HDP kimin partisi?

İlham BAKIR yazdı —

29 Mayıs 2020 Cuma - 01:41

HDP neyi neden başaramıyor? İktidarın, bütün devlet olanaklarını, devletin tüm baskı araçlarını kullanarak uyguladığı tüm baskılara rağmen partisinin arkasında duran böylesi bir militan kitle desteğine rağmen başarıya gitmesini engelleyen hatayı nerede yapıyor? HDP başarısız bir parti mi? Başarısızlığın ölçüsü nedir? Uzun zamandır HDP ile ilgili bu tartışmalar sürerken özellikle Ahmet Şık’ın istifası ile birlikte yeni bir tartışma başladı. Ağırlıklı olarak Kürtler ve Türkiye Sol’unun HDP içerisinde yaptığı ittifakın Kürtlere kaybettirdiği üzerinden yürüyen bir tartışma, HDP’nin Türkiye partisi mi, Kürt partisi mi olduğu sorusuna ve tartışmasına dönüştü. Duvar Gazetesi bu tartışmanın önemli mecralarından biri oldu. Özellikle akademisyen Mücahit Bilici’nin “Kürtler Neden Türkiye’yi Kurtaramıyor” başlıklı yazısına karşı HDP parti meclisi üyesi ve Yeni Yaşam Gazetesi yazarı Ender Öneş’in “Kürtler Kimden Kurtulmalı” başlığıyla yazdığı yazı ve akademisyen Özgür Serhatlı’nın Ender Öndeş’in yazısına karşı yazdığı “Kürtleri, Kürtlerden Kim Kurtaracak” başlıklı cevap HDP bağlamında dikkati çeken yazılardı.

Ahmet Şık’ın istifası ve gerekçesi, hemen akabinde HDP Eşbaşkanı Mithat Sancar’ın bağlamından koparılarak tartışılsa da “HDP Kürt partisi değildir” şeklindeki açıklaması, Osman Baydemir’in, ”Bu devlet bizim devletimiz değil, bu Meclis maalesef bizim meclisimiz değildir.” İle başlayan “Tüm ideolojiler Kürt ulusunun ulusal ittifakına kurban olsun.” İle devam eden sözleri ve bütün bunlar etrafında yapılan tartışmalar HDP ile ilgili yeni bir sayfa açıldığı izlenimini veriyor. Bu söylemimle bir üst aklın bu durumu organize ettiği gibi bir komplo teorisi üretmek niyetinde değilim, ama bütün bu tartışmaların bir tesadüf olduğunu da düşünmemekteyim. Ve her şeyden önce şunu belirtmek gerekiyor ki bu tartışmaların hiç birisi ne HDP’nin, ne Kürtlerin, ne solcuların, sosyalistlerin, demokrasi güçlerinin gerçek gündemi ile bir alakası yoktur.

HDP’nin Kürt partisi mi, Türkiye partisi mi olduğu sorusunu odağına alan bu tartışmaların, bu partinin varlık gerekçesini ya anlamamış olmanın ya da bilerek çarpıtmanın dışında bir izahı yoktur. HDP elbette bir Kürt partisidir. Onlarca yıllık mücadelenin, ödenmiş büyük bedellerin ve hâlihazırda bu partinin yöneticilerine, milletvekillerine, belediye başkanlarına, üye ve sempatizanlarına ödetilen bedelin nedeni bir Kürt partisi olmasıdır. Bu bağlamda partinin eşbaşkanının “HDP, Kürt partisi değildir” açıklaması talihsiz bir açıklamadır. Ve elbette HDP sadece bir Kürt partisi değildir. Ermenilerin, Süryanilerin, Arapların, Türklerin ve diğer tüm halkların partisidir. Alevilerin, Êzîdîlerin, Hıristiyanların, ateistlerin, Müslümanların, kadınların, işçilerin, emekçilerin, lgbti+ bireylerin, kısacası tüm ötekilerin, ezilenlerin “radikal demokrasi” partisidir. Ezilenlerin tümünün ancak birlikte mücadelesi ile başarıya gitmenin mümkün olduğunu savunmaktadır. HDP eleştirilecekse ki eleştirilmeli bu bileşik mücadele perspektifini başarıp başaramadığı üzerinden eleştirilmelidir.

Mücahit Bilici ve Özgür Serhatlı’nın, sanki HDP baştan beri bu amaçlarla kurulmuş bir parti değilmiş, HDP kitlesini önemli bir ağırlığını oluşturan Kürtlerin ideolojik öncülüğünün bu bileşik mücadele ile ilgili yazılmış bir külliyatı yokmuş, HDP’ye oy veren, destek veren, bedel ödeyen insanların da bundan haberi yokmuş ve Kürtler açık edilmeyen bu gizli gündemle kandırılıyormuş gibi ifade eden yazıları, sağcı-milliyetçi Kürtlük tasavvurunun HDP’ye elbise olarak biçilmesinden başka bir şey değildir. Bilici, daha yazısının başında HDP’yi “Kürt siyasetinde temsil tekeline” sahip olarak tanımlaması, silahlı bir örgütün vesayetinde olduğu için özgür olmadığı, ortak tabana sahip olduğu örgütü suç örgütü olarak ifade edişi eleştirileriyle HDP’yi nereye çekmek istediğini açık ediyor. Adının önünde “akademisyen” titri bulunan Özgür Serhatlı ise Ender Öndeş’in yazısını eleştirirken, sosyalist Kürt hareketi öncülüğünün periferisindeki Kürtlere milliyetçi sağcı elbiseyi giydirebilmek için Öndeş’in bütün argümanlarını çarpıtarak veriyor. Muhatabını, söyledikleri değil söylemedikleri üzerinden eleştirerek asgari bir akademi ve bilim etiğine riayet etme kaygısı bile gütmüyor. Osman Baydemir’in açıklamalarının bu sağcı-milliyetçi Kürtlük tasavvuruna eklemlenmesi ayrı bir yazı konusu. Baskılarla hizaya getirilemeyen HDP’yi, bu tartışmalarla sağa çekerek sisteme yedeklemek mi bu tartışmaların amacı diye sormadan edemiyor insan.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.