• 'Antranik' adı, mazlum halkların hafızasına silinmemecesine kazındı, efsane olup kulaktan kulağa, ocaktan ocağa dolaştı. Ölümünden bir asır sonra bile saygıyla anılmasının nedeni var.

NUBAR OZANYAN

Kürt halkına yönelik taşlı sopalı ırkçı saldırıların sonu gelmiyor. Zonguldak ve Düzce’de bir lokma ekmek peşinde koşan Kürt emekçilere karşı linç girişimlerini izledik hep birlikte. Bazılarının iddiasının aksine ne “Tahrik üzerine” tesadüfen, anlık gelişen olaylardır bunlar ne de “birkaç kendini bilmez” insanın gerçekleştirdiği kendiliğinden saldırılar.

Bizler çok iyi biliyoruz ki; bu topraklarda yaşayıp da Türk olmayan, Türkçe konuşmayan, başta Ermeniler olmak üzere Rumlar, Asuriler, Süryaniler, Kürtler 130 yıldan beri, sistematik bir şekilde katliamlara, ırkçı linç saldırılarına uğramış, her türlü hakaret ve aşağılamalara maruz kalmışlardır. Gün yüzü görmeyen, gösterilmeyen bu kadim halklar, sürekli bir ölüm ve katliam tehdidi altında yaşamış, rahat nefes aldıkları bir günleri bile olmamıştır.

Tarih bilinci olmayanların yaşamlarını ve geleceklerini şiddetten uzak özgürce kurmaları mümkün değildir. Bugün Zonguldak ve Düzce’de yaşanan utanç verici soykırımcı ırkçı saldırıların daha ağır sonuçlarını Ermeni halkı yaşamış ve yıllarca tanıklık etmiştir.

Zulüm varsa direniş haktır

Elbette insanlık varolduğundan beri zulmün olduğu her yerde direniş de bir haktır. Gadre uğrayan her mazlum halk gibi Ermeni halkı da maruz kaldığı zulüm karşısında kendi bağrından, savunmasını üstlenecek “Fedai”ler çıkarmakta gecikmeyecektir. İşte bunlardan biridir Antranik Ozanyan. “Benim kavgam devlete ve beylere karşıdır" diyerek, Osmanlı yönetimine ve onlarla iş birliği yapan yörenin bir avuç beylerine karşı bayrak açmanın adıdır. Kimliklerine ve inançlarına yönelik bitmeyen saldırılara uğrayan Ermeni halkının bağrından çıkan bu büyük Fedai Komutan, "Ben ezilenlerin milletindenim” diyerek, mazlum Ermeni ve Kürt halkının yanı olarak belirlemiştir ilk günden itibaren yerini.     

Neredeyse bir asır önce, 31 Ağustos 1927'de sonsuzluğa uğurlanmıştı kendisini halkların özgürlük mücadelesine adamış olan bu koca yürekli General Ozanyan. O gün, o sonsuzluğa uğurlanırken arkasından gözyaşı döken Ermeni ve yoksul Kürt halkı da kaybetmiş oluyordu. Batı Ermenistan kurtuluş mücadelesine mal olmuş, yüreği özgürlük için çarpan en değerli fedai öncünün anısına nice Ermenice ve Kürtçe ağıtlar yakıldı, şiirler yazıldı, efsaneler anlatıldı. 

Aradan bunca yıl geçmesine karşın ne Ermeni ve Kürt halkı unuttu Antranik Ozanyan adını ne de soykırımcı Türk generalleri. Mazlum Ermeni halkı için ne kadar büyük bir halk kahramanı olarak adı dillerde dolaşıyorsa Türk muktedirleri ve generalleri için de o kadar acımasız bir eşkiya, başı ezilmesi gereken bir çete reisi olarak lanetle anılıyordu adı.

