Mütedeyyin iç çekişler ve sanrılar

Hatice ERGÜN Haberleri —

18 Ekim 2022 Salı - 09:00

  • Türkiye yanarken, patlarken, dibe vururken, fütursuzca zenginleşen muktedirlerin hayatlarında huzurun esamesinin okunmamasını, kendi acımasızlıklarında debelenmelerini dilerim.

Ragıp, uçsuz bucaksızmışçasına uzanan güz salonunda, yerini yeni değiştirttiği bronzdan sallanan sandalyesinde otururken evin dışarısıyla ulaklığını yapan Filhakika bey içeri girdi. Yüzünde sevimli bir heyecan vardı. Not defterinden gelişigüzel kopartılmış gibi görünen sayfayı Ragıp’a uzattı. Ciddi olmanın kaş çatmadan geçtiğini düşünen Ragıp, çatık kaşla notu okudu:

“İnternet ortamının; ulusal sınır tanımayan olgusu, hızlı erişim ve geniş paylaşım kolaylığı sağlaması, dağınık, çok değişkenli ve dinamik küresel ağ yapısı nedeniyle kötü niyetli kullanıcıların kimliklerini gizleyerek yasa dışı iş ve eylemlerini hayata geçirmesine fırsat tanıdığı artık bilinen bir gerçekliktir. Dolayısıyla, sahte isim ve hesaplarla yasa dışı içerik oluşturup paylaşma, ... küfür, iftira veya hakaret etmek, karalamak ya da itibarsızlaştırmak, nefret ve ayrımcılığa zemin oluşturmak amacıyla kullanıldığı durumlarda internet, düzenleme yapılması gerekli alan olarak karşımıza çıkmaktadır.

...kişilik hakları ihlal edilen bireyler, anayasal güvence altında olan haklarının korunması noktasında devletten beklenti içine girmektedirler. Devletin bu alanda ki yükümlülüğü, temel hak ve özgürlüklerin korunacağı ve aynı zamanda ifade özgürlüğünün de güvence altına alınacağı düzenleyici bir rol üstlenmesidir. Bunun sonucunda devletlerin vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerini hem diğer kullanıcılara hem de sosyal medya platformlarına karşı koruması gerekmektedir.”

Ragıp, ‘olgusu’, ‘çok değişkenli’, sonrasında ‘noktasında’ terimlerine, ‘temel hak ve özgürlüklerin’ korunmasıyla ifade özgürlüğünün garanti altına alınması arasına düşülen ayrımın anlattığı boşluğa ve en çok da internetin devletçe düzenlenmesi gerektiği yönündeki ifadeye bayıldı. Dedi, ‘ne güzel çocuklar yetiştiriyorsun, Filhakika. Fahriye hanımı özellikle kutlarım. Ancak bu şekilde, elitlerin dayatmasına karşı çıkarız, dindar nesillerin yetişmesini engellemeye çalışanlara rabbimin üzerimizdeki nefesiyle karşılık veririz, sermayemize sermaye, satışımıza kâr oranı, iktidarımıza yeni yıllar ekleriz. Bir baksana, ‘olgu’nun oradaki duruş boşluğuna bak, temel hak ve özgürlüklerden kopartılan ifade özgürlüğüne iyice bak, bu yasayla ve özellikle 29. Maddeyle becerebileceğimiz seçim dönemi salvolarına bak da Fatma annemiz parmaklı kızının kaleminden kâğıda yapışan güzelim güncel siyaset hallerimizle mutlu ol. Senin kızında model olan kindar neslimiz, kinle örttüğümüz anlamdan varsın yoksun kalsın. Yeter ki, satışlarımız şaha kalksın, güz salonumu restore edebileyim, yaz salonunu genişletebileyim, muhtarlarla yemek yediğim masayı altın kaplamaya boğabileyim. Ve hep beraber memleketin üstüne altın boşaltmaya devam edelim.’

Filhakika bey, güz salonu Ragıp’ından bunca methiyeyi almanın yarattığı esriklikle kızına çok istediği pembe bisikleti hediye düşünürken bir yandan da soğuğu çok seven karısına kış salonunda Eyyam hanımın yanında bir kahve içmelik berjer ayarlama imgesiyle sevindi. Kocaman bir mekân ne de olsa. Ragıp beyin ve karısı Eyyam hanımın bir türlü sığamadıkları, isteklerini sığdıramadıkları bir nev’i saray, diğer nev’i kaçak inşaattan bozma arabesk konutta kaç aileye yaşam alanı vardı da, yaşam alanı böylesi durumlarda bir haneye değil satılan toprak parçalarının yerine retorikte iliştirilen özlem dolu muhtemel topraklara göndermeyle anılırdı. Ragıp koltuğunda doğruldu, buradaki mantık hatası ona bile örtülesi gelmişti. Filhakika’ya döndü; ‘senin oğlan bu son basın kanunu değişiklikleriyle ilgili birkaç cümle kuracaktı; genç nesillerin bize desteğini gösterecekti. Ne durumda?’ Filhakika silkindi; nasıl da atlamıştı; biricik kızına odaklanınca... Hemen toparladı; Rıdvan, efendim, Yunan adalarıyla ilgili gelişmelere öylesine daldı ki, basın kanunundaki değişiklikler için cümle üretemedi; ama en son adalarla maden ocaklarındaki patlamaları ve bağlantılı ölümleri iş cinayeti olarak tanımlayanlara yönelik olarak ortak bir ihanet retoriği geliştirdi, haklı olarak. Siz de takdir edersiniz efendim, Rıdvan 2001 doğumlu; vatana ihanetle ilgili algıları epey gelişmiş, bu dönemde yetişen tüm dindar çocuklar gibi. İzninizle onun en son Batman’da gerçekleşen talihsiz maden vakasıyla ilgili özlü sözünü aktarmak isterim: ‘Bu dünyadan hepimizin bir göç etme zamanı var. Bizim seçemediğimiz bir zaman; Rabbimin karar verdiği bir an, tüm dindarlar ve dindar nesil sonsuz hakkaniyete erişiyorlar. Batman’daki elim gelişmede hayatını kaybeden madencilerimiz Rabbimin eşsiz kudretiyle ilahi mertebeye ulaşmışlardır. Olacak olan olmuştur; olacak olan olmaktadır.’

Ragıp Bey’in sağ ve sol gözünden birer damla yaş aktı; dindar ve kindar nesillerin çoğunlukta oldukları toplum ha desen buradaydı. Ah bir de, beton yanmasa, altın yanmasa, para yanmasa.... Filhakika’ya döndü, ‘diğer iki çocuğundan da benzer bir atılım bekliyorum. Çekilebilirsin.’

Türkiye yanarken, dibe vururken, kadın cinayetleriyle kana bulanırken, Kürtlerin siyasal katılımı her geçen gün daha fazla kısıtlanırken, biteviye zenginleşen muktedirlerin şiddet sarmalıyla boğuşurken yaz, kış, güz, bahar salonlarında endam büyütenlerin hayatlarında huzurun esamesinin okunmamasını, kendi acımasızlıklarında debelenmelerini dilerim.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2023 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.