- Zulmün yaşandığı en barbar günlerde ne Kürt kimliğinden taviz verdi ne de devrimci kimliğinden. Kan içindeydi ama başı hep dikti ve devrimci onurunu hiç yere düşürmedi.
NUBAR OZANYAN
Ne zaman 5 Nolu Zindan’dan sağ çıkan arkadaşlarımdan birinin sonsuzluğa kanat çırptığı haberini alsam hemen içimde fırtınalar kopmaya başlar. Büyük bir sarsıntı geçirir, ağır bir deprem yaşarım iç dünyamda.
Mehdi Zana’nın ölüm haberini aldığımda da aynı duyguların girdabında debelenip durdum. Bu haberi alan her onur ve vicdan sahibi insan, bir parça da olsa hüzünlenmiştir ama benim gibilerin içi bir başka acımıştır.
Haberi aldığımda, orada yaşanan acıları tanımlayabilecek kelimelerin henüz keşfedilmediği 5 Nolu Zindan karanlığı canlandı gözümde. Buna bağlı onlarca yürek dağlayan acı anı da tabii ki. Ailelerin ve bir avuç insan hakları savunucusunun canhıraş çabasıyla nihayet Avrupa’dan gelen bir grup insan hakları savunucusundan oluşan heyetin tarihi 5 Nolu Zindan ziyareti aklıma geliyor. Hem de ne ziyaret. Ellerinde o dönem, Diyarbakır Zindanı'nda işkenceyle öldürüldüler haberlerinin iki simge ismi Mazlum Doğan, Mehdi Zana ile birlikte benim ismim de var ve heyet, gerçekten de üçümüzün de yaşayıp yaşamadığını kendi gözleri ile görmeden cezaevinden çıkmamakta kararlı. Bizi sağ salim karşılarında görünce her şeyin günlük gülistanlık olduğunu farzedip rahat döneceklerdi ülkelerine. Nereden bilecekler karşılarında yüzlerine gülenin aslında ne gibi bir canavar olduğunu.
O günü unutmuyorum
Hiç unutmuyorum; o gün, orada Esat Oktay’ın yüzündeki o iğrenç ifadeyi. Hele de elleriyle bizleri işaret edip heyete gösterirken takındığı o küstah tavır, her zamankinin iki katı, üç katı belki de 10 katı kadar daha iğrençti sanki. “Bakın, işte üçü de burada, karşınızda. Görüyorsunuz değil mi canlılar işte. Hem de nasıl da sağlıklı görünüyorlar değil mi?” dedi ve heyetin bir şey demesini beklemeden bizlere dönerek, “Haydi söyleyin bakalım misafirlerimize ne kadar iyi olduğunuzu, iyisiniz değil mi? Güya sizlere kötü muamele yapılıyormuş, işkence altındaymışsınız burada? Korkmayın varsa söyleyin, hemen çaresine bakayım. Ta Avrupalardan sizleri merak edip gelmiş bu heyet. Hatta öldüler diye bile çıkmış adlarınız dış basında. Hadi söyleyin var mı böyle bir şey?’’ derken öyle iğrenç bir sırıtışı vardı ki. Halbuki, her gün payımıza düşenin dışında ek olarak adına “Dayak Geçiş Merasimi” dedikleri uygulama payımıza düştü. Heyetin bizleri görmek istediği odaya gelebilmek için yürüdüğümüz koridor boyunca ne iğrenç küfürler yemiş, ne ağır tehditlere ve tekmelere maruz kalmıştık üçümüz de. Acılar içinde sokulmuştuk o kapıdan içeri, heyetin karşısına ve değil karşılarında konuşmak, yüzlerine bile bakamamıştık doğru dürüst.
Göğüs germesini bildi
Birçok Kürt aydını, devrimcisi gibi Xalê Mehdi de ağır işkencelerden geçenlerden biriydi 5 Nolu’da. Kolay dayanılamayacak işkencelere göğüs germesini bildi. Kendi yaşadıkları neyse de, hepimiz gibi o da ölüm dolu işkencelerin son bulması için Dörtler'in, dört devrimci canın, yere bağdaş kurup üzerlerine tiner dökerek bedenlerini ateşe vermesiyle kavruldu. Bu yetmedi, bedenini ölüme yatıran canların kalas ve cop darbeleri altında inim inim inleyen acı feryatlarını duydu... Kim unutabilir ki, ölüme ramak kala bir damla suya bile hasret gidenlerimizi. Son vasiyetleri bile yerine getirilmeyenlerimizi. Unutmak mümkün mü, ölenlerin önlerine dökülen gözleri ve tenlerini?
Sadece bir karabasan değil, aynı zamanda kara bir fermandır 12 Eylül Kürt halkı ve onurlu öncüleri için. Haritada adı doğru dürüst bilinmeyen Kürt köylerinde yoksul köylülerin bir sabah vaktinde eşlerinin ve çocuklarının gözleri önünde, asker postalları altında, yerlerde sürüklenerek cemselere bindirilip gözleri bağlı bir şekilde bilinmezliğe götürülmesinin fermanını. En ağır zulmu görüp en yoğun sürek avını yaşadı bu dönemde Kürt köylüleri, aydınları, sanatçıları, öğretmenleri ve elbette devrimcileri. En aşağılık uygulamalara maruz kalacakları 5 Nolu Zindan'a üst üste yığıldılar, o işkenceden bir gözün diğer gözü göremediği zulmün kalesine.
