- Dünya Kupası maçlarında yıldızlaşan Viranşehirli mülteci çocuğu Deniz Undav, birçok tartışmayı da ateşledi. Deniz topu ağlara gönderdiğinde “gooool” diye haykıran milyonlar, sanki ezilenlerin varlığını haykırıyor.
SUAT BOZKUŞ
Uzun yıllardır bir stadyuma gidip maç seyretmemiş, değişen kuralları takip etmemiş biri olarak futbol üzerine ahkam kesecek değilim. Ama dünyada birçok insanın heyecanla izlediği, birçok çekişmenin odağına oturan futbol dünyası hakkında bazı gözlemlerimi de ifade etmek isterim.
Bizim çocukluğumuzda, Türkiye’de üç büyük şehire ve üç büyük kulübe hapsolmuş olan profesyonel futbol ligi bütün Türkiye’yi etkiliyordu. Ama o profesyonellikte bile bir masumiyet ve kalite vardı. Lefterlerin, Metin Oktayların, kaleci Turgay, Necmi ve Varolların, Şenol-Birolların, Can Bartu’ların mikro Mustafaların yıldızlaştığı dönemlerdi. Sonraları Metin Kurt’lar geldi. Futbolcu sendikası kurmaya kalkınca, futbola egemen olan futbol mafyası tarafından ezildiler.
O zamanlarda ne her türlü pisliği organize eden bahis siteleri ne de maç alıp satan şikecileri duyuyorduk. Mahalle aralarındaki bahisler ve iddialaşmalar şimdiki mafyatik çeteleşmeler yanında çok masum kalıyordu.
“Soğuk savaş” devrinden kalma solculuk da, futbolu dışlıyor ve solcuların bu eğilimlere hoşgörülü olmasını kabul etmiyordu. Komünizme karşı mücadelede kitleleri uyutmanın en büyük aracı futboldu. İspanya-Portekiz dibi ülkelerdeki faşist diktalar “Üç F” olarak sembolleştirdikleri Fado (müzik), Fiesta (eğlence) ve Fatima (din) ile ifade edilen bir sözdür. Üçüncü F’nin futbol olduğu yaygın ve hayatın akışına uygun bir görüştür. Bizim çocukluğumuzda futbol günah denilerek lanetlenirken, aileler çocuklarına sıkı sıkıya top oynamaması için tembihte bulunurdu. Bu belki de yoksul ailelerin, çocuklarına karşı buldukları bir mazaretti. “Meşin top kafalılar ve ne sağcıyım ne solcu, futbolcuyum futbolcu” sözleri futbol hastalarına yönelik kaba ifadelerdi. O yılların sert siyasi atmosferinde futbolseverlik suç gibi görünüyordu.
Ama ne ailelerin direnci ne de toplumsal baskı futbolun cazibesini azaltabildi. Devletin kısa sürede ikinci, üçüncü ligleri de kurmasıyla futbol Anadolu’nun en ücra yerlerine kadar girdi. Yabancı futbolcu yasağı kalkınca, her kulüpte bir kaç yabancı futbolcu yer almaya başladı. Bazı kulüplerde sanki yerli oyuncu kalmadı. Futbol kulüplerinin şirketleşmesiyle masumiyetini yitiren ve tamamen piyasaya göre şekillenen bir futbol alemi oluştu. Yönetiminden taraftarına kadar yeniden örgütlenen ve devletin muhalefeti ezme ve çıkmaza sürükleme aracı haline dönüşen futbol sahaları ırkçı saldırganlıkların da merkezi haline getirildi.
Son yıllarda futbol sahalarına egemen olan ırkçı-dinci çeteleşmeler, özel savaş merkezi emrinde toplumu bölüp çatıştırmanın da bir alanı haline getirmiştir. Amedspor’un her gittiği yerde taşlı sopalı saldırılara uğraması ve canını zor kurtarması, her hafta medyaya yansıyan ve sıradanlaşan olaylardı. Amedspor gittiği her yerde düşman kuvveti gibi karşılanıyordu. Futbolcular ve taraftarlar büyük bir direnişle ayakta kaldılar ve sonunda süper lige çıkmayı başardılar. Bütün ezilmişliklerini, komplekslerini bir futbol maçıyla telafi etmek isteyen ve savaşa gider gibi maça giden, faşist slogan ve sembollerle gövde gösterisi yapanların hazin sonu tüm ırkçılara ibret olmalıdır.
Devam eden Dünya Kupası maçlarında yıldızlaşan ve Almanya Milli Takımı’nı kurtaran Viranşehirli mülteci çocuğu, Êzîdî Kürt genci Deniz Undav, birçok tartışmayı da ateşledi. Kendi ülkesinde yaşamasına izin verilseydi, Deniz Undav belki de Türkiye Takımı’nda oynayacak ve takımı kurtaracaktı.
Deniz topu ağlara gönderdiğinde “gooool” diye haykıran milyonlar, sanki ezilenlerin varlığını haykırıyor.
Bütün ezilmişliklerini ve komplekslerini bir futbol maçıyla telafi etmek isteyen ve savaşa gider gibi maça giden, faşist slogan ve sembollerle gövde gösterisi yapanların sonu çok hazin oldu.
İşi bir savaş havasına sokmadan, barışçı rekabet ve eğlence boyutlarında tutsalardı sonuç hiç de hüsran olmazdı.