yeni Cumhuriyet, bu bağlamda Kürtlerin imhası noktasında komşu ülkeler ve dünyanın geri kalanı ile yoğun ilişkiler geliştirdi.
Türk devletinin en temel iç ve dış politika önceliği, Kürtlerin inkârı ve Kürtlüğün imhası üzerine kurulmuştu. Kürt Halk Önderi’nin kişisel gelişimi ve politik kimliğinin oluşum dönemleri açısından 1938 çok yakın bir tarihtir. 1970’li yıllarda Dêrsim’de katledilen ve sürgüne gönderilen insanların çığlıkları hâlâ duyuluyordu. İnsanlar hâlâ Zîlan’da, Koçgirî’de ve Palu’da yaşadıkları acıların yaralarını sarmakla meşguldü.
Kürdistan’ın dört parçasında insanlar birbirine ötekileştirilmişti; herkes kendi acısına ağıt yakıyor fakat ötekine diş biliyordu. Kürtlerin, kendilerini ve nasıl özgürleşebileceklerini tanımlayan bir ideolojik çerçeveye ihtiyaçları vardı. Aksi halde Aleviler Sünnilere, Sünniler Êzîdîlere düşman olmaya devam edecek; hep birlikte, mağduru oldukları sistemin hem payandası hem de kurbanı olmayı sürdüreceklerdi. Oysa onları bir arada tutacak kapsayıcı bir ideolojik çerçeveye ihtiyaç vardı.
İşte bütün farklılıkları bir araya getiren ve bir harmoni içinde birlikte çalışılmasını sağlayan bu ideolojik bütünlük, Kürt Halk Önderi’nin en önemli başarılarından biridir. Her şey inkâr edilebilir fakat bu, inkârı mümkün olmayan en somut hakikattir. Bu ideolojik arınma, Kürtleri sadece yaşadıkları ülkede değil, dünyanın her yerinde bir araya getirdi ve birlikte hareket edebilmelerinin önünü açtı. Onları sevinçte ve tasada aynı duyguları paylaşan, ortak davranan bir halka dönüştürdü. Bugün İran’da veya Rojava’da yaşananlara dünyanın her yerindeki Kürtler benzer tepkiler veriyorsa Kürt Halk Önderi’nin 1970’li yıllarda geliştirdiği ideolojik çerçeve ve yarattığı örgütlenme sayesindedir.
Kürt Halk Önderi, sadece PKK’nin kurucu önderi değildir; o aynı zamanda modern Kürt siyasal bilincinin de siyasal önderidir. Bugün kendisine sert muhalefet eden çevrelerde bile Kürtlük bilincinin gelişimi, O’nun uzun yıllar boyunca yürüttüğü ideolojik, politik ve askeri mücadelenin bir sonucudur.
Son 50 yıldır Ortadoğu’da ve özellikle Türkiye’de Kürt sorununu konuşan herkes, bir noktadan sonra Kürt Halk Önderi’ni konuşmaktadır. Bunun çok anlaşılır bir nedeni var, çünkü kendisi Kürtlerle ilgili önemli gündemlerin ya doğrudan ya da dolaylı belirleyici aktörü olmuştur. Rojava’yı konuşurken sadece yerel güçleri esas alarak Kürt sorunu çözülebilir mi veya İran’da (Rojhilat) yaşanan gelişmeleri Kürt Halk Önderi’ni dışarıda tutarak anlayabilir miyiz? Tabii ki hayır. Kürt Halk Önderi, sadece Türkiye coğrafyasında yaşayan Kürtlerin değil, bütün Kürt halkının önderi konumundadır ve artık tarihe mal olmuş bir şahsiyettir. Kürtlerin tamamının gözü ve kulağı İmralı’dadır.
Kürt Halk Önderi, yok edilmeye çalışılan bir halkın yeniden var oluşunu ve ayağa kalkışını sembolize eden en önemli figürdür. Tüm yaşamını Kürtlere adamıştır ve Kürtler de kendisine karşı büyük bir bağlılık hissetmektedir. Öyle olmasaydı, yaklaşık 30 yıldır bir adada esir tutulmasına rağmen sadece Türkiye’de değil, tüm Ortadoğu’da bu kadar etkili bir aktör olamazdı. Kendisi sadece siyasi bir lider değil, aynı zamanda Kürt kimliğinin tüm renklerini temsil eden ulusal bir figürdür.
Kürt Halk Önderi’nin uluslararası bir komployla Türkiye’ye teslim edilmesi, Kürt toplumunda derin ve kolektif bir mağduriyet duygusu yaratmıştır. O’nun şahsında, adeta bütün bir toplum esir alınmak istenmektedir. Kürt halkı, bu durumla yüzyıllık zulmün katmerlenerek devam ettiğine inanmakta, bu da Türk devleti ve toplumuna yabancılaşmaya yol açmaktadır.
Bu durum, Kürtlerin ve Türklerin ortak tarihinin en kritik dönemine işaret ediyor. Eğer bu dönem, Kürt Halk Önderi’nin belirttiği gibi "pozitif entegrasyon" ile aşılamazsa geri dönüşü olmayan bir yola girilecektir. Bu noktada yapılması gereken ilk iş, 'umut hakkı' üzerinden Kürt Halk Önderi’nin özgürleştirilmesi olmalıdır. Bu sayede hem pozitif entegrasyonun hem de büyük Kürt-Türk barışının önü açılmış olacaktır.
