Planlı katliam amacına ulaştı mı?

Selim FERAT yazdı —

11 Ekim 2021 Pazartesi - 20:00

  • Seçimlerden 22 gün önce yapılan 10 Ekim mitingine İŞİD’li iki canlı bombanın saldırısı sonucu 102 kişi yaşamını yitirmişti. O dönemler sistemin gözde adamı Davutoğlu’ydu.

 

10 Ekim katliamının 6. yıldönümünde hafızamızdakileri yeniden canlandıralım:

2015 yılında, Newroz’dan önce Antep’te konuşan şimdiki Reis-i Cumhur: “400 milletvekilini verin bu iş huzur içinde çözülsün“ demişti.
Bu aleni bir tehdit olarak not edildi.

Sonrasında Davutoğlu’nun 1 Kasım 2015 seçimlerinde Van‘daki tehdidi vardı:
"Biliyorlar ki; AK Parti iktidardan indirilirse buralarda terör çeteleri dolaşacak ya da beyaz toroslar dolaşacak".
Sorun AKP’nin  2002’den sonra 7 Haziran seçimlerinde yüzde 40,8 oyla meclisteki çoğunluğu kaybetmiş olmasıydı.
HDP ise Haziran seçimlerinde yüzde 13,1 oyla 80 milletvekili çıkarmıştı.

Son günlerde HDP’den: “İktidarın küçük ortağı ağzını her açtığında partimize ve ülkenin farklılıklarına hakaret ediyor. HDP olarak diyoruz ki, açılmamak üzere kapatman gereken senin kin ve nefret kusan ağzındır” dediği adam, 7 Haziran seçimlerinden sonra, AKP’siz olmaz demişti. 
Asıl sorun, Kürtler’in kendi kaderini belirlemek için, tali   seçenek olarak gördükleri Meclis’de, 80 milletvekiliyle Kürdistan’ın Türkiye’nin komşu bir ülkesi olduğunun altını çizmelerini engellemekti.

Bu korkuyu tırmandırmak için, sistemin çarkları döndü.
Bir yerde seçime yeniden gidilmesi azmettirildi.

1 Kasım seçimlerinden önce 1 Ekim 2015’te Ankara’da, aralarında, HDP, DISK, KESK, IHD, EMEP, TİHV, Alevi Bektaşi Federasyonu’nun da olduğu birçok örgüt temsilcisinin katılımıyla bir basın toplantısı düzenlendi ve 10 Ekim’de Emek, Barış, Demokrasi Mitingi yapılması çağrısında bulundular. 
Seçimlerden 22 gün önce yapılan 10 Ekim mitingine İŞİD’li iki canlı bombanın saldırısı sonucu 102 kişi yaşamını yitirmişti.
O dönemler sistemin gözde adamı Davutoğlu’ydu.

Azmettirenlerin başında olduğunu saklamıyorcasına meydan okur gibi yapmış, katliamla ilgili ilginç bir tesadüf eseri (!) "kokteyl terör” tanımı üzerinden IŞİD ile PKK ortaklığına vurgu yapmıştı.

Bu katliamdan sonra, caydırıcılık politikası gündemleştirildi. Seçim artık, şiddetin sahneye konduğu bir trajedya sahnesiydi.
Daha sonra, AB istihbarat birimi EUINTCEN’in raporuna göre, katliam kastedilerek: “Bu olayda AKP bünyesindeki güçlerin IŞİD militanlarını özel olarak görevlendirdiğine inanmak için makul sebep var” denilmişti.

Ve devamında…
Bu planlı katliam 2015’te bir yerde işe yaramıştı (?).
1 Kasım seçimlerinde, AKP’nin oyları yüzde 9’a yakın yükselmiş;
HDP’nin oy oranında  2,4’lük düşüş olmuştu.

Dönemin gözde adamı Davutoğlu, 1 Kasım seçimlerinden yarım yıl sonra Erdoğan’ın ricası üzerine başbakanlık görevinden istifa etmişti.
Katliamın asıl sorumluları, katillere davetiye çıkaran siyaset/sistem değil miydi?
Son dönemde Erdoğan seçeneğinin kendi partisi tarafından da askıya alındığı haberlerinin yanı sıra, AKP sisteminin yenilgiyi kabul etmeyeceği basına yansıyan “alarm“ niteliğinde söylentiler.

Akın Birdal’ın: "Kürt sorununda sabıkaları var, cesaretli tutum almalı“ dediği CHP’nin genel başkanı Kılıçdaroğlu son olarak, eskileri andıran bir uyarıda bulundu: “Umarım belli gruplar ellerine silah alıp, belli kişileri öldürme yoluna gitmez“ belirlemesi, istihbarat birimleri tarafından sızdırılan bilgilere işaret ediyor.

Nereden bakarsanız bakın, tetikçiler cumhuriyeti her defasında gündemi şiddetle sarstı.
Ve her defasında da, Kürdistan’da, farklı inançlar, kimlikler ve düşüncelerin söz sahibi olmalarını engellemek için olağanüstü önlemlere başvurdu.
Ancak, ne Kürtler’in ayaklarını kırabildiler, ne de partilerinin kapılarına bir daha açılmamak üzere kilit vurabildiler.
Çünkü: “…özgürlükten yoksun olanlar, özgürlükleri uğruna savaşma hakkına sahiptirler“ (Che Guevera).
Şimdi susturulması gerekenler: “kin ve nefret kusan ağızlardır” (HDP)

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.