- Eğer bu coğrafyaya barış, demokrasi ve özgürlükler gelecekse, bunun olmazsa olmaz ilk adımı, yeni bir siyasetin zorunluluğudur. Kürt siyaseti, bu şansa sahip belki de yegane güçtür.
CİHAN DENİZ
'Mutlak butlan' kararı sonrasında Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP’ye geri dönüşü ve bunun ardından CHP’de yaşananlarla ilgili çok şey söylendi, söylenmeye de devam ediyor.
İktidarın ana muhalefet partisini “hukuk” ve “mahkemeler” yoluyla dizayn etmeye çalışması ve bu yolla işlemez hale getirmesi çok önemli olmakla birlikte, bu kararın ve sonrasında yaşananların, Türkiye siyasetinin ve demokrasinin genel yapısal sorunları bağlamında da ele alınması, irdelenmesi, dersler çıkartılması gerekiyor. 'Mutlak butlan', sadece CHP için değil, bu coğrafyada iktidarıyla muhalefetiyle genel olarak siyasetin geldiği yer bağlamında önemli noktalara işaret ediyor. Bu anlamıyla 'mutlak butlan' CHP’si, Türkiye’de siyasetin içinde bulunduğu durumunu bütün çıplaklığıyla görebileceğimiz bir boy aynası gibidir.
Türkiye siyasetinin kendisi
'Mutlak butlan' CHP’si, Türkiye siyasetinin ta kendisidir. Bu karar sonrasında CHP’de yaşananlar, siyasi parti merkezi yönetimleri nezdinde tabanın ve örgüt yapısının ne kadar etkisiz olduğunu; merkezin taban ve parti örgütlerinin taleplerine karşı ne kadar sağır olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Türkiye’ye demokrasi getirme iddiasında olan bir partide demokratik işleyişin zerresinin olmadığını; il, ilçe örgütlerinin iradesinin parti merkezinin iki dudağının arasında olduğunu, tek bir cümlelik kararlarla görevden alınmalarının ne kadar kolay olduğunu gösterdi.
'Mutlak butlan' CHP’sinin başına geçenlerin, halkların, ezilenlerin taleplerine kulaklarını kapatıp Weber’in meşhur ayrımıyla “siyasetten yaşamak” için nasıl gözlerinin döndüğüne şahit oluyoruz. Bunun da CHP ile sınırlı bir durum olarak alıp, ona göre değerlendirmeler yaparsak büyük bir yanılgının içine düşeriz. Karşımızda CHP ile sınırlı bir durum değil, kanserin tüm vücuda yayıldığı hastalıklı bir yapı vardır.
Herkes kendine bakmalıdır
Bu nedenle de kimse, kendine bakmadan, kendi içinde olduğu durumu görmeden 'mutlak butlan' CHP’sini mahkum etmemelidir. Herkes gözündeki merteği görmeden başkalarının gözündeki çöp hakkında konuşuyor. Evet, 'mutlak butlan' antidemokratiktir; evet, demokrasiye bir darbedir. Buna sonuna kadar karşı çıkılmalıdır. Bunları söylerken aynı zamanda kendimizi “biz bu resmin ne kadar içindeyiz” diye sorgulayabilmeliyiz. Cesaretle kendimize “biz ne kadar demokratız, biz ne kadar kendi siyasi dünyamızda demokrasiyi yaşıyor, yaşatıyoruz” diye sorabilmeliyiz. Bunları sormadan, 'mutlak butlan'ı kınamak, işin kolayına kaçmaktır, boşa kürek sallamaktır. Açıkçası, bunlara gerçek ve öz eleştirel cevaplar verilmedikçe, 'mutlak butlan' CHP’si hakkında söylenenlerin bir anlamı yoktur. Dolayısıyla anlamlı bir şey söylemek istiyorsak iğneyi de, çuvaldızı da önce kendimize batırmamız, yani kendi gerçeğimizle yüzleşmemiz gerekiyor.
Biz de resmin dışında değiliz
Maalesef demokratik Kürt siyaseti olarak bizler de bu resmin dışında değiliz. Tüm erkin merkezde toplandığı, yerelin sesinin neredeyse merkeze ulaşmasının imkansız hale geldiği bir parti yapısıyla; yerel ve genel seçimlerde adayların halka ve örgüt yapısına rağmen ve liyakat ilkesi gözardı edilerek belirlenmesiyle; kendi içimizdeki “siyasetten yaşayanlarla”; Kürt halkının oylarıyla seçilmiş olanlar ile temsil ettikleri arasındaki uçurum her gün daha da derinleşmesiyle maalesef biz de bu yapının bir parçasıyız.
Yeni bir siyasetin zorunluluğu
Bu sert gerçeklik karşısında ise yapılması gereken açıktır. Eğer bu coğrafyaya barış, demokrasi ve özgürlükler gelecekse bunun olmazsa olmaz ilk adımı, yeni bir siyasetin zorunluluğudur. Burada kast edilen yeni bir parti kurmak değil, ilkeleriyle yeni bir siyaset yapma tarzının yaşam bulmasını sağlamaktır. Mevcut resim, bizim için de pek iç açıcı olmasa bile, kendi gerçekliği ile doğru ve radikal bir hesaplaşma yapılması şartıyla, dayandığı dünya görüşü, sahip olduğu iddiasıyla Kürt demokratik siyaseti, bu coğrafyada kendi demokratik dönüşümünü yapma şansına sahip belki de yegane güçtür. Bu anlamıyla Türkiye bir yol ayrımındadır: Ya bu başarılacak ya da mevcut tarzla gidilecek ve bunun sonucu olarak da toplum içindeki apolitizasyon, yılgınlık ve umutsuzluk derinleşecektir. Bu da hepimizin kaybetmesi demek olacaktır.