'Yeni dünya düzensizliği' ve kurbanları

Cihan DENİZ yazdı —

  • İçine girilen "yeni dünya düzensizliği"nin, bu haliyle insanlık için daha fazla yıkım, sömürü ve acıdan başka bir şey getirmeyeceği görülüyor.

CİHAN DENİZ

Sovyetler Birliği çözüldüğünde ABD ve yandaşları, “yeni bir dünya düzeninin” kurulduğunu ilan etmişti. Onlara göre sosyalist alternatifin de tasfiyesiyle zaferini ilan eden kapitalizm ve liberal demokrasi, insanlığın ulaşabileceği son noktaydı. Kapitalizm ve liberal demokrasi, insanlığa adeta yer yüzünde cennet vaat ediyordu; insanlar özgür olacak, sınırlar anlamsız hale gelecek, mallar, insanlar, fikirler özgürce dolaşacaktı.  

O ünlü sözleriyle “tarihin sonu” gelmişti; daha ilerisi için kafa yormanın ve mücadele etmenin de bir anlamı yoktu. Halbuki daha ilk günden yanılıyorlardı ve bugün gelinen noktada bu yanılsamanın tabutuna son çiviler çakılıyor. Bu 'yeni dünya düzeni'nin ve dayandığı temellerin, artık bizzat bu düzenin mimarı ABD için bir ayak bağı haline gelmesi için 40 yıl yetti.  Artık ne malların ne fikirlerin ne de insanların “özgürce” dolaşmasına tahammülü olan Amerika, yeni Trump yönetimi ile kendi elleriyle kurduğu düzeni parçalamaya girişti. Eskinin parçalanması ve tasfiyesi ile insanlık küresel ölçekte büyük bir alt üst oluşa sürükleniyor. Diğer bir ifadeyle "tarihin sonu"nun sonuna gelmiş bulunuyoruz. Bu sonun, diğer bir ifadeyle içine girilen "yeni dünya düzensizliği"nin, bu haliyle insanlık için daha fazla yıkım, sömürü ve acıdan başka bir şey getirmeyeceğini görmek için falcı olmaya gerek yoktur.  

Hukuk, norm ve mekanizmalar

“Yeni dünya düzensizliği"nin ilk kurbanlarından biri uluslararası hukuktur, uluslararası normlardır, mekanizmalarıdır. Uzun zamandır zaten fiiliyatta herhangi bir bağlayıcılığı kalmamış olsa da, kağıt üstünde bile olsa varlığından söz edebileceğimiz uluslararası hukukun, normların, kurumların tamamen tasfiye edildiği, uluslararası mekanizmaların anlamını yitirdiği bir sürece girmiş bulunuyoruz. ABD’nin ne uluslararası hukuku ne de kendi iç hukukunu tanımadan Venezuela’ya saldırısı, Karayipler’de sivil tekneleri vurması; Danimarka’ya ait Grönland’ı kendine bağlamak için yaptığı çıkışlar -ki bu sonuncusu NATO çatısı altındaki bir müttefikine ait bir toprağa göz dikmesi anlamına geliyor- uluslararası hukukun, kurumların ve normların geldiği noktayı gösteriyor.

Buna bağlı olarak da insan hakları, kadın hakları, LGBTİ+lar, demokrasi, ekoloji ve benzeri konular, artık uluslararası ilişkilerin bir konusu olmaktan çıktı. Amerika’nın, Venezuela’ya müdahalesinde de görüldüğü gibi artık kimse yalandan bile olsa “demokratikleşme"den bahsetmiyor; bunun yerini yalın bir sömürgeleştirme gerçeği aldı.

İş burada da durmuyor

Hukukun tasfiyesi sadece uluslararası alanla da sınırlı değildir. Buna paralel olarak ülkelerin kendi içindeki kuralları belirleyen iç hukukun da adım adım anlamsızlaştığı, her türlü denge denetim mekanizmasının kaldırılmak istendiği bir eğilim takip ediyor. Küresel ölçekteki “yeni dünya düzensizliği”, yerel ölçeklerde de mevcut yapıları hedef alan “düzensizlikler” ortaya çıkarıyor. Bu “düzensizlikler”, aslında yasama, yürütme ve yargı arasında paylaşılmış gücün, tek bir elde toplandığı bir sistem hedefi içindir.

Küresel ölçekte olduğu gibi ulusal ölçekte de bunun en karakteristik örneğini Amerika’da görmekteyiz. Yasama yürütme ve yargı arasındaki denge ve denetime dayanan liberal demokrasinin en tipik örneği olan Amerikan siyaseti, yeni Trump yönetimi altında yürütmenin başkanlık kararları ile neyin yasa olduğuna –ki bu kararlar çoğu zaman basit idari kararlar değil, kadınlar veya LGBTİ+lar başta olmak üzere toplumun bir kesiminin en temel haklarını hedef alan kararlardır-, neyin yasalara ve Anayasa’ya uygun olduğuna karar verdiği bir sisteme dönüştürülüyor.

Çıplak güce dayanan 'düzen'

Kapitalizmin, küresel ve ulusal ölçekte artık kendine ayak bağı olarak gördüğü liberal demokrasiyi tasfiye ederek onun yerine çıplak güce dayanan, yani gücün hakkı doğurduğu yeni “düzen” getirmeyi amaçlamaktadır. Bu düzende ezilenlerin büyük mücadeleler ve bedellerle kazandığı hak ve özgürlükleri doğal olarak hedef tahtasına oturtuldu. Bu yeni “düzen"de emekçilerin, kadınların, LGBTİ+’ların, göçmenlerin, farklı dini veya ulusal kimliğe sahip olanların haklarına yer yoktur; doğa sadece daha fazla sömürülecek bir şey olarak görülüyor. İşaret fişeği, Trump yönetiminden geldi. Onun arkasında hizalanan küçük ve bölgesel güçler, Amerika'nın kendi ülkesinde ve küresel ölçekte kurmaya çalıştığı yapıyı, ulusal ve bölgesel ölçekte kurmaya girişti. Buna karşı tüm ezilenlerin yapacağı tek şey, dün olduğu gibi bugün de direnmek ve bu saldırıya karşı özgürlükleri savunmaktır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.