Bahçeli yine kin kustu

Cihan DENİZ yazdı —

8 Temmuz 2021 Perşembe - 23:00

  • Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyecek olursak, bu konuşma, MHP’nin Cumhur İttifakı denilen faşist bloğun hep söylene geldiği gibi küçük ortağı olmadığını bir kez daha göstermiştir.

 

Salı günü MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli haftalık olağan meclis konuşmasını yaptı. Bu konuşma, Devlet Bahçeli’nin her zamanki abartılı üslubuyla yaptığı sıradan konuşmalardan biri olarak alınmamalıdır. Tersine bu konuşma tam da bir büyük kriz içinde gerek muhaliflere gerekse de bizzat iktidarın kendi içine verilen mesajlar (bu tehdit olarak da okunabilir) nedeniyle önümüzdeki süreçte bizleri nelerin beklediği konusunda ipuçları vermektedir. 

Sonda söyleyeceğimizi başta söyleyecek olursak, bu konuşma, MHP’nin Cumhur İttifakı denilen faşist bloğun hep söylene geldiği gibi küçük ortağı olmadığını bir kez daha göstermiştir. Bahçeli konuşması boyunca baştan sona bir ittifakın küçük ortağı olarak değil adeta tek başına iktidardaymış gibi konuşmaktadır. Kendi partisine ve genel olarak iktidara dönük eleştirilere cevap vermenin ötesinde bizzat AKP’ye ve Cumhurbaşkanı’na dönük eleştirilere de cevap vermekte ve iktidar adına siyaset dikte ettirmektedir. Aslında gerçekte de olan bu değil mi?

MHP, Kürt sorunu başta olmak üzere hak ve özgürlüklere ilişkin konularda bu faşist bloğun siyasi kanadının küçük değil, asli unsurudur. Bu konularda izlenecek stratejiyi ve buna uygun taktikleri belirleyendir. Bu durum, yeni seçim sistemi ile oyları az olan partilerin kazandığı önem ve gücü aşan bir konudur.  MHP iktidarın asıl sahiplerinin siyasi temsilcisi gibi davranmaktadır.

Konuşmaya dönecek olursak, konuşma faşist söylemin tüm tipik özelliklerini taşımaktadır. HDP Kocaeli Milletvekili hakkında Anayasa Mahkemesi tarafından verilen ihlal kararı ile ilgili olarak “Ne hakkı, neyin ihlali, ne zamandır hainin hakkı oluyormuş?” demektedir, Bahçeli.

Bahçeli bu sözüyle, tıpkı Nazilerin Yahudileri, komünistleri  “iblisleştirmesi” gibi, toplumun bir kesimini  ve onun siyasi temsilcilerini “iblisleştirmektedir.”  Yine Nazi Almanya’sı örneğinde olduğu gibi “hain” olarak damgaladığı HDP’li siyasetçiler “nesnel düşman” haline getirilmekte ve anayasa, yasalar ve uluslararası sözleşmeler tarafından güvence altına alınmış haklarından mahrum bırakarak adeta onları hak sahibi vatandaş olma durumundan çıkarmaktadır.  Önceki konuşmasında İzmir’de HDP’ye düzenlenen saldırıyı ve bu saldırıda Deniz Poyraz’ın katledilmesini açıkça sahiplenen Bahçeli,  “HDP şeytandır”, “Şeytana şeytan demek günah değil sevaptır, helaldir, hukuktur, hakikatin yanında durmaktır” diyerek, HDP’lilere dönük her türlü saldırı ve katliam için adeta çağrı yapmaktadır.

Ama Bahçeli sadece muhaliflere ve mahkemelere gözdağı vermemektedir. Bahçeli aynı zamanda bizzat Süleyman Soylu’ya verdiği açık destekle AKP’ye de açık bir mesaj vermekte; aba altından sopa göstermektedir.  Bu köşede daha önce de belirtmiştik; Soylu, beyaz ve yeşil Türk faşizmleri arasında kurulan ittifakta, AKP içindeki beyaz Türk faşizminin kayyumudur. “Yeni” Türkiye’de vesayetçiliğin yeni adı olan kayyum pratiğinin ilk uygulaması Soylu aracılığıyla AKP üzerinde olmuştur. AKP’nin Cemaatle yollarını  ayırması ile başlayan süreçte Soylu, yegane varlık koşulu Kürt karşıtlığı olan bu bloğun bir parçası olan AKP içinde beyaz Türk faşizminin Truva atıdır aslında. Bu bağlamda, bizzat AKP içinde bile büyük rahatsızlık yaratan, görevden alınması için kulis yapılan Soylu’nun Bahçeli tarafından “Kim demiş Sayın Soylu yalnız diye, kimsesiz diye?” denilerek açıkça sahiplenilmesi muhalefetten çok AKP’ye verilmiş bir mesajdır. AKP içinde Soylu’yu istemeyenlere onun arkasında kimin, hangi gücün oluğunun, onun hangi misyonla orda olduğunun hatırlatılmasıdır. Birçok başka bakanla ilgili sayısız eleştiri gündeme gelirken Bahçeli ve onun sözcülüğünü yaptığı gücün sadece Soylu’nun arkasında bu şekilde durması tesadüf değildir. 

Sonuç olarak HDP’nin iblisleştirilmesi, Kürt Sorunu’nda şiddet eksenli siyasetin simgesi haline gelmiş İçişleri Bakanı Soylu’nun bu şekilde arkasında durulması, AKP’ye bu ittifak bloku içindeki mevcudiyet gerekçesinin hatırlatılması ve aynı zamanda AKP içinde Kürt Sorunu ve özgürlükler konusunda hangi pragmatik gerekçe ile olursa olsun farklı bir yola sapılmasını verilmiş net bir “ayağınızı denk alın” mesajıdır. 

Buna karşı demokrasi ve barış isteyen tüm güçlerinin yapacağı tek şey ise HDP’nin özgürce siyaset yapma hakkı etrafında birleşmesidir, onun sözünün boğulmaması için siper olmaktır. Paradoks gibi gözükse de, buna AKP’nin bugünkü haliyle değil ama üzerindeki vesayeti kırıp gerçek bir siyasi parti gibi siyaset yapmasını isteyen AKP üyeleri de dahildir. Aksi; siyasetin bu coğrafyada toptan tasfiyesidir.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.