Can yangısı

Hatice ERGÜN yazdı —

3 Mayıs 2021 Pazartesi - 23:00

  • “Ama” diye itiraz ediyor, “benim [Türk] çocuklarım Ermeni diasporasından zarar gördüler, görüyorlar”. Bir diğer ses katılıyor: “Biden kendi tarihine bakmadan konuşuyor; kendilerini yerli halkın kıyımından böyle aklayamazlar.”

Her şeyin aşikâr olduğu anlar vardır; aşikâr olanı görmek, kabul etmek istemeyenler alâkasız konuları bir araya getirirler, kuyudan çıkarması zor taşı ortalığa atıverirler–ortaya, kuyuya değil. ABD, Devlet Başkanı Joseph R. Biden’ın 24 Nisan 2021’de, 1915’te, Osmanlı İmparatorluğunda yaşayan Ermenilerin toplu sürgün ve kıyımını soykırım olarak nitelediği açıklamasıyla, 2019’da Kongre ve Senato’da halihazırda tanınmış olan Ermeni Soykırımı bir kez daha ihtilaflı bir konu olarak ABD-Türkiye diplomasisinde yer aldı.

Yukarıdaki ifadeler bu açıklamaya ilişkin olarak dile getirilen tepkilerden temsilî olanları, ortaya atılan taşa benzer tepkiler. Doğrudan alıntı değiller. Ama herhangi bir milliyetçi, Türkçü platformda rahatlıkla karşılaşılabilir ifadeler. Ya da bilgisiz kalmakta konfor bulan, tarihsel, kolektif acılarla, bireysel acıları birbirine kıyaslayan, beyaz kırılganlığı (White fragility), farklı bağlamlarda beyazlıkla paralel seyredebilen eril kırılganlığı (male fragility) etnik kimlik-devlet özdeşleştirmesinde yeniden kuran liberal duruşlarda sergileniyor, bu karşı çıkışlar. Agresif milliyetçi sözle yan yana, onunla özdeşleşmeden, her halükârda karşılıklı beslenmeye açık bir şekilde tarihi bugünden, şu andan kuruyorlar.

Tarihin seyrini bir yana bırakıp, geçmişin bir an’ını bugünün iddiasına taşıyorlar: Ermeni Soykırımına karşı çıkarken, Ermenilerin yaktıkları Türk imalathanelerinden, Ermeni çetecilerince öldürülen [Türk} büyükbabalardan ve büyükannelerden bahsediyorlar. Soykırımın tanınmasına karşı çıkışlarını karşılıklı öldürmelerle ilgili hesaba vuruyorlar. Farkında olmadıklarını umduğum bir acımasızlık gösterisindeler: Ermeni diasporasının yurt dışındaki lobi faaliyetlerini ve karşı duruşlara yönelik örgütlü tavrını gurur meselesi yapıyorlar. Diasporanın köklendiği sürgünlük tarihini, sürgünlüğün arka plânını silen bir “Biz şunu yaptıysak, Ermeniler de bunu yaptı” denklemi buluyorlar.

Bugün, Ermeni Soykırımı tartışmalarında, soykırımın devletler düzeyinde tanınması karşısında gösterilen Türk milliyetçi tepkilerinde yavanlaşarak tekrarlanan performans ezberden devam ediyor. Ezberlerin mantığı es geçtiği malûm: Türk milliyetçiliğinin mass edici cazibesine kapılan gururlu bireyler Osmanlı İmparatorluğu Devletinin sorumlu kılındığı soykırımın 20’inci ve 21’inci yüzyıl Türkiye devletine yönelik hakaret olduğu sanısıyla haksızlığa uğradıklarını iddia ediyorlar. Toz dumandan göz gözü görmüyor – teker teker bireylere milletin hafızasını temsile soyunurken, imparatorlukla cumhuriyeti, cumhuriyetle bugünün şahsiyetçi yönetimini eşliyorlar; dahası devlet diline bulanıyorlar. Ortaya yüzyıllar boyunca donakalmış bir devlet-toplum resmini fırlatıyorlar: “Tamamen siyasi saiklerle ortaya atılan mesnetsiz iddialar, asırlar boyunca adalet ve hukukla yaşamış bir milletin şanlı tarihine çamur atma arayışından başka bir anlama gelmemektedir.” Türkiye Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın ziyadesiyle hamasi, ABD’nin geçmişini Biden’a hatırlatmadan duramayan ve ABD’deki Ermeni lobilerinin Ermenilerden oluşmadığını iddia edecek ölçüde tarihsiz açıklaması toz duman halini sergilemekte öne geçiyor.

Basit olan, arasında soykırımı tanıdığını resmî olarak açıklayan ilk ABD başkanı olarak Biden’ın bu adımını Ortadoğu’ya yönelik strateji paketinden bağımsız okumamak gerekir elbet. Yanı sıra, Türkiye’deki politika oluşturucuların tiz ve kısık sesli kınamaları Osmanlı İmparatorluğu Devletinin borçlarını miras kabul etmeleriyle bağlantılı. İşin bu kısmı ziyadesiyle devletler arası güç ilişkisi, ziyadesiyle ticaret barındırıyor. Böylelikle toplu kıyımın ve soykırımın insanlar, mekânlar ve tarih üzerindeki yükünü, vahametini görmek istemeyenlerin işine yarıyor.

Acının öfkeye dönüşmesine ramak kalıyor.

Basit olan, Türkiye devletinin resmî söyleminde ve farklı milliyetçi eğilimlerin tümünde reddedilen Ermeni Soykırımının, 1915 ile 1916 yıllarındaki zorunlu toplu sürgün sürecinde yaklaşık 1,2 milyon Ermeni’nin Osmanlı İmparatorluğu’nun sistematik uygulamalarıyla öldürülmelerine, yaklaşık 200 bin kadın ve çocuğun tecavüz, kaçırılma ve zorla din değiştirmeye maruz kalmalarına ve akabinde Ermenilere dönük devlet şiddetinin devamına dayanması. Bu çıplak şiddet silsilesi İmparatorluğun yirminci yüzyılın başından itibaren gittikçe azalarak çıktığı savaş meydanlarında kısmen gizlenebilirken toplu kıyımdan sağ çıkabilen, kaçabilen, bugünkü Türkiye ve Ermenistan dışı dünyada Ermeni diasporasına başlangıç teşkil edenlerin hikâyelerinde, belgelerinde, resimlerinde, şiirlerinde yıllar boyu birikiyor:

Yasanın bizi terk edişini hatırlayalım
Çıplak çocuğu hatırlayalım
ışıl ışıl bir günde vurulmayı bekleyen
çukurun etrafında laleler açarken *

* Peter Balakian, After the Survivors Are Gone [Sağ Kalanlar Gittikten Sonra] (Çeviri bana ait.) https://www.democracynow.org/2021/4/26/biden_armenian_genocide_peter_balakian 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.