Israrla direnmek

Hatice ERGÜN yazdı —

8 Mart 2021 Pazartesi - 17:15

  • 8 Mart’ı kutlamıyoruz. Henüz bir şeyleri bir günde kutlayacağımız aşamaya gelmedik. 

Tekil kazanımlarımızda hep tetikte, hep parça parça, kâh o gün kâh başka bir gün adım adım, tutam tutam aldıklarımızla yapıyoruz. Ama her gün, tüm dünyada, kadın cinayetleri devam ettikçe, Türkiye’de 6 Mart’ta 8 mart için yürüyen kadınlar ve LGBTİ+lar polisin şiddetiyle uğraşmak zorunda kaldıkça, Birleşmiş Milletlerin (BM) 2017 raporuna göre dünya genelinde her gün 137 kadın aile üyesi tarafından öldürülürken, aile içindeki cinayet mağdurlarının yüzde 20’si, yakın ilişki içinde olduğu kişilerce öldürülenlerin yüzde 80’i kadınlarken, eşitlik anatomik aynılık, biyolojik homojenliğe göre anlaşılırken, düşünen, söyleyen, yazan, özgürlük ve eşitlik için direnen, direten, inatlaşan kadınlar kadınlıktan çıkarılırken, atanmış eril cinsiyetlerden çıkmaya çalışanlar lanetlenirken ve modern öncesinden miras cadı avları hak arayıcılarının bastırılmasında hâlâ kurumsal iktidarın aracı olabilirken kutlanacak bir şey yok. 

8 Mart sözümüzü birlikte, aynı anda, aynı sürede söylediğimiz gün. Yıllara yayılan koşturmalarda, telaşlarda, anlaşmazlıklarda, dayanışmalarda, çatışmalarda ve kopuşlarda inatla devam edeceğimizin belgesi niteliğinde, bir gün boyunca alanlara serdiğimiz sembol, 8 Mart. Bir araya geldiğimiz, yan yana yürüyebildiğimiz, sokakları talep ettiğimiz, yılın her günü bıkmadan anlattığımız haklarımızı, seslerimizde ördüğümüz gün. O kadar. Türkiye’de son on yıldır yürümesi de, gülmesi de, mücadelesi de çetinleşen feministleri 8 Mart sokaklarından uzak tutma çabası zor tehdidiyle, polislerin gövde gösterileriyle, karar alıcıların ahlâkçı dayatmalarıyla bu yıl da devam ediyor.

6 Mart’ta Kadıköy’deki mitingde trans+’lar polis zoruyla yürüyüşten atılıyor, kovalanıyor, gözaltına alınıyor. Pandemi bahane edilerek Feminist Gece Yürüyüşü engellenmeye çalışılıyor. Oysa 2003’te “Savaşa ve İşgale Karşı” temasıyla başlattıkları ve her yıl devam ettikleri yürüyüşlerinde geceleri ve sokaklardaki haklarını talep eden feministler, ev ve aile alanına kısıtlanmalarına dönük patriyarkal uygulamaların büyük bir bölümünün dayandırıldığı sokağın ve gecenin eril tehdidine hep birlikte meydan okuyorlar. Bu yıl da aynısını yapacaklar. Ülkede yasadışılık yasallaşmışken, sermayenin hukuku artık burjuvaziye bile yaramazken, yeni rejim feminizme saldırısında kendine özel kadın kuruluşlarından destek alırken ve kadın hakları ailenin kutsallığı paketlerinde yok edilirken sokaklardan, kamudan vazgeçmeyecekler.

Vazgeçmeyecekler, çünkü kadınlar özgürleşmeden toplum özgürleşmeyecek; kadınlara, heteronormatif erkek ölçütleri dışında duranlara yönelik şiddet ortadan kalkmadıkça barış olmayacak, eşitlik olmayacak; kapitalist patriyarkanın aklımıza, bedenimize, sözümüze çizdiği sınırlar silinmeyecek. Farklı sömürü ve ezilme biçimlerinin kesiştiği tecrübelerinden doğru direnişlerinde birlikte yürüyecekler. Feminist politika söz konusu farklılıklar ve ortaklıkların birlikte özgürlüğü hedeflediği eylemlilik üzerinden kurulduğu ölçüde bugünümüz yarına umut ekleyecek.

Dünyadaki bütün sosyalist kadınlar, proleterlerin kendi ülkelerindeki sınıf bilincine sahip, siyasal ve sendikal örgütleriyle uzlaşma içinde, kendi ülkelerinde Uluslararası Kadınlar Günü’nü her yıl düzenleyecekler. En önemli hedefleri kadınların oy haklarını kazanmak olmalı. Bu talep kadınların tüm sorunlarının Sosyalist öncüllerle çözülmesi ekseninde ele alınmalı. Kadınlar günü uluslararası bir niteliğe sahip olmalı ve titizlikle hazırlanmalıdır.”

Clara Zetkin 1910’da uluslararası kadın dayanışmasını talep ediyordu. Bugün kadın hareketleri ve feminist hareketler neoliberal düzenlerin içerisinde sivil toplum örgütlülüğüyle çeşitlenirken, parçalılığa da itiliyor. Uluslararası düzeyde bir yandan BM gibi kuruluşların bol finanslı, bol düzenlemeli, şık toplantıları, kararlarıyla feminist örgütler ulusal ve yerel yönetimler karşısında pazarlık gücünü artırırken diğer yandan ülkelerdeki feminist sözün çeşitliliğini tehdit edebiliyor; feminist mücadeleyi (neo)liberal çerçeveye sıkıştırma riski taşıyor.

8 Martlar bunun için önemli. Feminist mücadelenin tarihinin bugünün baskın söylemine sıkıştırılmasına karşı çıkmayı, hafızalarımızı sürekli taze tutmayı, derdimizin salt erkeklere kıyasla kadınların değil, hepimizin eşitliği ve özgürlüğü olduğunu tekrar tekrar bilmeyi, anlatmayı mümkün kılan birlikte yürümenin  alanını sağladığı için.

Öyleyse bir kez daha: Jin, Jiyan, Azadî!

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.