1 Mayıs’a doğru
Cihan DENİZ yazdı —
- Kürt mücadelesini inatla sol dışında, hatta sol karşısında görüp sınıf mücadelesini karşısına konumlandıranlar, ne kadar “sol” görünürlerse görünsünler sabotajcıdır.
Bu coğrafyada egemenlerin tarih boyunca en büyük korkuları, farklı ezilen kesimlerin verdikleri mücadelelerin aynı nehirde buluşması ve önlerine dikilen bentleri parçalayıp geçmesidir. Bir mücadelenin diğerlerinin önüne geçmediği, herkesin kendi kimliği, kendi sorunları ve kendi hedefleri etrafında eşit bir şekilde yer alacağı birleşik bir mücadele, ezenlerin en büyük kabusudur.
Ezilenlerin birleşik mücadelesinin karşılarındaki en büyük tehdit olduğunu bildiklerinden, ezenlerin en temel hedefi ezilen kesimlerin mücadelelerini birbirlerinden soyutlayarak izole etmektir. Dolayısıyla da ezilen kesimlerin bir araya gelmesinin önüne geçmek için her türlü oyuna, manipülasyona başvurmuşlardır, her türlü kimliğe bürünmüşlerdir. Yeri gelmiş inançsal farklılıkları kullanarak, yer gelmiş ulusal hassasiyetleri kaşıyarak, yeri gelmiş “sol” görünerek başta sınıf ve kimlik mücadeleleri olmak üzere ezilenlerin mücadelelerinin birliğini sabote etmeye çalışmışlardır.
Tabii sadece bununla da kalmayıp ezilen kesimlerin verdikleri mücadelelerde kendi içlerindeki birliğin ve beraberliğin de parçalanması için her türlü yol başvurmuşlardır. Örneğin; Kürtler kendi içlerinde ulusal birliklerini sağlayamamışsa veya birleşik bir işçi sınıfı mücadelesinden bahsedemiyorsak bunun nedenini bu kesimlerin içlerindeki sorunlardan önce bu alanlara dönük ezenlerin tarih boyunca yaptıkları müdahaleler ile rahatlıkla çözülebilecek konuların nasıl düşmanlıklar haline getirildiğinde aramak gerekmektedir. Tüm bunlardan dolayı da, baskı ve zor aygıtlarından önce ezenlerin ezilenlerin yan yana gelmesine mani olmak için yaptığı oyunların ve çabaların onların asıl varlık sigortası olduğunu söylemek abartı olmayacaktır.
Bu, dün de böyleydi; bugün de değişine bir şey yok. Bugün de ezenlerin en büyük endişesi ezilen kesimlerin kendi iç birliklerini sağlayarak geniş bir ezilenler cephesi kurmasıdır. Daha açıkçası, kendi ulusal birliklerini sağlayan Kürt mücadelesi, sınıf mücadelesi ve kadın özgürlük mücadelesinin, ekolojik mücadele başta olmak üzere ezilenlerin kuracağı ortak bir mücadele birliğinin bu coğrafyadaki yegane dönüştürücü ve özgürleştirici güç olduğunu çok iyi biliyorlar.
Tüm çabaları da buna mani olmak içindir. Onca krize rağmen eğer tekçi, inkarcı ve cinsiyetçi anlayış bu coğrafyada hala varlığını sürdürmeye devam ediyorsa, maalesef bu çabalarında başarısız oldukları da söylenemez. Bu oyunlar ve manipülasyonlar bugün de devam etmektedir.
Kürtler ve LGBTİ+lar üzerinden kadın mücadelesini parçalamaya ve özünden koparmaya çalışanlar; yine ne oldukları belli (!) olmayan bir kadın örgütü adı altında ne anlama geldiği çok açık olan ellerindeki sarı torbalarla Ankara’daki işçi direnişini provoke ederek sınıf mücadelesi ile Kürt mücadelesi arasındaki köprüleri atmaya çalışanlar ve benzerleri tam da iktidarın ezilenlerin birliğini parçalama oyunlarının piyonlarıdır. Benzer şekilde onlarca yıllık duruşuna ve mücadelesine rağmen Kürt mücadelesini inatla sol dışında ve hatta sol karşısında görenler, sınıf mücadelesini Kürt mücadelesinin karşısına konumlandıranlar da, ne kadar “sol” görünürlerse görünsünler bunlardan anlayış ve zihniyet olarak çok uzakta değildirler.
Eğer egemenlerin oyunu buysa bozmanın yolu da çok açıktır. İktidarların ezilenlerin direnişlerini ve mücadelelerini parçalayan, onları birbirinden koparan anlayışına karşı, yarınların bugünlerden daha yaşanılır olmasını istiyorsak bu mücadeleler arasındaki bağları daha da güçlendirmekten ve ortak bir mücadele cephesini örmekten başka bir yolumuz da şansımız da yoktur. Bunun önümüzdeki ilk adımı ise bir yandan Kürtlerin kendi içlerindeki ulusal birliği sağlaması ve bu birliğin sesi ve gücünün sınıf mücadelesi ile buluşmasını sağlamaktır. 1 Mayıs'ı hiç kimsenin hiç kimsenin sesini boğmadan tüm alanlarda en güçlü bir şekilde karşılayarak ezilenlerin ortak sesinin her yerde duyulmasını sağlamaktır.
Öyleyse bir kez daha “sosyalizmde ısrar insan olmakta ısrardır” şiarıyla ve 8 Mart’tan, Newroz’dan gelen güç ve enerji ile 1 Mayıs’ta barışın, özgürlüğün, demokrasinin, adaletin ve eşitliliğin sesini yükseltmeye.
Bu duygularla tüm Yeni Özgür Politika ailesinin 1 Mayıs’ını kutluyorum.
Bijî Yek Gulan!
