Liberal ekonomi ve demokrasinin tasfiyesi

Cihan DENİZ yazdı —

  • İkinci Trump yönetiminin tüm yaptıkları, ABD’yi tek ve meydan okunmaz süper güç yapma çabasıdır. Buna engel olduğu ölçüde liberal ekonomi ve demokrasi de tasfiye edilir.

CİHAN DENİZ

İkinci Trump dönemi, gerek ülke içinde gerekse de ABD dışındaki eylemleriyle kapitalizm ve emperyalizm açısından yeni bir dönemin ilk işaretleri olarak görülmelidir.  Yaşananlar emperyalizme özgü sıradan gelişmeler olarak okunmamalıdır. Yeni bir şeyler doğuyor.

Trump’ın ikinci kez oturduğu koltuğundaki ilk gününden başlayarak göçmenleri, LGBTİ+ları, kadınları hedef alan söylem ve eylemleri, liberal demokrasilerin en önemli dayanak noktası olan güçler ayrılığını, denge ve denetim mekanizmalarını hedef alması, sadece ABD içinde değil, küresel ölçekte kapitalizmin yeni bir sayfa açtığının işaretleridir. Ülke dışında ise ikinci Trump yönetiminde ABD, adeta tüm dünyaya savaş açmış durumdadır. İkinci Trump yönetimi, bir yandan Danimarka gibi onlarca yıldır müttefiki olan bir ülkenin toprağına (Grönland) göz dikmekte, komşusu ve yine en yakın müttefiki Kanada’yı ilhak etmekten veya Panama Kanalı’nı geri almaktan bahsetmektedir, politikalarını kabul etmeyen istediklerini yerine getirmeyen ülkeler ile gümrük vergilerini yükseltmektedir. Diğer yandan egemen bir ülke olan Venezuela’ya yaptığı müdahaleyle Devlet Başkanı Madura’yı kaçırarak ABD’ye getirmesi, Latin Amerika çevresinde uyuşturucu ile mücadele adı altında tekneleri bombalaması, Küba’ya dönük ülkeye petrol sevkiyatını tamamen durdurarak ülkeyi karanlığa mahkum etmesi ve son İran savaşı, yeni Trump yönetiminin ilk bir yılındaki diğer bazı faaliyetleridir.

Liberalizmin tasfiyesi

ABD’nin içte ve dışta yaptıkları bir “delinin” yaptıkları değil, Amerikan merkezli bir soruşturma kapsamında sermayenin hepsi olmasa da önemli bir kesiminin ABD ve dünyaya vermek istediği yeni düzenin ilk adımlarıdır. Bu ilk adımların önemli bir dönemeci ekonomik ve siyasi düzlemde liberalizmin tasfiyesidir. Halbuki kapitalizm, reel sosyalist sistemin yaşadığı tıkanmayla beraber 1990’ların başında Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı’nın dağılmasıyla beraber, nasıl da büyük bir özgüvenle tarihin sonunun geldiğini, liberal ekonomi ve liberal demokrasinin insanlığın ulaşabileceği en nihai noktalar olduğunu iddia etmişti. Bundan öte gidecek köy yoktu ama bugün kapitalizm kendi eliyle o köyü yıkmakta ve insanlığı acı ve gözyaşından başka bir şey veremeyeceği defalarca görülmüş bir düzene mahkum etmeyi amaçlamaktadır, çünkü evdeki hesap çarşıya uymadı. İnsanlığa vaat edilen barış, özgürlük, zenginlik kisvesi altında amaçladıkları küresel Amerikan hegemonyasını kuramadılar. Ayrıca ne kadar bastırılmaya, halkların hafızalarından silinmeye çalışılsa da kapitalist moderniteye alternatif olarak farklı biçim ve yollarıyla ve tüm eksiklik ve yetmezlikleriyle de olsa sol ve sosyalizm varlığını sürdürmeye devam etti.

Küresel denkleme katıldılar

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, ekonomik ve siyasi olarak yaşadığı çöküş ile küresel güç denkleminin dışına itilen Rusya’nın, 2010’larda Putin ile tekrar küresel bir aktör haline gelmesi; 90’ların başında küresel bir güç olmanın çok uzağında olan Çin’in yine aynı yıllarda adım adım kapitalist bir üretim merkezi olmanın ötesine geçip küresel bir güce dönüşmesi; aynı yıllarda Hindistan’ın da önemli bir bölgesel güç haline gelmesi, küresel ölçekte güç ve iktidar mücadelelerini keskinleştiren gelişmelerdi. Buna şimdi bir geri çekilme içinde olsa da özellikle kendi arka bahçeleri, kendi yarım küreleri olarak gördükleri Latin Amerika’daki sol, sosyalist yönetimler de ABD için kabul edilemez bir durumdu.

Yeniden süper güç çabası

İkinci Trump yönetiminin ilk yılındaki tüm yaptıkları tek kutuplu ama büyük güçler arasındaki rekabetin çok keskinleştiği bir dünyada yeniden ABD’yi tek ve meydan okunmaz süper güç yapmanın çabalarıdır. Bu çabada engel olduğu ölçüde liberal ekonomi ve demokrasi de tasfiye edilmesi gereken hedeflerdir.  Buna bağlı olarak, Rusya ve Çin karşısında bozulan dengeyi tekrar kurmak için keskin bir “biz” ve “onlar” ayrımına dayanarak, müttefikleri de dahil herkesin mutlak bir şekilde itaat etmesini sağlamayı amaçlamaktadırlar. Bu düzende aykırı bir sese, fikre, açıklamaya yer yoktur; koşulsuz boyun eğme vardır. Anayasa, uluslararası hukuk gibi meşruiyet kaygıları da yoktur, tersine bunlar bir ayak bağıdır onlar için. Ben yaptım oldu anlayışı hakimdir. Pervasızdırlar. Amaçlarının kendi çıkarları dışında bir şey olmadığını söylemekten çekinmezler. Sürekli övülmek isteseler de başkalarına karşı yalandan bile olsa diplomatik bir dil kullanmazlar; kaba, buyurgan, tehditkâr, aşağılayıcı bir dille muhataplarına hitap ederler. Doğal olarak bu düzende farklılıklara, özgürlüklere yer yoktur; emekçilerin, kadınların, gençlerin, göçmenlerin, farklı kimlikte olanların, LGBTİ+ların ve ezilen diğer tüm kesimlerin bu düzende sesi duyulmaz. 

Buna karşı verilmesi gereken mücadele de bu düzeni üreten liberal demokrasinin sınırlarını aşan yeni ve tüm ezilenleri kapsayan bir demokrasi mücadelesi olmalıdır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.