Her şey hep karaydı Kürtler için. Sürgüne gittiler, 'Kara Vagon' dediler onları sürgün yollarında taşıyan vagonlara. Kurbanlık koyunlar gibi toplanıp zindana atıldılar 'Kara Zindan' dediler o mekanlara da. Sıradan Kürt köylülerinin yanı sıra sayısız operasyonlarla birçok farklı Kürt örgütlerinden, sempatizanından yöneticilerine kadar binlerce militan toplatılıp getirildi bu zulüm mekanına.
Başı hep dikti
Böyle bir mekan olur da Paytex Amed’in adı dört bir yana yayılmış ünlü Belediye Başkanı Mehdi Zana’sız olur muydu? En kısa sürede yakasından tutulup getirdiler onu da apar topar. O günden sonra, tam 11 yıl boyunca onuruyla tutunmasını bildi o da direniş hatında, Ahmet Türk, Şerafettin Kaya gibi isimlerin yanında. Zulmün yaşandığı en barbar günlerde ne Kürt kimliğinden taviz verdi ne de devrimci kimliğinden. Elleri ayakları kan içindeydi ama başı hep dikti ve devrimci onurunu hiç yere düşürmedi.
Başta Musa Anter, Şerafettin Kaya ve Ahmet Türk gibi sayısız Kürt aydının sürgün ve zindan yollarındaki hikayesi gibi Xalê Mehdi’nin de direniş hikayesi bir ömür boyu sürdü. Ömür biter, çile bitmez misali ne Kürt halkının çilesi bitti ne de onların direnişi.
Kürtçeye bağlılığı
Mehdi Zana’nın 86 yıllık yaşamı boyunca öne çıkan ve herkese örnek olan temel iki belirgin özelliği oldu. Birincisi ana dili Kürtçeye bağlılığı, diğeri ise Kürt halkına layık olma çabası ve kaygısıydı. Bunların dışında, bir Kürt aydını olarak sahip olduğu mütevazılık ve mizahi yanı aynı dönemde birlikte cezaevinde kalmış olan hemen herkesin malumudur.
En zor anlarda bile yanıbaşındaki tutsakların neşe ve moral kaynağı olmayı hiç aksatmadı. Onun 5 Eylül 1983'teki zindan direnişinde yediği dayak sonrası hücrelere getirilişindeki sözleri tüm tutsakların kulaklarında hâlâ çınlamaktadır: “Bêhna Şêra tê!” (Aslanların kokusu geliyor!) 5 Nolu gibi bir zulüm deryasında direnişçilerin aslanlara benzetilmesinden daha büyük bir moral güç olabilir mi? İşte Mehdi Zana, bu morali en güzel şekilde verenlerin başında geliyordu. Hele de onun hemen hemen her tutsağın moralini yükseltecek tarzda insanlara takılması sadece ona, o güzel Amed insanına has bir özellikti. Aynı şekilde Vedat Aydın, Bişar Akbaş ve Şerafettin Kaya da öyle değiller miydi? Elbette, onlar da tıpkı Mehdi Zana gibi tutsakların moral ve neşe kaynaklarıydı. En harika mizah, zulmün ve karanlığın en koyu olduğu zamanlarda yaratılır ve yaşatılır. Bunun en güzel örneği gerçekten de 5 Nolu’da yaşanmıştır.
Evsiz ve mülksüzdü
Belediye Başkanlığı seçim çalışmalarını yürütmek için maddi kaynak temin etmenin yolunu evini satmakta bulur. O günden ölünceye dek evsiz ve mülksüz kalır. Kürdistan’da yüzlerce Kürt köyünü dolaşır. Yaralı halkına “Ben Kürt halkına nasıl layık olabilirim, nasıl hizmet edebilirim?” sorusuna cevap arayarak geçirdi bütün hayatı boyunca. “Her Kürt köyünün yaşamı bir romandır” cümlesini eklemeyi unutmazdı konuşmalarına. Ardından başlardı Kürt halkının emek ve fedakarlık dolu mücadelenin anlatımına. Genç devrimciler çok şey öğrendi bu anlattıklarından.
En önemli anlatılarından biridir benim hâlâ aklımdan çıkmayan. “Kürdistan’da köyler boşaltılınca, yersiz yurtsuz kalan köylüler mecburen Amed merkezine geldi. Amed sefalet doldu. Amed yoksulluk doldu. Yoksul Kürt’ün özgürlüğü ve kurtuluşu, yoksul Türk halkının ayağa kalkıp, Kürtlerin özgürlük davasına sahip çıkmasına, Kürt halkının yanında durmasına bağlıdır biraz da. Dağınık perişan Kürt halkının kurtuluşu, Türk halkının uyanışına ve Kürt'ün davasına sahip çıkmasına bağlıdır.”
Yalın anlatmanın önemi
O, bizlere bunları anlatırken öğretmek istediği Kürt'ün özgürlük davasını yanıbaşındaki Türk halkına daha yalın, daha anlaşılır bir dille anlatmanın önemiydi aslında.
“Bir halk amaçları uğruna ölüme gidiyorsa bunu hiçbir güç durduramaz” derdi 5 Nolu’da geçen günleri anımsadığında. Onun bu sözleri, yürünecek yolun ne kadar uzun ve meşakatli olduğunu gösteriyordu. Kürdistan dağlarında özgürlükleri uğruna yaşamlarını feda edenler artık dolaşmasa da onların anılarına meşe ağaçları açmaya devam edecektir.
Xalê Mehdi’nin anısına hürmetle! Sabır ve direnç dolu günler Leyla Zana arkadaşın olsun.