Kabil kriterleri

Suat BOZKUŞ yazdı —

30 Temmuz 2021 Cuma - 23:00

  • Millet İttifakı, HDP çekincesiyle devam ederse, bu AKP-MHP diktasının değirmenine çok su taşıyacak demektir. Böylece kirli savaş çetesi diktasını sürdürecek ve halklara kan kusturacak demektir.

AKP’nin ilk yıllarında, akşam sabah Avrupa Birliği, Kopenhag Kriterleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, açılım paketleri konuşulurdu.
Askeri vesayet sistemi topa tutulurken, kurulacak olan “ileri demokrasi”nin faziletleri anlatılırdı.

Parti kapatmanın olanaksız hale getirileceğinden dem vurulurdu.

Bütün bunlar, gök kubbede baki kalan hoş ve boş sedalar olarak hafızalarımıza yerleşti.

“Komşularla sıfır sorun” denilerek yapılan şovlardan sonra sorunsuz sıfır komşu kaldı. Katar hariç, hepsiyle kanlı bıçaklı olduk.

Erdoğan ve AKP zaten baştan beri belliydi. Ama devletin ana gövdesi de “beka sorunu var” diyerek, “Yeni Osmanlı-bakiye topraklarımız” diyerek AKP-MHP çetesini bütün gücüyle destekleyince, ortaya kanlı bir diktatörlük çıktı.

Bu diktatörlük şimdi kendi iktidarını koruyabilmek, sürdürebilmek hırsıyla Türkiye’yi ve bölgeyi bir kan denizine çeviriyor. Her gün yeni bir gerilim ve işgal girişimiyle ülkeyi içte ve dışta bir savaş havasında tutarak ayakta kalmaya çalışıyor.

Aç ve yoksul yığınlar bir yandan ekmek parası bir yandan da can derdine düşürülerek etkisiz hale getiriliyor.

Erdoğan şimdi de Rusya ve ABD’nin bozguna uğrayıp terk ettiği Afganistan’a asker göndermeye hazırlanıyor. Kamuoyunu kandırmak için de “Sadece Kabil havaalanının güvenliğini sağlayacağız” diyor. İyi de, niçin Erdoğan ve kime karşı?

Erdoğan eski dostu Gulbeddin Hikmetyar’a güvenip işe soyunuyor. Ama onlar Erdoğan’a güveniyor mu acaba? Erdoğan, gerçek düşüncesini “Türkiye'nin, Taliban'ın inancıyla ters bir yanı yok” diyerek ortaya koymuş oldu. Ama Gulbeddin Hikmetyar Erdoğan ile aynı düşüncede değil. Taliban, Türkiye’yi işgalci sayacağını ilan ederek gelmesini istemediğini söyledi.

Türkiye şu anda bulunduğu her yerde işgalci konumunda. Kıbrıs’tan başlayalım Libya’ya, Somali’ye, Rojava’dan Güney Kürdistan’a, Ermenistan’a kadar birçok yerde davetsiz misafir konumunda. Şimdi de fırsattan istifade, sadece Kabil havaalanı deyip, Afganistan’a çökme arzusunu açığa vuruyor.

Bu kadar geniş alanda hak ve hegemonya talep eden, askeri yollarla bunu temin etmek isteyen bir rejimin bunu demokrasi içinde yapması olanaksızdır. Bu nedenle Erdoğan-Bahçeli diktası her geçen gün sertleşiyor ve saldırganlaşıyor. Daha önce “Kuvayı Milliye” ilan ettiği DAİŞ-ÖSO-Nusra artıklarından, Talibancılardan medet umuyor. Erdoğan, dışarıda egemenlik peşinde koştukça dışarıdakiler, daha hızlı biçimde mülteci akınlarıyla Türkiye’yi işgal ediyor.

Erdoğan artık “Kopenhag Kriterleri”ni çoktan unutmuştur. O şimdi Taliban ile birlikte “Kabil kriterlerini” egemen kılmaya çalışıyor. Talibanlarla Tayyibanların ortak diktası altında bir gelecek hayal ediyor. İzledikleri dış politika da, içeride hazırladıkları yeni anayasa taslağı da bunu gösteriyor.

Bu durumda muhalefet güçlerinin tavrı-politikası çok önem kazanıyor.

Millet İttifakı, HDP çekincesiyle devam ederse, bu AKP-MHP diktasının değirmenine çok su taşıyacak demektir. Böylece kirli savaş çetesi diktasını sürdürecek ve halklara kan kusturacak demektir.

Millet İttifakı, Cumhur diktasına gerçekten karşıysa, arada yalpalamayı bırakmalı, en azından HDP’nin onayı ve desteğini alacak bir programla yönünü belirlemelidir.

Yoksa lafla bu diktaya son verilemeyeceği, tersine diktatörlüğün azgınlaşarak sürmesinin kaçınılmaz olduğu görülmelidir. Yani, gene atı alan Üsküdar’ı geçmeden bütün iskeleler fethedilmeli, bütün gemiler yakılmalıdır.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.