- Soğuk Savaş koşullarında çözülmüş gibi görünen bütün sorunlar, bugün yeniden görünür hâle geliyor ve hâlâ müzakere yoluyla çözebilecek olgunluğa ulaşılmış değil.
CAFER TAR
ABD Başkanı Donald Trump, yanında kalabalık bir heyetle birlikte Çin’e resmi bir ziyaret gerçekleştirdi. İki ülke arasında devasa sorunlar var ve bu sorunların her iki devlet tarafından nasıl ele alındığı sadece ABD ve Çin’i değil, bütün dünyayı ilgilendiriyor. Bundan dolayı dünya medyası da ziyaret boyunca ABD Başkanı’nın Çin temaslarını yakından takip etti.
ABD-İsrail ile İran savaşı, gelinen aşamada bütün dünyayı ilgilendiren bir karakter kazandı ve olası bir çözüm, sadece Tahran ile Washington arasında yapılacak müzakerelerle sağlanamıyor. Bu noktada en önemli adreslerden biri olarak Çin öne çıkıyor. Pekin’de sağlanacak bir uzlaşının, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan tıkanmanın nasıl aşılacağından başlayarak bir dizi sorunun çözümüne kadar önemli yansımaları olacaktır.
ABD-Çin ilişkilerini takip eden ortalama insanlar daha çok Çin’in Ortadoğu petrolüne bağımlılığı ve İran-ABD savaşı üzerinden durumu analiz etmeye çalışıyor. Bu yaklaşım, tamamen yanlış değil fakat ABD-Çin ilişkileri zaman içerisinde göründüğünden çok daha karmaşık bir karakter kazandı.
Ortada devasa bir Tayvan problemi var ve her iki tarafın da bu konuda taviz vermeye niyeti yok. Tayvan, küçük sayılabilecek yüz ölçümüne rağmen dünya ticaretinde oldukça stratejik bir noktada duruyor. Tayvan Boğazı da tıpkı Hürmüz Boğazı gibi dünya ticareti açısından son derece önemli bir konuma sahip. Uzmanlar, küresel ticaretin yaklaşık beşte birinin Tayvan Boğazı üzerinden geçtiğini söylüyor. Özellikle Japonya ve Güney Kore gibi enerjiye bağımlı sanayi devlerinin enerji ihtiyacının önemli bir kısmı da bu boğaz üzerinden taşınıyor. Ayrıca askeri açıdan da Tayvan oldukça önemli bir konumda bulunuyor. Bir ülkenin süper güç olabilmesi için denizlere hâkim olması gerekir. Çin de bir süredir yoğun biçimde bunun hazırlıklarını yapıyor. Uçak gemisi inşaları ve İpek Yolu gibi projeler, tamamen bu iddianın hayata geçirilmesi için girişilen çabaların sonucudur. Tayvan tam da bu noktada kritik bir yerde duruyor. Çin donanması, muhtemel hazırlıklarını tamamladıktan sonra Pasifik Okyanusu’nun derin sularına açılabilmek için Tayvan kapısından geçmek zorunda. Bu nedenle Tayvan’ın ABD ve müttefiklerinin kontrolünde olması, Çin açısından ciddi bir problem oluşturuyor. Tayvan, ABD’nin kontrolünde olduğu müddetçe Çin donanması, ABD ve müttefiklerini sürekli ensesinde hissedecektir.
Rusya kendisini stratejik olarak güvenceye almak için Ukrayna işgalini; ABD ise küresel enerji arzını kontrol edebilmek amacıyla İran ile sasavaşı başlattı. Uzmanlar, asıl fırtınanın Çin’in Tayvan’a yapacağı olası bir saldırıyla kopacağını söylüyor ve bunun çok uzak bir ihtimal olmadığı düşünülüyor. Asıl soru ise böyle bir durumda ABD ve müttefiklerinin nasıl davranacağıdır.
Çin, uzun süredir Tayvan’ı, tıpkı Hong Kong’da olduğu gibi, yeniden ülkeye dahil etmek için yoğun bir çaba içerisinde. Hatta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Şubat 2023'te Çin ordusuna 2027'ye kadar Tayvan’ı işgal etmeye hazır olunması talimatını vermişti. Elbette Tayvan’ın denizden yapılacak bir çıkarma ile işgal edilmesi oldukça güç görünüyor ve Çin ordusu böyle bir başarısızlık ihtimaliyle karşılaşmak istemiyor.
Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, her defasında “ABD-Çin ilişkilerinde Tayvan konusu en önemli meseledir ve eğer yanlış yönetilirse bu durum bir çatışmaya dönüşebilir” diyor. ABD Başkanı Trump ise kendisine “Tayvan için savaşır mısınız?” diye soran bir Fox News muhabirine, “Biliyorsunuz, bir savaş için 9 bin 500 mil uzağa gitmemiz gerekiyor; ben bunu istemiyorum” cevabını vermişti. Aynı Trump yönetimi, bir yıl önce Tayvan’a gelişmiş roketatar sistemleri ve füzeleri de içeren 11 milyar dolarlık bir silah satışını onaylamıştı. Aslında aynı senaryo tekrar ediyor; küresel güçler kendi savaşlarını başkaları üzerinden sürdürüyor. Rusya, Ukrayna’da dolaylı olarak Batı ile savaşıyor. ABD ise Hürmüz’de dolaylı biçimde Çin ve Rusya ile mücadele ediyor. Tayvan’da ise Çin, olası bir sıcak çatışma durumunda ABD ve müttefikleriyle savaşmak zorunda kalacak.
Bu noktada olası bir gerilime Japonya ve Kore’nin de dahil olması yüksek bir ihtimal. Aslına bakılırsa Soğuk Savaş koşullarında çözülmüş gibi görünen bütün sorunlar bugün yeniden görünür hâle geliyor ve insanlık bunları hâlâ müzakere yoluyla çözebilecek olgunluğa ulaşmış değil.
ABD ve Çin ekonomileri inanılmaz derecede iç içe geçmiş durumda. ABD, hâlâ Çin ekonomisinin en önemli pazarlarından biri. ABD ise nadir toprak elementleri konusunda Çin’e bağımlı durumda bulunuyor. Dünyadaki nadir toprak elementlerinin yaklaşık yüzde 90'ı Çin tarafından işlendikten sonra dünya piyasalarına sunuluyor. Bu durum da Çin’i dünyanın geri kalanıyla ilişkilerinde oldukça güçlü bir konuma getiriyor.
Bütün bunlardan çıkarılacak sonuç şudur: Bu dünyada hiçbir güç, diğerine karşı mutlak bir üstünlük içerisinde değildir. Olası açık bir çatışma, başta çatışmanın tarafları olmak üzere bütün dünya için büyük bir felaket olacaktır. Şimdilik bütün taraflar bu ihtiyatla birbirleriyle ilişki kuruyor. Umarım bu tür gerilimler bir daha asla iki dünya savaşında olduğu gibi kontrolden çıkmaz.