Darbe mi, demokrasi mi?

Suat BOZKUŞ yazdı —

6 Haziran 2020 Cumartesi - 16:05

Medyada yeni bir darbe olur mu, olacak mı, kim yapar tartışmaları sürerken Erdoğan-Bahçeli çetesi bir hamle daha yaptı. 7 Haziran 2015 seçimlerinin meşru sonuçlarını tanımayan ve her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak çabası içinde olan Erdoğan ve arkasında birleşen güçler esas darbeyi o zaman yaptılar. Yasa ve hukuk dışında oluşan bu darbe faşist bir çete iktidarı yarattı. O günden beri yaptıkları her hamle bu çete iktidarını korumak ve tahkim etmek için atılan tamamlama-bütünleme adımlarıdır. Erdoğan AİHM’in Osman Kavala hakkındaki tahliye kararına karşı çıkarken “Biz de karşı hamlemizi yaparız” demişti. Yapılan hamle Kavala’yı serbest bırakan AİHM kararına karşı bir başka uyduruk suçtan tutuklama kararı çıkarmak oldu. Hukuku keyfine göre yontan, her türlü zulmü kitabına uyduran bir dikta rejimi.

Erdoğan 2002 seçimlerinde yüzde 32 oyla meclisin yüzde 65’ini almış ve tek parti iktidarını kurmuştu. Yüzde 10 barajı sayesinde barajı aşamayan partilerin vekillikleri de AKP’ye geçmişti. Ama kimse bu iktidarın meşruiyetini gündeme getirmedi. Tam tersine demokrasiye geçeceğiz diyerek, yasaklı Erdoğan’ın başbakan olabilmesi için CHP desteğiyle anayasa değişikliği yapıldı. Çünkü Erdoğan o zaman “AB’ye gireceğiz” diyerek demokratikleşme bayraktarlığı yapıyordu. Kürt açılımıyla başlayıp her gün yeni bir açılım-atılım hamlesiyle “İleri Demokrasi”yi kuracağını iddia ediyordu. Kopenhag Kriterlerini dilinden düşürmüyordu. Aydınların ve halkın ciddi bir kesimi ona inanıyor, inanmayanlar da “Dur bakalım ne olacak? Daha da kötüsü olmaz ya” hayırhahlığıyla seyirci kalıyordu.

“Diyalog ve müzakere süreci” Erdoğan’ın ulaştığı zirve oldu. Bu sürecin halkta destek görmesi ve sistemi silip süpürecek bir potansiyele sahip olması ipin ucunu kaçırmak istemeyen vesayetçi şefleri ürküttü. İşte o dönemde Erdoğan vesayetçi güçlerle, Ergenekoncularla anlaşıp diktatörlüğünü ilan etti. HDP’ye ve diktaya karşı olan tüm toplumsal kesimlere savaş açtı. Bütün baskılara rağmen 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP’nin barajları parçalayıp meclise girmesi hepsinin kimyasını bozdu. O günden beri Erdoğan’ın yeniden seçim kazanma ihtimali kalmadı. Bu nedenle bir beka lafı çıkardılar. Yaptıkları bütün kötülüklerin, işledikleri bütün insanlık suçlarının ve hırsızlık-yolsuzlukların beka uğruna yapılması gereken “fedakarlıklar” olduğunu iddia ediyorlar. Bunları örtmek için de bol bol ezan-Kuran-bayrak-Sakarya edebiyatına başladılar. Erdoğan-Bahçeli çetesi halkın iradesini gasp ederek kanlı bir diktatörlük kurdu, halka karşı savaş açtı.

2019 yerel seçimlerinde bir daha görüldü ki halklarımız bu çeteyi onaylamıyor ve bu çeteye boyun eğmiyor. Günümüzde yapılan anketler de muhtemel bir seçimde bu çetenin oylarının yüzde kırklara kadar düşeceğini gösteriyor. Bu şartlarda Erdoğan’ın yeni bir seçime gitmeyi kabul etmesi beklenemez. Seçime gitmemek ve gitse de mutlaka kazanmak ve kazanmış görünmek için her zulmü yapacaktır. Bu da Türkiye’nin önünde sertleşen bir mücadele döneminin açılması demektir. Meşruiyetini yitirmiş, bütün demokratik kuralları çiğneyen, milletvekillerinin yürüyüşüne bile saldıran faşist bir dikta gündemdedir. Halkın bu diktaya karşı meşru direnme hakkı gündemdedir.

Tüm demokrasi güçleri ya bu diktaya boyun eğip teslim olacak ya da sonuna kadar direnip diktayı devirecek ve kazanacaktır.

HDP’nin “Hep birlikte demokratik bir geleceğe” başlıklı ortak mücadele çağrısına karşılık Erdoğan-Bahçeli çetesinin dokunulmazlıkları kaldırması ve milletvekillerini zindana atması yeni dönemin şifresini de vermiştir. Bu diktaya son verebilmek için bütün demokrasi güçleri ortak mücadeleyi yükseltmek zorundadır.

2015 sonrasında “Aman, HDP ile birlikte görünmeyelim” tercihini yapanlar şunu görmelidir ki, bu tutumları hep faşist çetenin diktasını güçlendirmiştir. HDP’nin aktif katılımı olmadan hiçbir demokratik ilerleme olamaz.

Faşist-darbeci çeteye karşı olan her güç bunu anlamalı ve görmelidir. Kendisini solcu-demokrat görenler de, hakiki Kürt-Kürtçü görenler de dahil herkes.

Bu günler de geçer elbette. Ama kimisi onurunu korur ve saygıyla anılır kimi de onursuzluğu içinde boğulur, tarihin çöplüğüne atılır ve lanetle anılır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.