Krizden ‘üçüncü yolla’ çıkış

Veysi SARISÖZEN yazdı —

18 Mayıs 2020 Pazartesi - 13:58

HDP’nin beş belediyesi daha gasp edildi. Gerisi de gelecek. Erdoğan neden bir vuruşta tüm HDP’li belediyeleri yok etmiyor?

Çünkü Belediye dediğin kurum kendi başına AKP-MHP iktidarının bariyerlerinden bir tuğla bile oynatamaz. Halka hizmet ederek oyunu arttırması ise faşist rejimde hemen hemen hiçbir anlam taşımaz. Gasp edilen belediyelerin hemen hemen hepsi zaten yüzde 50’yi aşkın oyla kazanıldı. Aralarında yüzde 90 oyla alınanlar da var. Kürt halkı “hizmete” değil, faşist rejime karşı “direnişe” bakıyor. Eğer “hizmet” oy getirseydi, AKP-MHP iktidarı zorla ele geçirdiği belediyelere trilyonluk bütçe sağlar, Kürdistan cadde ve sokaklarını “bal dök yala” denilen bir hale sokardı. İktidar Kürt halkını tanıyor. “Hizmet” yoluyla seçmeni baştan çıkaramayacağını biliyor. O nedenle “hizmet” vermek yerine belediyeleri yağmalıyor. Bırakalım “hizmeti”, faşist rejim Kürdistan’da Koronavirüs ordusunu da, ona karşı savunmasız halkın üstüne sürüyor. Kürdistan’da virüs özgür, halk evlerinde hapis.

O halde neden belediyeleri gasp ederek Kürt halkının tepkisini çekiyor?

Çok basit. Faşist rejim bunu yaparken, Kürt halkına “sana seçme ve seçilme hakkı tanımıyorum, seni yok sayıyorum, var olmaya kalktığında da evini barkını, köyünü, ilçeni yakıyorum, çoluğunu çocuğunu öldürüyorum”, “ya teslim olacaksın, köleliği kabul edeceksin, ya da öleceksin” diyor. Yani belediyelerin gaspı savaşın doğal uzantısı.

Az sonra son HDP’li vekilin de dokunulmazlığı kaldırılacak… Demek ki iktidar yalnızca PKK’ye karşı savaşmıyor. Belediyeler ve TBMM için oy veren tüm Kürt seçmene karşı savaşıyor. Bu seçmenlerin arasında Batı illerinde de milyonluk seçmen kitlesi var. Savaş hem PKK’ye, hem de tüm HDP seçmenine karşı yürütülen bir savaş.

PKK ile savaşla HDP seçmenine karşı savaş arasında elbette büyük bir fark var.

Rejim PKK’yi Saray’da alınan “kararlarla” yok edemiyor. Ama biliniyor ki, Saray’dan çıkacak tek bir kararla, belediyeleri nasıl yok ediyorsa HDP’yi de öyle siyaset sahnesinden silebilir. PKK devletin silahına silahla yanıt veriyor. O nedenle yok edilemiyor. Ama ne HDP, ne onun belediyeleri devletin “kanunlarına” ve kanun hükmündeki kararlarına kanunla yanıt veremez.

“Seçmen de silahla yanıt versin” demek bana düşmez. Bu sayfalardan “serhildana kalksın” diye çağrı yapmam da benden beklenemez. Ama şu bir gerçek: Seçmen seçmen olmaktan kendini kurtarmalı. Kürdistan’da mücadeleyi sürdüren öncüyle özdeş olma yoluna koyulmalı. Bunu diyebilirim. Dediğimin ne anlama geldiğini de varsın Kürdistan seçmeni kendisi düşünsün ve karar versin.

Faşist rejim Cumhuriyet tarihinin eşine rastlamadığı bir “suç örgütü”nün rejimidir. Onun dayandığı meşruiyet “seçimlerdir.” Seçim faşizm için meşruiyet temin etmediği gün, tek bir kararla ortadan kalkar. “Suç örgütü” boynunu kendi iradesiyle asla yargıya uzatmayacaktır. O nedenle de seçimleri kaybedeceğini anladığı saniyede ortada seçim meçim kalmayacaktır.

O halde kamuoyu araştırmalarına bakarak, “ilk seçimde gidecekler” lafıyla seçmeni, eli kolu bağlı seçmen halinde tutmak aymazlıktır. Erdoğan “seçim de yok seçmen de yok” dediği gün, CHP’nin de, HDP’nin de seçmeni seçmen olmaktan bile çıkar.

Mesele açıktır: Faşizme karşı mücadele, seçmeni Erdoğan seçmenlikten çıkarmadan önce muhalefetin çıkarmasıdır. “Ey seçmen, eğer faşizmden kurtulmak istiyorsan, seçmen olmakla yetinme, başka bir şey ol, yer üstünde mi, yer altında mı, kalemli, bilgisayarlı mı, çakılı, çakmaklı mı, hangisi mümkünse örgütlü seçmen ol. Çünkü bu rejim senin oylarınla devrilmeyecek. Oyların ya çalınacak ya partin seçimlere sokulmayacak, bunlar da yetmezse rejim seçimleri rafa kaldıracak. Faşizmi yıkmak için başka yollar ara.”

Türkiye’yi bekleyen nedir? Demokrasi değildir, darbeler ve iç savaştır.

Türk ekonomisi enkaz halinde. Korona sonrası kaostur. Bu kaostan çıkışın, halk açısından değil sistem açısından biricik yolu, Erdoğan’ın devrilmesi, dünya kapitalizmine karşı işlenen suçların bir avuç Erdoğancı güruha yıkılması, devlet aygıtının burnunun yeniden Batı’ya çevrilmesi, kapitalizmin kurallarının işletilmesi, Küresel güçlerin önünde diz çökülmesi, af dilenilmesidir. Bir başka ifadeyle batmakta olan tekneden Erdoğan’ı bir safra gibi fırlatıp atmaktır. Türk devletinin paçayı kurtarması başka türlü mümkün değildir. Batıya teslim manevrasını Erdoğan artık yapamaz. Manevra Erdoğansız olur. Tıpkı Romanya devlet başkanı Çavuşesku’nun kendi adamları tarafından kurşuna dizilmesi örneğinde olduğu gibi.

Erdoğan bunu biliyor. O da kendi darbesine hazırlanıyor.

O halde Erdoğan’nın darbesine de Ergenekon’un darbesine de karşı “üçüncü yola” koyulmaya hazırlanmak gerekiyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.