- 68 Kuşağı’nın ömrü, sık sık Türkiye’ye ziyarete gelen 6. Filo ve NATO’ya karşı düzenlenen protestolarla geçti. Şimdi ise NATO Zirvesi Ankara’da yapılıyor diye göklere uçuyorlar!
SUAT BOZKUŞ
NATO liderleri üç gün gelecek diye Ankara’nın çehresi değişmiş.
Yahu, üç günlüğüne gelip gidecekler için bu kadar yatırım yapacağınıza, ömür boyu burada yaşayacak olanlar için de birkaç tuğla koysanıza.
İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında Kızıl Ordu’nun Berlin’e dayanması ve Batı Avrupa ülkelerinde güçlü sol hareketlerin oluşmasından korkuya kapılan ABD ve Batı’nın emperyalist kapitalist devletleri, 1949 yılında Kuzey Atlantik Savunma Örgütü (NATO) adıyla bir araya geldi.
Bütün dünyayı komünizm ve Kızıl Ordu öcüsüyle korkutan ABD, adeta herkesi esir aldı. “Sizleri komünizme ve Kızıl Ordu’ya karşı koruyacağım” söylemiyle, SSCB’yi çevreleyen bir kuşatma politikası izledi. Bu kuşatma sadece askeri bir kuşatma değildi.
Aynı zamanda ekonomik, siyasi, ideolojik bir kuşatma ve imha kuşatmasıydı.
Adına “Demir Perde” dediler ama bu perdeyi koyan da kendileriydi. Buna karşılık SSCB ve Doğu Avrupa’daki müttefikleri de Varşova Paktı çatısı altında bir araya geldi. Dünya, uzun yıllar bu iki kampın çekişme ve çatışmasıyla şekillendi. Bu dönemde SSCB her iki paktın da aynı anda feshedilmesini önerdiyse de, bu asla kabul görmedi.
Sonuçta 1990’lı yıllarda SSCB’nin dağılmasıyla Varşova Paktı da dağıldı. Ama SSCB’ye karşı kurulduğu söylenen NATO dağılmadı. Tam tersine Doğu Avrupa devletlerini de bünyesine alarak büyüdü. En son Ukrayna’ya dayanınca Rusya’nın tepkisi ortaya çıktı.
Şimdi geçmişe dönecek olursak, 60’lı yıllar SSCB’nin detant (yumuşama) ve “Barış içinde bir arada yaşama” politikasıyla geçti. Bu politika sıcak bir çatışmayı engellese de kalıcı bir çözüme dönüşmedi. İki kamp arasındaki silahlanma yarışı ve her alandaki rekabet hızla sürdü. Sonuçta SSCB pes etti ve dağıldı. O dönem kapitalizmin ideologları, bütün kötülüklerin anası ilan ettikleri SSCB yıkıldığı için ideolojilerin öldüğünü, artık sonsuz barış çağının başladığını vaaz ediyorlardı. Ancak foyaları ortaya çıkmakta hiç gecikmedi.
O günden itibaren dünyanın her köşesinde yeni bir paylaşım savaşının ateşleri başladı. Önce Balkanlar ve Kafkaslar’da kan gövdeyi götürdü. Ardından da zaten ateş içindeki Ortadoğu yeniden kanlı bir boğazlaşmaya tanık oldu. Arap Baharı adı altında başlayan emperyalist işgal sonucu Ortadoğu yeniden paylaşılıyor. Erdoğan, o günlerde “NATO’nun ne işi var Ortadoğu’da?” diyordu ama şimdi NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yapmakla övünüyor. Bu şekilde hem silah satmaya hem de siyasi ve askeri askeri olarak güç devşirmeye çalışıyor.
Muhtaç olduğu siyasi meşruiyeti, NATO’dan ve Trump’tan almayı hayal ediyor.
NATO’nun kuruluşundan itibaren sol ve barışçı muhalif güçler, NATO’ya karşı bayrak açtı. Özellikle ABD’nin Vietnam’ı işgal etmesinden sonra işgali protesto eden barış yanlısı güçler, bütün dünyada ve ABD içinde etkili oldu. Sonuçta ABD Vietnam’dan çekilmek zorunda kaldı.
Akdeniz’deki ABD 6. Filosunun Türkiye ziyaretleri hep olaylı olurdu. 68 kuşağının şaha kalktığı yıllarda 6. Filo askerleri Dolmabahçe’de karaya çıkıp eğlenmek istemişti. Demirel hükümeti, Amerikalı askerle rahat etsin diye genelevi boyatıp temizletmişti. Ama bu kez, genelevde çalışan kadınlar 6. Filo askerlerini kabul etmeyeceklerini açıklamışlardı.
Deniz Gezmiş öncülüğündeki devrimci gençler, 6. Filo’ya karşı eyleme geçerek Dolmabahçe’de yakaladıkları 6.Filo askerlerini denize atmışlardı. Şimdi yerli-milli-dindar diye nutuk atanlar ise solcu gençlere saldırıyorlardı. Bugün gazetesi ve benzerleri çevrelerin öncülüğünde düzenlenen komünizmi tel’in mitinglerinde solcu gençlere saldırlar yaşanırken, bugün de Ankara’yı yasak şehir haline getiriyorlar. Aradan bunca zaman geçmiş, herkes yine kendi yolunda gidiyor.
Denizlerin geleneğinden gelenler yine NATO’yu protesto ederken sağcı-dinci gelenekten gelenler, Ankara’yı NATO’nun emrine veriyor ve muhalefete karşı terör estiriyor.
Bakalım bunca saldırganlık, NATO’yu ayakta tutmaya yetecek mi? Çünkü artık sallanan, birbirine giren NATO’dan insanlığa bir fayda yok ve olmayacak.