Başlıyorum

Hatice ERGÜN yazdı —

28 Aralık 2020 Pazartesi - 23:00

  • Başlarken ne yazmalı? Bir merhaba desem ve tembellik yapsam? Serde siyaset bilimcilik var, her merhabanın bir hesabı, bir gündemi, politikası, katılımı, hak mücadelesi, iktidar kaygısı, iktidar analizi, cinsiyeti, cinsiyet kimliği de var. Bu köşede fikrim neyse zikrim öyle olacak.

Yıllarca akademik metinler yazmış, arada kıyaslanamayacak azlıkta feminist aktivist metnin hazırlanmasına katılmış bir feministin ilk köşe yazısı nasıl olur? Bir başlangıç yazısı yazar; giriş niyetine…

Başlarken ne yazmalı? Bir merhaba desem ve tembellik yapsam? Serde siyaset bilimcilik var, her merhabanın bir hesabı, bir gündemi, politikası, katılımı, hak mücadelesi, iktidar kaygısı, iktidar analizi, cinsiyeti, cinsiyet kimliği de var. Kuru ya da arkadaşçasından bir merhaba yetmez. Gerçi bazı düşünürlere göre arkadaşlık da pekâlâ siyasal; konu bir arada yaşamak olunca ve siyasetten anladığımız salt yönetim olmadıkça neden olmasın? Buna göre, arkadaşlığın farklı formları var. Karşılıklı çıkara, faydaya bağlı olarak kurulabiliyor; birlikte zaman geçirmekten keyif alanlar arkadaş olabiliyor; benzer fikirlere, görüşlere, ideallere sahip olanlar da. Bu formlarda hep bir denge temasından bahsetmek mümkün. Bugün retorikte en yaygın pratikte, en az görünen form ise sevgi ilişkisi olarak arkadaşlık: Kişiler birbirlerini çok sevdikleri için arkadaş olabiliyorlar; tersi değil.

İçerisinden geçtiğimiz pandemi süreci bu açıdan örnekleyici. Gözümüze sokulanlardan başlayacak olursam; vatandaşları, seçmenleri çamaşır suyu içmeye çağıran devlet başkanından 65+ vatandaşlara doğuştan virüslü muamelesi yapan yöneticilere, politika oluşturuculara ve uygulayıcılara, Covid-19’u muhaliflerin uydurduğu bir aldatmaca olarak gören yöneticilerden Covid-19’a karşı geliştirilen aşıları Türklüğe yönelen bir tehdit olarak görenlere uzanan bir çizgide seyreden hükmedenlerin ve onların hükmedilen uzantılarının aklı, makul ilişkileri, karşılıklı tanımayı, birlikte yaşamayı, dayanışmayı, birlikte yaşamak açısından elzem hakları bir kenara itiveren, asgari düzeyde duygusal zekâyı bile çöpe atan uygulamalar, sözler, kavgalardan bahsedebilirim. Tüm bunlar kakofoniyi çağrıştırıyor. Herkesin elinden, ağzından çıkıverenlerle oluşan anlamsızlıklar sarmalı... Kamu sağlığı açısından halihazırda riskli bir politika tercihini, sürü bağışıklığını öneren refah devleti yöneticilerinin yanında serbest piyasanın işlerliği hatırına eğitim kurumlarının, iş yerlerinin, lokantaların ve diğer özel işletmelerin virüsün yayılmasından sorumlu olmadıklarının aslı sorumluların maske takmayan, aralarında gereken mesafeyi bırakmayan insanlar olduklarını söyleyen yöneticilerden ‘en uygun/iyi/güçlü olan yaşamaya devam eder’ saptamasını siyasetin ve toplumun göbeğine yerleştirenlere uzanan bir çizgide pandemiyi normale çevirmeye niyet edenlerden bahsetmek mümkün.
Öte yandan, dünya genelinde günde Covid-19 + tanısı konan hastaların, hastaneye yatırılanların ve Covid-19 bağlantılı ölümlerin sayısında istikrarlı artış yaşanırken, genel seçimler, başkanlık seçimleri yapılmaya devam ediliyor; savaşlar durmuyor; açlık, yoksulluk durmuyor, tam tersine pandemi bahanesiyle artıyor; pandemi bahanesiyle sokaklar yasaklanmakla kalmıyor, sokağı kendimize yasaklıyoruz. Ama ısrarla iş görmeye, sömürüye devam ediyoruz.

Bir yandan evin sıcaklığına, yaşamın evde güvenli olduğuna ikna olmamız için reklamlardan geçiyoruz; diğer yandan 2020’de pandemili pandemisiz dönemler boyunca ayda ortalama 25 kadın erkekler tarafından öldürülüyor. LGBTİ+ kişiler heteronormatif aile evlerinde sıkışıp kalıyorlar. Savaşlar devam ediyor; emekçiler daha fazla yoksullaşmaya, sınıf-altına itilirken savunma sanayi palazlanıyor, savaşlar durmuyor; savaşlar kendi iç dinamiklerinin işaretlediği salgınla Covid-19 pandemisini bir arada işletiyorlar. İnsanların kırımı, insan kıyımı doğanın, insan-dışı canlıların kıyımını savaşlara iliştirilen özel koşullardan çıkarıyor, genele yayıyor.

Merhabayı pandemi içinden kurmak böylesine bir resmi beraberinde getiriyor. Ama umut hep var; umut güzel günlere bakan gözümüzde, güzel günleri çağıran sözümüzde, dayanışmayı inatla isteyen irademizde ve bütün bunları birlikte yaşatan kolektif gücümüzde. Umut saçmalıklara teslim olmamakta.
Merhaba!. Bu köşede fikrim neyse zikrim öyle olacak.

paylaş

Hatice ERGÜN

Hatice ERGÜN yazıları

TERÖR!
28 Şubat

HAYAL
8 Şubat

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.