’Er Ryan’ı Kurtarmak’ filmi ve çocukların eğlencesi! 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

15 Şubat 2021 Pazartesi - 23:00

  • Garê’deki Türk saldırısı stratejik bir saldırıydı. Güçleri “esir kampını” havaya uçurmaya yetti. Kana susamışlar “Er Ryan’ı Kurtarmak” filminin “yerli ve milli” varyantını şimdi ekranlarda millete izletiyorlar. Ancak sonunda “Er Ryan ölüyor”. Gözyaşları seller gibi.

Garê’de esirlerin tutulduğu kampın önlerinde gerillalar ağır bombardıman altında, “kendi yaşadıkları kampı” değil, esir aldıkları Türk subay, polis ve MİT’çilerin tutulduğu kampı savunuyordu. Kahramanca direniş Türk komandolarını defalarca püskürttü. Esirleri savunarak şehit düştüler. Onları Türk devletinin elinden kurtaramadılar. Hepsi öldürüldü.

Erdoğan “ha düştü ha düşecek” bilgisini alınca “Çarşamba günü ‘Ulusa Sesleniş’ programımda müjde vereceğim” demiş, ama esirlerin can güvenliğini savunan gerillanın direnişi uzayınca, “müjdeyi” verememiş, “Ulusa Seslenememiş”,  Garê’de derin mağaraya giremeyince, vatandaşla alay eder gibi “aya gideceğiz” demişti.

Zavallı.

Garê’deki Türk saldırısı stratejik bir saldırıydı. Amacı tüm Medya Savunma Alanlarını işgal etmek, Kandil’e uzanmak, bu başarılınca da Kerkük-Musul işgaliyle Güney’in statüsüne fiilen son vermekti. Güçleri “esir kampını” havaya uçurmaya yetti.

Ve uğradıkları bozgunla “stratejik” harekatı sona erdirdiler. Böylece stratejik harekat, “devlet sırlarını düşmana veren” kendi askerlerine, kendi polislerine, kendi MİT’çilerine karşı planlı bir “cinayet harekatına” dönüştü.

Garê’de HPG ve YJA-Star gerillaları zafer kazandı. Türkiye stratejik amaçlarına ulaşamadı. 50 uçak, helikopter, ağır bombardıman bataryaları, KDP’den –muhtemelen Garê kampıyla ilgili- istihbarata rağmen Kandil’in eteklerine bile yanaşamadı. Kendi insanlarını “kurtarmak” için onları öldürerek “zafer” naraları attı.

Dünyanın hiçbir yerinde ve modern çağların savaşlarında her hangi bir devletin içinde kendi esir askerlerinin bulunduğu bir kampı elli bombardıman uçağıyla, birer tonluk kazan bombalarıyla vurarak kurtarmaya yeltendiğine şahit olunmamıştır. “Kurtarma” harekatının nasıl yapılacağı bütün güvenlik güçleri tarafından bilinir. Kendi ordusundan esir düşenlerin bulunduğu bir kampı “düşman” askerini öldürme bahanesiyle hiçbir devlet bombalamaz. Karadan topçu ateşine tutmaz. Yapabiliyorsa esirlerini önce “diplomatik” girişimlerle, eğer bu kamuoyunda tepki yaratacaksa “derin gizlilikte” pazarlık ederek kurtarmaya çalışır. Bu olmuyorsa, kampa, ölümü göze almış spesial ekiplerle sızmaya çalışır. Kurtarmayı başaramazsa o ekip orada ölecektir. “Esir arkadaşlarını kurtarmak için ölen asker”, cephede ölen askerden bin kat daha şereflidir. Arkadaşlarını öldürene ise katil deniyor.

Op.Doktor ameliyattan çıkmış, hasta yakınlarına şöyle bir açıklama yapmış: “Çok mükemmel bir ameliyat oldu, bütün teknikler kullanıldı, ekibimiz tıp tarihine geçecek önemde bir başarıya imza attı, hepsini kutluyorum, gözlerinden öperim, bu arada bir hemşire ile narkozcumun heyecandan burnu kanadı, bir asistanım stresten kalp krizi geçirdi. Yaralılara Allahtan şifa, şehit asistanıma rahmet dilerim”. Hasta yakınları bu açıklamayı, alkışlarla selamlamışlar. Sonra ameliyat edilen annenin kızı sevinç içinde “annem ne zaman taburcu olacak doktor amca?” diye doktora sarılmış. Doktor suratındaki çirkin gülücükle şöyle demiş: “Ha, annen mi yavrucuğum, ne yazık ki onu kaybettik”.

Doktorun adı: Dr. Hulusi Akar...

İyi de neden esirler öldürüldü? Çünkü onlar, ekranlarda defalarca izlediğimiz gibi, büyük bir pişmanlık içinde devletin en gizli sırlarını tüm dünyaya duyurdular. MİT’in operasyon ağlarını ele verdiler. İsim, isim gizli ajanları ihbar ettiler. Güneydeki marifetlerini samimi ikrarla anlattılar. Paris’te üç kadın militanın MİT tarafından şehit edildiğini isim isim ifşa ettiler.

Şimdi siz Türk ordusunun “vatan haini” saydığı bu insanları “kurtarmak” istediğine inanır mısınız? Eğer onları sağ yakalasaydılar, kesinlikle “kulaklarını” koparırlar, cinsel işkence altında perişan ederlerdi. Kendi Hava Kuvvetleri Komutanının “kulağını” kopardıkları gibi.

Kana susamışlar “Er Ryan’ı Kurtarmak” filminin “yerli ve milli” varyantını şimdi ekranlarda millete izletiyorlar. Ancak sonunda “Er Ryan ölüyor”.

Gözyaşları seller gibi.

Her neyse…

Şu sıralar Türk devletinin Garê’de esirleri PKK’nin öldürdüğü iddiasına, bu devletin sicilindeki “yalanlar ansiklopedisini” incelemiş olan hiç kimse, hatta ABD bile inanmıyor.

Cumhuriyet Gazetesinin haberini “çapaklarından” ayıklayarak aktarıyorum:

“ABD Dışişleri Bakanlığının açıklamasında “Türk sivillerin PKK’nin elinde öldüğüne dair haberler doğrulanırsa bu eylemi en güçlü şekilde kınıyoruz” ifadelerine yer verilmesi dikkat çekti. ABD Dışişleri Bakanlığı, açıklamasında kınamayı şarta bağlayarak Türkiye’den gelen resmi açıklamalara güven duymadığını ortaya koydu”.

Şimdi çocuklar işgal edilmek istenen Başûr’da gerillanın zaferini kutlamakta, el ele tutuşmuş, eski bir tekerlemeyi haykırarak oyun oynamaktalar:

“Yalancı, yalancı sana kimse inanmaz, sözlerine de kanmaz.”

Gülün çocuklar.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.