25 Şubat 1865'te Giresun’a bağlı Şebinkarahisar'da doğan Antranik, ilk eylemini babasını döven bir Türk’ü öldürüp İstanbul’a kaçarak gerçekleştirmiştir. Ermeni halkının zorba Osmanlı yönetimi altında her türlü haktan ve hukuktan yoksun adaletsiz bir yaşamın kölesi durumunda olduğu yıllardır o yıllar.  Kendilerine dayatılan ağır vergiler yetmiyormuş gibi bir de vergi toplayıcılarının zulmü hakaret ve aşağılamaları altında ezildikleri yıllar. Yoksul Ermeni köylülerinin, borçlarını ödemek için topraklarını terk edip göç etmek zorunda kaldıkları günler. Geride bırakmak zorunda oldukları evlerine, köylerine, topraklarına yörenin iş birlikçi beylerinin büyük bir iştahla çöktüklerini yaşlı gözlerle izledikleri kara günler...

İşte o günlerde bu ümitsiz ve ezik halkın bağrından bir umut olarak çıkar Ermeni Fedai Hareketi. Çok geçmeden, Serop Ağpür’ün oluşturduğu Fedai Hareketi'ne katılır Şebinkarahisarlı Antranik Ozanyan da. 

Direniş varsa ihanet de var

Serop Ağpür, ilk Ermeni Fedai Hareketi'nin komutanı ve öncüsüdür. Başta zulüm imparatorluğu olan Osmanlı yönetimi olmak üzere bölgede bir avuç Osmanlı iş birlikçisi bazı ağa ve beylere karşı silahlı direnişi ilk geliştirenlerden. Zalime meydan okuyuşu, savaştaki kahramanlığı, hak bilirliği ile halkın gönlünde büyük bir yer edinir kısa sürede, ancak fazla uzun sürmez bu durum. Ne yazık ki  bir Ermeni köylünün ihaneti sonucu zehirlenerek öldürülür. Bu da yetmiyormuş gibi, Osmanlı iş birlikçisi Xerzan aşiret ağası Bîşarê Xelîl tarafından başı kesilerek bir heybeye konulur ve yöredeki bütün Ermeni köyleri dolaştırılarak teşhir edilir. Amaçları Ermeni halkı arasında büyük bir korku ve ümitsizlik yaratmaktır, yaratırlar da. Yoksul Ermeni köylülerini koruyan, savunan en güvendikleri fedai komutanları artık yoktur! Hayal kırıklığı ve ümitsizlik, yoksul Ermeni köylüleri üzerinde kara bir kabus gibi çöker.     

Her şeye rağmen zulmün ağırlıklı olarak yaşandığı Sason bölgesinde Ermeni fedai direnişi güçlenerek, gelişir. Gelişen bu halk hareketi karşısında Osmanlı yöneticilerinin yegane düşüncesi Sason’da yükselip bölgeyi kucaklayacak olan özgürlük hayalinin yayılmasının engellenmesi ve olabildiğince kanlı bastırılması olur.

Bitlis'in askeri komutanı Ali Paşa, 3 bin kişilik askeri gücüyle Sason direnişini bastırmak için harekete geçer. Osmanlı paşasına dönemin 'korucu başı' Bişarê Xelîl ve adamları eşlik eder. Komutan Serop’un katledilmesi katliamcı orduya güç verir.

Sibank köyüne baskın düzenleyen Osmanlı paşasına, içlerinde köy muhtarının da bulunduğu çok az sayıdaki direnişçi karşı koyar. Osmanlı savunmasını yaran muhtar ve direnişçiler dağa çıkarken, geride kalan silahsız köylüler kiliseye sığınır. Ali Paşa’nın silahsız da olsa Ermeni görmeye tahammülü yoktur. Onun emriyle diri diri yakılır köy kilisesine sığınmış olan silahsız köylüler. Köyün üzerinden yanık insan kokusu acı dolu insan çığlıklarıyla birlikte yükselir gökyüzüne. Yükselen bu duman, kapkara bir Osmanlı korkusu olup çöker bütün Ermeni köylerinin üstüne. 

