Şiddet toplumu
Cihan DENİZ yazdı —
- İktidar, gerçekle yüzleşmek zorunda kaldığında, sorunun köklerine inmek yerine, tali konulara odaklanıyor. Yaşananları, kendi pozisyonunu kuvvetlendirmek için kullanıyor.
Psikolojik veya fiziksel şiddet, içinde yaşadığımız toplumun en tanımlayıcı özelliklerinden biri haline geldi. Adeta salgın bir hastalık, kanserli bir virüs gibi toplumun tüm hücrelerine kadar yayıldı. Toplumun tüm kesimleri, her alan derecesi farklılık gösterse de bu salgın nedeniyle zehirleniyor. Tabii bu salgın, bir günde ortaya çıkmadı, bir anda tüm topluma yayılmadı.
Bireysel olaylar düzeyinde veya tarihsel gelişimi bağlamında şiddet gerçeğinin altını kazıdıkça, her defasında karşımıza tarih boyunca iktidarlar ve iktidarların sorunlar karşındaki tekçi, cinsiyetçi ama en önemlisi de ötekinin varlığını hedef alan bir zihniyeti olduğunu görmekteyiz. İktidarın merkezinden yayılan bu virüs, toplumun tamamına yayılarak içselleştiriliyor ve şiddet her alanda sorunların çözümünün en temel aracı haline getiriliyor. İktidarın merkezinden doğan bu anlayış, oradan toplumun tamamına yayılıyor; dünyaya bakışını, sorunlar karşısındaki reflekslerini belirliyor ve çözümü şiddete havale ediyor.
Bunun en somut görebileceğimiz noktaların başında Kürt sorunu geliyor. Kürt sorunu karşısındaki inkar politikalarının, bu politikalara karşı Kürt halkının yükselttiği mücadelelerin tarihte eşine çok sık rastlanmayan bir şiddetle bastırılmasının, Kürtlere dönük ayrımcılık, şiddet faillerinin cezasız bırakılmasının, bugün karşılaştığımız bu şiddet salgınının en önemli nedenlerinden biridir. Çok basit bir örnek.
Yıllardır toplumu zehirleyen, Kürt sorunundaki tekçi, inkarcı ve çözümü şiddette gören politikaların bir sonucu olarak, bugün elinde binlerce Kürt’ün kanı olan 'Yeşil' gibi bir katil veya Diyarbakır Zindanı’nda Kürtlere aklın almayacağı işkenceleri yapan Esat Oktay Yıldıran gibi bir işkenceci toplumun bir kesimi tarafından katil veya işkenceci değil, tersine adeta bir kahraman olarak görülüyor. Aynı şekilde özellikle Kürt şehirlerinin takımları ile oynanan futbol maçlarında binlerce Kürt’ün kaçırılarak katledilmesinin simgesi olan “Beyaz Toros” resimlerinin olduğu pankartlar açılarak Kürtlere bir mesaj verilmek isteniyor. Bunların toplumun tümü için geçerli olmadığı, herkesin onları bu şekilde değerlendirmediği kuşkusuz doğrudur. Bununla birlikte toplumun azımsanamayacak bir kesimi tarafından bir katilin, bir işkencecinin kahraman olarak görülebilmesi, şiddetin toplum içinde bu kadar yayılmasında önemli bir ipucudur.
Bu olgu sadece Kürt sorunu ile de sınırlı değildir. Benzer şekilde, toplumun yarısını oluşturan kadınlara karşı şiddetin normalleştirilmesi de toplumdaki bu şiddet salgınının bir diğer tetikleyicisidir. Kadına karşı şiddetin sürekli gerekçelendirilerek bu şiddeti adeta meşrulaştıran ve faillerini aklayan söylemlerin ve pratiklerin bu derece hakim olduğu bir yerde şiddet istisna değil bir kuraldır. Bunu iktidarların devrimcilere, emekçilere, dinsel ve ulusal azınlıklara, gençlere, LGBTİ+’lara dönük pratikleri ve topluma yansımalarında da görebiliriz.
Bu coğrafyada tarih boyunca iktidarlar ve mevcut iktidar da, son örneği Maraş ve Urfa’daki okul saldırılarında olduğu gibi, bu gerçekle yüzleşmek zorunda kaldığında, sorunun köklerine inmek yerine, yani kendisi ile yüzleşmek yerine, tali konulara odaklanıyor. Asıl amaç da sorunu çözmek değil, yaşananları kendi pozisyonunu kuvvetlendirmek için kullanıyor. Dün böyleydi, bugün de değişen bir şey yok.
İktidar, son saldırıları yasakçı, denetleyici ve kadını daha da baskı altına alacak politikalarını topluma dayatmak için bir gerekçe olarak kullanıyor. Saldırılar sonrasında tüm iktidar sözcüleri adeta ağız birliği etmişçesine sosyal medyayı bu saldırıların günah keçisi ilan etmiş durumdadır.
Ortada toplumsal bir kriz vardır. Bu krize bir çözüm bulmak ertelenemez bir görevdir. Bu kolay bir görev değildir. Belki ne yapılması gerektiğini söylemek zordur ama yapılması gerekenin bu krizi daha da derinleştirecek yeni yasaklar getirmek ve toplum üzerindeki denetimi sıkılaştırmak olmadığı açıktır.
