Bitmeyen hınç

Cihan DENİZ yazdı —

  • Kendilerini “solcu”, “sosyalist”, “devrimci” olarak tanımlayan bir kısım çevrenin, ezen ulus refleksiyle Rojava’daki son durumdan mutluluk duyduğunu görüyoruz. 

CİHAN DENİZ

Suriye’de uluslararası güçlerin onayı ve göz yummasıyla Kürtlere karşı başlatılan topyekun saldırı, sebep olduğu büyük yıkım, acı ve gözyaşının yanı sıra bu coğrafyada neredeyse her kesimde Kürtlere dönük tahammülsüzlüğü, çekememezliği, haset ve hıncı bir kez daha gözler önüne serdi. Dost da, düşman da, dost görünümlü düşman da gerçek yüzünü bir kez daha gösterdi.

Mevcut durumda Türkiye siyasetindeki en büyük öncelikli gündemleri laiklik, seküler yaşama dönük tehditler olan kimi ulusalcı kesimler, mevzubahis Kürtler ve kazanımları olunca bu “hassasiyetleri” bir kenara koydu. Türkiye’nin hemen sınırının ötesinde seküler, kadın özgürleşmesini varlık nedeni yapmış bir Kürt bölgesi yerine, her şeyi bir yana bırakalım daha kadınların yüzündeki makyaja bile tahammülü olmayan bir anlayışla komşu olmayı güle oynaya kabul ettiler. Kadın bedenine yönelmiş en aşağılık saldırıları, daha aşağılık şekillerle onayladılar. Kürt karşıtlığı her şeyin önünde olan bu kesimlerin “sekülerliği” de “laikliği” de Kürtler ile komşu oluncaya kadardır.

Kendilerini “solcu”, “sosyalist”, “devrimci” olarak tanımlayan bir kısım çevrenin de bir türlü hesaplaşamadıkları, içlerinden söküp atamadıkları ezen ulus refleksi ile Rojava’da Kürtlere dönük saldırılar sonucu ortaya çıkan durumdan için için mutluluk duyduğunu, en azından orada yaşananlar karşısında soğuk, mesafeli ve umursamaz bir tutum aldığını görüyoruz.  Burada kastedilen tabii ki en son bu hafta sonunda da Kürtler ile beraber alanlara çıkan, beraber mücadele eden kesimler değildir.

Bir açıklama bile yapmayan

Kast edilen dünyanın öbür ucundaki en küçük bir hareketten bile heyecan duyan, bu hareketlere karşı saldırılar karşısında enternasyonalist refleksler geliştiren ama konu burunlarının dibindeki Kürtler ve onların verdiği mücadele olduğunda karınlarından konuşmaya başlayan, en basit bir tepki için bile kırk dereden su getiren kesimlerdir. Bırakın destek için sokağa çıkmayı, Rojava’da Kürt halkının yanında olduklarını belirten bir açıklama bile yapmayan, ağızlarında ve kalemlerinden sadece soğuk ve kuru “politik” analizler dökülen kesimlerdir.

Kimse onlardan Marx’ın aslında erken başlamış bir devrim olarak gördüğü Paris Komünü karşısında aldığı tutumu, yani devrim patladığında ve sonrasında da yoğun bir saldırı altında kaldığında eleştirilerini bir yana koyup devrimi sahiplenen bir duruş beklemiyor. Bu kadarı insanı şaşırtmasa da kendini “devrimci” ve “sosyalist” olarak görenlerin geldiği nokta açısından hüzünlendiriyor. Bu iki kesim içinde aslında tam da varlığı zamanla zehirleyen kronik bir haset,  yaratıcı bir "evet" yerine, reaksiyoner, gerici bir "hayır" olan Nietzsche’deki hınçtır. 

Ezen ulus ve ezen sınıf

Hınç, yaratıcı gücü olmayan, sadece yaratıcı gücü olana duyduğu haset ile onu kendi güçsüzlüğüne çekmeye çalışan köle ruhluların duygularını dışa vurma şeklidir. Bugün bu kesimler tam da bu yaratıcı, dönüştürücü güçten yoksun olmalarının yanı sıra içlerindeki ezen ulus ve ne kadar solcu olduklarını iddia etseler de sınıfsal olarak asla emekçilerin bir parçası olmayı beceremedikleri için ezen sınıf kibriyle Kürt halkının ve mücadelesinin elde ettiği başarılar karşısında hınçlanıyor.

“Ezik”, “cahil”, “köylü” olarak gördükleri Kürtlerin, sadece mücadele ve kazanımlar olarak da değil, düşünsel olarak da kendilerini fersah fersah geride bıraktığı, tüm dünyada üzerine düşünülen, tartışılan bir alternatif ortaya koyabileceği gerçeğini içlerine sindiremezler.

Onlara göre sekülerizm de, Marksizm de, sosyalizm de, devrim de tekelindedir; Kürtlerin bu konularda laf söylemeye, kendi teorilerini geliştirmeye, buna dayanarak yeni bir alternatif ortaya koymaya hakları yoktur.

Kürtlerin başarısızlığından mutlular

Bu hıncın sonucu olarak, “teorik” kurnazlıklarla Kürtlerin mücadelesini, kazanımlarını küçümsüyorlar; tüm zorluklara, imkansızlıklara rağmen yeşertilmeye çalışılan alternatif yaşamı önemsizleştiriyorlar. En kötüsü de onları zehirleyen bu hınçla Kürtlerin başarısından mutsuz ve tersinden başarısızlığından mutluluk duyar haldeler. Bir türlü devrim olarak görmedikleri Rojava’da mevcut ortaya çıkan durumu, Kürtlerin siyasi projelerinin yanlışlanması, tersinden de kendi “teorileri"nin doğrulanması olarak görüp gizli bir haz duyarlar. Kendileri bir şey başaramasa da durumu Kürtlerin “başarısızlığı” görüp Kürtler ile “başarısızlıkta” eşitlenmekten mutluluk duyarlar.

Rojava deneyimi özellikle de bu deyimin dayandığı düşünsel temeller, her yönden saldırı altındadır. Bize düşen, kim ne düşünürse düşünsün gerekli dersleri çıkartarak, tüm bir dönemi öz eleştirel bir süzgeçten geçirerek, tüm halklara umut olmuş hayallere daha sıkı sıkıya sarılmak ve kendi bildiğimiz yoldan yürümektir.    

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2026 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.