Feminist patikada kanserle yaşarken 

21 Şubat 2022 Pazartesi - 23:00

  • Geçmişin, kadınlığın yanı sıra, marjinlere itilmiş etnik kökenle ve sınıf kimliğiyle ‘sırtımıza yüklediklerini’ kronik hastalıkla yaşama sürecinden, biçiminden soyutlamak mümkün değil.

Gülden Özcan sosyoloji profesörü olarak çalıştığı Lethbridge Üniversitesinde (Alberta, Kanada) SNAC+ (Beyaz Olmayan Akademikler İçin Destek Ağı) biriminin Eşitlik, Çeşitlilik, İçerimleme Mükemmelliyet Ödülünü aldığı törende, ‘uzun bir yol katettim,’ diyor.

Bu yol salt fiziki kıstaslarla çizilmiyor; işçi sınıfı aileden başlayan, geniş ailede ilk üniversite mezunu olarak, önce Kanada’nın doğusuna, ardından batısına uzanan, orta sınıf yaşam tarzına ve entelektüel duruşa evrilen bir hatta Türkiye için ama daha çok Kanada beyazlığında ziyadesiyle siyaha kaçan rengiyle Kürt kökenlerini politik olarak sahiplenen bir kadının akademinin dışlayıcı burjuva habitusunda yer alma hallerini resmediyor.

30 yaşlarındaki bu kadını ayırt eden özellik sağduyulu cüretkârlığı: Akademide lisanstan yüksek lisans ve doktoraya ve oradan profesörlüğe uzanan her aşamada çevresinde, yakınında, uzağında gördüğü adaletsizliklere direngen ve örgütlü bir şekilde karşı çıkıyor; somut öneriler getiriyor. Bu dünyaya emek vererek, özenerek, adaletsizlik karşısında birlikte hareket ederek konumlanmanın yakıştığını kanıtlıyor.

Marjinlerdekilerle dayanışmayı, akademi dışında ve içinde birlikte yürümeyi es geçmiyor.

Kanada’nın farklı şehirlerinde yaşarken toprakları beyazlarca gaspedilen topluluklarla birlikte direniyor; akademideki güvencesizlerin sendikal faaliyetlerine destek verdiği gibi, güvencesiz öğrencilerine bireysel desteğini yine akademinin olanaklarını kullanarak aktarıyor. Beyazın örtmediği feminist aktivizm böyle bir şey olsa gerek. Aynı aktivizm, kanserli yaşamında destek kampanyaları düzenleyen yoldaşları beraberinde getiriyor.

2021 Mart sonunda tanımlanan nadir bir kanser tipiyle, üçlü negatif meme kanseriyle (TNBC) yaşarken bu cüretkârlık devam ediyor.

Dünya genelinde kadınlarda meme kanseri vakalarının %15 ila %20’si bu tip ve beyaz olmayan kadınlarda beyaz olanlara oranla ezici sıklıkta görülüyor.

TNBC’yle yaşam sınıfsal, cinsiyetlendirilmiş, etnik/ırksal bir mesele; çoğunlukla 40 yaşın altındaki kadınlarda görülüyor. Tesadüf ettiğimiz, musallat olan, birlikte yaşamayı seçmek gibi bir lüksümüzün olmadığı kronik hastalıklar salt genetik yapımızla bağlantılı değil.

Gülden’in soyağacında genelde kanser, özelde meme kanseri öyküsü yok. Gen mutasyonu yok. Bu tıbben mümkün. Ama rastgele değil. Küçük yaşlardan itibaren sağlık hizmetine erişim, güvencesiz koşullarda yaşam, beslenme pratikleri, gündelik maddi ihtiyaçların karşılanması amacıyla bedensel ihtiyacın ikincilleştirilmesi sistematik ayrımcılığın sonuçları.

Gülden’i seçen kanser hücreleri inatçı; kemoterapiye yanıt vermiyorlar; mastektomi ve akabinde radyoterapi metastazı engellemiyor. Henüz sigorta kapsamına alınmamış bir deneysel ilaçla kemoterapiye devam ederken salt kendisinin değil Kanada’da TNBC’yle yaşayan kadınların bu ilaca sigorta kapsamında erişimi için yapılabilecekleri araştırıyor.

Geçmişin, kadınlığın yanı sıra, marjinlere itilmiş etnik kökenle ve sınıf kimliğiyle ‘sırtımıza yüklediklerini’ kronik hastalıkla yaşama sürecinden, biçiminden soyutlamak mümkün değil.

Nitekim, Gülden marjinlerden devam ediyor: ‘Yolculuk, kültürümüzde hep olumlu görülür; öğretici, sosyo-ekonomik olarak yükseldiğimiz bir süreçtir. Fakat bazılarımız için, bell hooks’un işaret ettiği gibi "beyaz üstüncülüğün dehşet verici gücüyle karşılaşmaktır." hooks transatlantik köle ticaretinden bahsediyor. Beyaz olmayan birçok kadın için geçerli bir tespit bu. Yolculuk yaptıkça önümde açılan patikaların daha fazla kayayla, taşla dolduğunu deneyimledim.’

Gülden Özcan’ın nadir kronik hastalıkla, TNBC’yle yaşamına baktığım bir sonraki yazıya hazırlık için meme kanseriyle yaşarken ırkçılık, seksizm ve homofobi karşıtı aktivizmi sürdüren Audre Lorde’la kapatıyorum:

Kanserle yaşamak beni ölümsüzlüğe dair tehlikeli yanılsamanın yanı sıra her yerde her an olabileceğim mitini, her şeyi yapabileceğim inancını–ya da bu yöndeki düşüncesiz iddiayı–bilinçli olarak atmaya zorladı. İrdelemediğimiz bu savunular ne politik aktivizm, ne kişisel mücadele açısından sağlam bir temeldir. Bunun yerine, kıvamlı ve dayanıklı, aslında yapmakta olduklarımın gerçeğinden köklenen başka bir güç formu büyüyor. Başarabileceklerimin ve başardıklarımın farkındalığıyla kotarılmış, kim olduğum ve en çok kim olmak istediğimden yola çıkan bir değerlendirme ve takdir. Gidebildiğim yere kadar uzanmak ve üzücü olandan ziyade karşılık verenden keyif almak…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.