Güncel olanı unutmayalım içinde de boğulmayalım!...   

Veysi SARISÖZEN yazdı —

22 Ağustos 2021 Pazar - 23:00

  • Üçüncü Yol stratejisi yeni soğuk savaş koşulları geliştikçe büyük bir önem kazanacaktır. Özellikle diplomasi ve uluslar arası ilişkilere bu stratejik yönelim yol gösterecektir. 

Soğuk savaş nedir?

Küresel devletler arasındaki hegemonya rekabetini “silahlanarak silahsız yoldan” sürdürmektir.

Eğer ABD, Fransa, İngiltere (Sovyetlerin yıkılmasıyla devlet haline gelen Ukrayna) ile Rusya ve Çin termo-nükleer silahlara sahip olmasaydı, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra başlatılan “soğuk savaş” kesinlikle bu ülkeler arasında silahlı savaşla sonuçlanırdı. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları nükleer silahların var olmadığı bir çağda yaşandı.

Bilindiği gibi ABD, Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerini atom bombasıyla yok ettiği 1945 yılında, Sovyetler henüz bu silaha sahip değildi. O nedenle Britanya ve ABD, Sovyetler Birliği’ne karşı atom bombasını kullanmak için o yıllarda fırsat kolluyordu. Ancak Nazilere karşı savaş boyunca hem Amerika halkı, hem de Nazi zulmüyle perişan olmuş Avrupa halkları Stalin’e ve Sovyetler Birliği’ne büyük bir saygı ve sevgi duyuyor, pek çok Avrupa caddelerine ve meydanlarına “Stalin”in adını veriyorlardı. O nedenle “drop-shot” adı verilen 1949 yılında gizli olarak planlanan ve Sovyetlerin ekonomik potansiyelinin yüzde 90’ına yakınını atom silahıyla yok etme operasyonu hemen uygulamaya konamadı.

Batı’da, özellikle faşizme karşı Partizan savaşlarıyla muazzam bir güç haline gelen Komünist Partileri’nin böyle bir operasyon karşısında kapitalist hükümetleri devirmesinden korkuluyordu.

Drop-shot operasyon planının yapıldığı 1949 yılında, Sovyetler Birliği ilk atom bombası’nı, yanılmıyorsam Kazakistan’da denedi. Ancak eldeki bu bombanın ABD’yi tehdit etmesi mümkün değildi. Çünkü henüz Sovyetler Birliği’nin elinde “Balistik” yani kıtalararası füze yoktu. Yine de Sovyetlerin atom silahına sahip olması ve bunu tıpkı ABD gibi bombardıman uçaklarıyla kullanma imkanı Avrupalı devletleri durdurdu. Asıl durdurucu faktör, 1959 yılında Sovyetler’in R-7 “semerka” adlı balistik füzeyi fırlatmasıyla gerçekleşti. Artık Sovyetler ellerindeki atom bombasını bu roketle “adrese teslim” etme imkanını bulmuştu. Artık ABD “nükleer tekel” olma vasfını kaybetmişti.

Böylece kısa zamanda iki karşıt sistem arasında silahsızlanma yanlılarının “dehşet dengesi” dediği, askeri-stratejik denge gerçekleşti. Mevzi çatışmalar dışında, nükleer silah depolarına sahip devletler arasında dünya savaşı, bir nükleer savaş uygarlığı yok edebileceği için, pratikte mümkün olmaktan çıktı.

Bunun yerini alan savaşın adı “soğuk savaştır.”

Birinci soğuk savaşın ilk adımı Missour’da ABD Başkanı Truman ile buluşan Britanya Başbakanı W.Churchil’in 5 Mart 1946’da Sovyetler Birliği’ne karşı “demir perde” söylemiyle yaptığı konuşmayla atıldı. Soğuk Savaş 1991’de Sovyetler Birliği ve Warşowa Paktı’nın dağılmasına kadar başlıca dört uygulamayla sürdü. Silahlanma yarışı, ekonomik ambargo, ideolojik-psikolojik anti-komünist kampanya ve bir çok ülkeye müdahale, darbe, iç savaş ve bölgesel savaşlar.

Yeni soğuk savaş başka bir karakterdedir. Artık anti komünizm devreden çıkmıştır. Kamplaşan ülkelerin tamamı kapitalist ülkelerdir ve aralarında dünya ekonomik pazarlarında ölümcül bir rekabet vardır. Esas olarak, Çin kapitalizme yöneldikten bu yana dünyanın “en büyük ekonomisi” haline gelmiştir ve ABD’nin dünya hegemonyasını, dolayısı ile tekelci-emperyalist çıkarlarını tehdit etmektedir. ABD taktik hedef olarak Rusya’ya ve stratejik hedef olarak da Çin’e karşı yeni soğuk savaşa hazırlanmaktadır.

Bu hazırlığın esası, AB ülkelerini yeniden ABD liderliğinde birleştirmeyi, Hindistan, İran, Pakistan gibi ülkelerin arasındaki çelişkileri aşmayı, özellikle Türkiye’yi yeniden soğuk savaşın ileri karakolu haline getirmeyi v.s. gerektirmektedir.

Soğuk savaşın önündeki ekonomik engel, Çin, Rusya ve Asya ülkelerindeki sermayenin, diğer devletlerin sermayeleriyle iç içe girmesi, çelişkili bir küreselleşme sürecinin gerçekleşmiş olmasıdır. Buna bir de “bölgeselleşme süreci”nin sonucu olarak, bölgesel emperyalist devletler arasındaki bölgeye hakim olma amaçlı gerginlik ve savaşlar eklenmiştir. ABD bu savaşları var gücüyle kışkırtıyor ve bu yolla bölge devletleri üstünde yeniden hegemon olmaya çalışıyor.

Bu söylediklerimden soğuk savaşın sorumluluğunu yalnızca ABD’ye yüklemiş olmuyorum. Çünkü soğuk savaş bir sonuçtur. Kaçınılmaz sonuçtur. Sebeb ise giderek, adım adım iki kampa ayrılan kapitalist devletler arasındaki Pazar kavgasıdır. Soğuk savaşı kimin başlattığı ya da gerginlikten kimin sorumlu olduğunun aslında önemi sanılandan daha azdır.

Üçüncü Yol stratejisi yeni soğuk savaş koşulları geliştikçe büyük bir önem kazanacaktır. Özellikle diplomasi ve uluslar arası ilişkilere bu stratejik yönelim yol gösterecektir. “Kapitalist moderniteye” karşı “demokratik modernite” teorisi ise soğuk savaşın yaratacağı bütün insanlık dramlarına karşı, halkların elinde çok büyük bir ideolojik ve programatik silah olacaktır.

“Güncel”i dikkate alalım, ama onun içinde boğulmayalım. Kürt özgürlük hareketi stratejik düşünmenin ürünüdür.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.