• Merkezi devletlerin tekçi zihniyet kalıplarını kırmak, tabandan gelişecek toplumsal muhalefetin mücadelesine bağlıdır. Kürt sorununu demokrasi ile ilişkisi de bu bağlamdadır.

HÜSEYİN GEDİK

Kürt sorununun çözümüne dair Meclis'e gelmesi beklenen yasanın nasıl bir çözüm öngördüğü bilinmezken çözüm sürecinin ekseninde demokrasinin yer alması gerektiğini herkes biliyor. Demokrasi, dara girildiğinde hatırlanacak bir kavram değildir. İktidarların siyasi çıkarlarına hizmet eden bir idari aparat da değildir. Dönemsel uygulanan ya da işine geldiği gibi uygulanan reformlar ise hiç değildir.

Bir siyasi sistem biçimi olan demokrasi, icat edildiği Antik Yunan’dan günümüze öz ve biçim olarak çok değişti. Sayısız anlam yüklendi. Birçok yöntemi denendi. Oligarşi, aristokrasi, tiranlık, monarşi gibi sistemler içinde en iyi sistem olarak kabul gördü.

Yunan site devletleri demokrasi ve oligarşi yönetim biçimleriyle anılmaktadır. Sparta, oligarşi; Atina ise demokrasi ile yönetilen iki belirgin siyasi sistem olarak kabul edilir.

 Atina demokrasisi, ‘halk yönetimi’ şeklinde formüle edilmektedir. Solon, bir kanun koyucu olarak Atina demokrasinin temellerini atan yasaları çıkardı. Solon yasaları, Atina’da siyasi, ekonomik ve ahlaki çöküşü önlemeyi amaçlıyordu. Atina’dan ziyade Sparta idaresi daha dikkat çekicidir.

Oligarşi ile yönetilen Sparta’yı, Yunan site devletleri arasında eşine ender rastlanan bir güç merkezi haline getiren Lycurgus’un kurduğu sistem belirleyici olmuştur. İlk kanun koyucular arasında yerini alanlardan biri olarak tanınan Lycurgus, MÖ. 7. yüzyılda Sparta devleti için tasarladığı reformlarını üç esasa dayandırdı. Bunlar, ‘Eşitlik, askeri hazırlık, mütevazılık’ şeklinde özetlenmiştir.  

Dünyanın ilk anayasası olarak da kabul gören Sparta anayasasında kral ve kraliçeler eleştiriliyor. ‘Eşitlik’ ilkesi, serveti ve statüsü ne olursa olsun herkes için geçerlidir ve aynı kamusal eğitim hakkına sahiptir. Hiç kimse istediği gibi yaşayamaz, çünkü herkes askerdir. Diğer bir husus da mütevazılıktır.

Demokrasi, Yunan site devletlerinde ortaya çıktı denilse de çok daha eskilere dayandığına dair bilimsel araştırmalar ve birçok veri vardır. Demokrasi için tarif edilen sistemlerin bir benzeri devlet dışı toplumlarda uygulanan bir yönetim biçimidir. Mezopotamya’da, Hint yarımadasında, Amerika kıtasının yerli halklarında klan, kabile, aşiret toplumlarında uygulanan bir yönetim biçimi olduğu kanıtlanmıştır. Alınan kararlar, ya uzlaşıya ya da çoğunluğa dayanmaktadır.

Türkiye'nin ciddi sınavı

İdeolojiler, yapıları gereği merkezidir. Demokratik merkeziyetçilik, ademi merkeziyetçilik gibi tanımlar da merkezi işleyen mekanizmalara sahiptirler. Örgütlerde olduğu gibi milliyetçilik, ulusçuluk gibi tekçi anlayışa dayanan devlet ideolojisi de merkezcidir. Zihniyette ciddi bir dönüşüm yaşanmadığı müddetçe demokratikleşmeleri beklenemez.

Türkiye, çözüm süreciyle birlikte ciddi bir demokrasi sınavıyla karşı karşıyadır. Tek adam rejiminin inşa edildiği bir ülkede demokrasiden bahsedilemez. Her geçen gün daha da baskıcı ve otoriter olan bir iktidar söz konusudur. Bugünden yarına devlet ideolojisinde ve merkezi yapısında demokrasinin gerçekleşeceğini söylemek, zorlama bir değerlendirme olur.

Demokrasinin gelişmesi için öncelikli olarak bu yapıların ahlaki ölçülere kavuşmaları zorunludur. Özgür basın, bağımsız yargı, öz savunma, öz yönetim, örgütlenme ve ifade özgürlüğü, sivil toplum kuruluşları, bilgi üretim merkezleri, akademiler, okullar ve akla gelebilecek bütün kurumların işlediği siyasi bir sistemin inşasına uygun olması gerekir. Demokratik toplumun gelişmesi için gerekli en önemli kıstas ise toplumun ahlaki ölçüler temelinde politikleşmesidir. Demokratik sistem ancak bu zemin üzerinde inşa edilir. Kısacası demokrasi kavramının yükü oldukça ağırlaşmıştır.

Beklemek ve talep etmek

Demokrasiyi dışarıdan beklemek, devletten talep etmek de pek gerçekçi değildir. Bütün merkezi yapılanmalar, siyasi hesaplar ve gelecek kaygıları nedeniyle demokratik işleyişi hep ötelerler. Demokrasiyi, siyasi bir sistem gibi, yaşam kültürü olarak içselleştirmeleri zordur ve zaman ister. Merkezi devletlerin tekçi zihniyet kalıplarını kırmak, tabandan gelişecek toplumsal muhalefetin, alternatif düşüncelerin üretimine bağlıdır. Kürt sorununu demokrasiyle ilişkisini bu bağlamda ele almak zorundayız.

Kürt sorununun çözümü, demokratik mücadeleye kalmıştır. Kürtler, demokratik mücadelenin öncülüğünü yapacak paradigmaya ve toplumsal tabana sahiptir. Çözüm arayışı, sadece Kürtlerin temel haklarına kavuşması değil, etnik köken ve inanç farklılığından kaynaklı bütün toplumsal sorunları kapsayan bir çözüm öngörüyor.

Demokrat olunmadan demokratik mücadele yürütmek mümkün olmayacağına göre, bunun ön şartı ise demokrasiyi içselleştirmek, yönetim sistemini demokratikleştirmek, demokratik mücadelenin gereklerini amasız-fakatsız yerine getirmekten geçer. Gelecek zamanı kazanmanın düsturu demokrasiye dayanıyorsa bu sınavı içimizde kazanmamız gerekiyor. ‘Demokratik toplum’ açılımının içini alabildiğince doldurmak, toplumu demokratik sisteme katmak, geleceğin başarısı için şarttır.