Birlikten güç doğar

Fedai komutanı Serop Ağpür’ün öldürülmesi, Sibank köyünün yakılması, Sasonlu fedailerin yüreklerini öfke doldurur. Zalim bey Bişarê Xelîl, sadece Ermeni köylülerine değil, yöredeki Kürt köylerine ve küçük aşiretlere yaptığı zulümle de ünlüdür. Muş’taki Osmanlı valisinin sadık dostu ve adamı olan bu Kürt aşiret reisinin zulmünden en çok acı çeken de Mala Şêxo reisliğindeki Kürt aşiretidir. Bişarê Xelîl, kendisine rakip gördüğü Mala Şêxo’yu cezalandırmak için Muş Valisi'nden yardım ister. O ne kadar Muş Valisi ile dostsa Mala Şêxo da Fedai komutanı Antranik ile o derece dosttur. İki dost, olası saldırıda birlikte direnip savaşacakları sözünü verirler. Şêxo, Ermeni Fedai komutana “Siz bizimle olduğunuz sürece biz yenilmeyeceğiz” der. Öpüşüp kucaklaşarak vedalaşan iki sadık dost, gerçekten de sözlerinde dururlar. Bu vefalı ve sadık geniş Kürt aile, Antranik ile dostluğunu yıllarca sürdürür. 1915 Ermeni Soykırımı'nda Antranik’in dostu Mala Şêxo, yüzlerce Ermeni aileyi saklar, hayatlarını kurtarır.

Ermeni fedaileri, bölgenin en gaddar 'korucu başı' olan Bişarê Xelîl’in peşine düşüp adım adım izler. Nihayet, onun Kürt aşiret reisi Mala Şêxo’nun evine saldırmak için Mûş’tan yola çıkacağı haberini alırlar. Bölgedeki Ermenilere karşı gösterdiği “kahramanlık” için Sultan Abdülhamit tarafından kendisine hediye olarak gönderilen madalyayı almak için Mûş'a gitmiş olan korucu başı Xelîl dönüş yolunda, pusu atmak için yolunu gözleyen fedailerden habersizdir.

Kurulan pusuda ağanın birkaç koruması saf dışı bırakılır. Ağanın atı ayağından yaralanır. Bişarê Xelîl sağ yakalanır. Fedailerin amacı da zaten onu sağ yakalamaktır.

Sağ ele geçen Bişarê Xelîl ile Antranik arasında geçen diyalog gerçekten öğreticidir:

Bişarê Xelîl sen misin?”

“Evet”

“Serop Ağpür’ün başını kesip Muş, Bitlis meydanlarında gösteren sen miydin?”

Sessizlik hüküm sürer.

“Ali Paşa ile Sibank köyünde 27 kadın ve çocuğu kiliseye doldurup, diri diri yakan sen miydin?”

Bişarê Xelîl'in başı öne eğik yere bakar.

Antranik Paşa, “Sen Serop Paşa'nın başını ölüyken kestin. Ben senin başını sağken keseceğim” der ve söylediğini yapar. Zalim ağanın kesik başı bir heybeye konur, üzerlerine çöken korku bulutlarını dağıtmak istercesine Ermeni köylerinde dolaştırılır.

Bişarê Xelîl'in eşi etraftaki köylülere haber salarak,  “Antranik’in kafasını kim keserse onunla evleneceğim” der.

Tabii ki sadece söz olarak kalır bu vaat, hiçbir zaman gerçekleşemez.

Bişarê Xelîl'in başının kesilmesinde sonra Ermeni ve Kürt köylüleri arasında büyük sevinç gösterileri yapılır. Bu olayla Antranik adı mazlum halkların hafızasına silinmemecesine kazınır, efsane olup kulaktan kulağa, ocaktan ocağa dolaşır. Ölümünden bir asır sonra bile Antranik adının sadece Ermeni köylüler arasında değil, Kürt köylüleri arasında da halen saygıyla, sevgiyle anılıyor olmasının, adına yakılan her iki dildeki şarkıların günümüze dek gelmesinin bir nedeni de budur. 

Ölümsüz anısı önünde bir kez daha saygıyla.