“Restorasyon”, milli uzlaşma ve HDP 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

23 Eylül 2021 Perşembe - 23:00

  • AKP, “PKK’nin uzantısı” diyerek HDP’yi kapatmak için kitlesel tutuklamalarla onu baskı altına alıyor. CHP, İyi Parti, Saadet, Deva ve Gelecek ise “HDP meşrudur, çözüm sürecinde asıl muhataptır” diyerek HDP’yi PKK'nin (İmralı’nın ve Kandil’in) karşısına koymaya çalışıyor. 

Türkiye ABD’ye “teslim” oldu ve önümüzdeki on yılları belirleyecek olan “yeni soğuk savaş” sürecine eklemlendi. Henüz “soğuk savaş” başlamadı. Hazırlık sürecinin içindeyiz. 

Siyasi gelişmelere bir de bu açıdan bakmak iyi olabilir. 

Rejim 2015 yılından sonra girdiği krizden ABD ile Rusya arasındaki dengeyle oynayarak çıkmaya çalıştı. Bunu başaramadı. Arap Baharı’yla birlikte girdiği 3. Dünya Savaşında yenildi. Sonunda her yenilen ülke gibi teslim bayrağını çekti.  

NATO ve tüm Batı dünyası Erdoğan rejiminin halk kitlelerinin ayaklanmasıyla yıkılmasını kesinlikle istemez. Bu bir.

İkincisi, AKP’nin yerine CHP ağırlıklı bir koalisyonun geçmesine de güvenmez.

Üçüncüsü, devlet aygıtının bugünkü “islamcı-faşist” yapısı ve ağır çürüme nedeniyle CHP sorumluluğu yüklenemez.  

Bütün bunlar Türkiye de bir “restorasyona” ihtiyaç olduğunu gösterir.  

Ya radikal demokratik köklü halkçı değişim ya da seçimsiz, meclissiz faşizm ikileminden çıkış egemen güçler ve Batılı emperyalist devletler açısından “restorasyonu” zorunlu kılar.  

“Restorasyon” sistem içi siyasi partiler arasındaki çatışmalara ve rekabete geçici de olsa ara vermeyi ve “milli mutabakat” sağlayarak “milli bir koalisyon” kurmayı gerektirir. 

Ne var ki, yüzde 15 oranında oy alan ve fiilen devlete karşı “ayaklanmış” bulunan Kürt siyasi hareketini bu milli koalisyona dahil etmeden “restorasyon” süreci başarıya ulaşamaz, “istikrar” sağlanamaz. 

Günümüzün siyasi tablosu işte bu zorunluluklar tarafından belirleniyor.  
Karmakarışık hale getirilen siyasetin altındaki gerçek şu: 

Restorasyon sistem içi muhalefet ile AKP arasında bir uzlaşmayı zorunlu kıldığı gibi, HDP’yi de bu uzlaşmaya razı etmeyi gerektirir. Şu anda siyasi arenada atılan bütün adımların yöneldiği hedef işte budur: Milli uzlaşma ve bu uzlaşmaya Kürt siyasi hareketini “razı” etme. 

“Milli uzlaşma”nın Abdullah Gül’ün “ortak adaylığı” ile gerçekleşme ihtimali üstünde durmuştum. Şimdi de HDP’yi bu “milli uzlaşmaya” razı etme oyununu ele alalım.

"İyi polis, kötü polis"

Burada artık kötü bir oyunun sahnelendiği aşikardır. HDP’nin karşısında “kötü polisin sopası” ile “iyi polisin havucu” durmakta.
AKP, “PKK’nin uzantısı” diyerek HDP’yi kapatmak için kitlesel tutuklamalarla onu baskı altına alıyor. CHP, İyi Parti, Saadet, Deva ve Gelecek ise “HDP meşrudur, çözüm sürecinde asıl muhataptır” diyerek HDP’yi PKK'nin (İmralı’nın ve Kandil’in) karşısına koymaya çalışıyor. 

Tıpkı Rojava’da oynanan oyunun benzeri sahneleniyor. Rojava’da da Türk devleti PYD’yi PKK ile özdeşleştirip yok etmeye çalışıyor, ABD ise PYD’yi PKK’nin karşısına dikmek için uğraşıyor. 

Bu sinsi yöntem, Kürt halkını hem Türkiye’de, hem de Ortadoğu’da Türk devletinin, sermayesinin ve ABD ve müttefiklerinin çıkarlarına alet etme amacı güdüyor. 

Ama aynı zamanda bu yöntem, hem Türk devletinin ve hem de Batılı devletlerin Öcalan’ın önderliğindeki Kürt özgürlük hareketi karşısındaki zayıflığını ortaya koyuyor. Kürt özgürlük hareketini toptan imha etme imkanını kaybettikleri için, onun birliğini zayıflatma yolunu seçiyorlar.  

Bu da Kürt özgürlük hareketinin hareket yeteneğini genişleten bir sonuç veriyor. Çünkü ne  devletin baskısı, ne “dost” görünümlü muhalefetin “seni meşru saydım rüşveti” HDP’yi yolundan saptırabiliyor. Ve şu anda sonuç açık: 
HDP İmralı ve Kandil’le müzakere zorunluluğundan vazgeçmeksizin, yürüttüğü büyük mücadele sonucunda CHP ve tüm muhalefet tarafından “meşru” ilan edilmiş, MHP’nin bağırtısına rağmen AKP bu hamle karşısında “susmuştur.

Bu nasıl olmuştur? 

Bu sağlamlık, Kürt özgürlük hareketinin ister legal özneleri, ister illegal özneleri, ister silahsız özneleri, ister silahlı özneleri olsun, bir bütün halinde Apocu program ve paradigmalar temelinde eğitilmiş sağlam, namuslu, kararlı ve devrimci kadroların öncülüğünde mücadele ediyor olmasının sonucudur. 

Ve “insan iradesi” nasıl en sofistike tekniği alt ediyorsa, aynı zamanda en kirli, sinsi dolapları da boşa çıkartıyor. Yalnız boşa da çıkartmıyor; bu “dolaplar” muhalefeti ve iktidarı ile rejimin “saldırıdan” “savunmaya” geçtiğini gösteriyor.  

O nedenle, örneğin Kılıçdaroğlu’nun “HDP meşru, PKK meşru değil” gibi açıklamasına kızmak, köpürmek yerine, “aferin CHP, bugün ‘A’ dedin, yarın ‘B’ diyeceksin” diyerek gülümseyip geçmek yerinde olur.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.