Seçimler ve ‘Üçüncü Cumhuriyet’

Suat BOZKUŞ yazdı —

11 Eylül 2020 Cuma - 23:00

  • Herkes görüyor ki, 12 Eylül faşist zihniyetini sürdüren, Türk-İslam sentezine dayalı Erdoğan diktası batağa girmiştir. Bu diktanın yıkılması için sandıkta da, sokakta da HDP desteği şarttır.

Gene seçim havasına girildi. Eskiler seçim “sath-ı maili”ne girildi derdi.

Bahçeli cumhurbaşkanı adayını bile açıkladı. Erdoğan’ı aday gösteren Bahçeli böylece “Cumhur ittifakı”na ve Erdoğan’a bağlı kalacağını ilan etti. Millet ittifakı açıkça aday göstermese de, onlar adına her gün yeni bir isim ortaya atılıyor. Anlaşılan millet ittifakı daha çok ortak aday arayacak. Muharrem İnce de yeni bir hareket başlatıyorum diyerek atını Sivas’ta şahlandırdı. "Bin Günde Memleket Hareketi"ni başlattı.

Erdoğan ve Bahçeli istedikleri kadar erken seçim yok desinler, bir kere seçim lafı ortaya atıldı mı, o ihtimal kartopu gibi büyüyerek seçime kadar gider. İçeride ve dışarıda sıkışan birçok sorun ertelenip seçim sonrasına bırakılır. Böylece seçim kaçınılmaz hale gelir.

Erdoğan her seçime son dakika değişiklikleriyle, kendisine en uygun yeni bir seçim sistemiyle gitti. 7 Haziran 2015 seçimlerini kaybettikten sonra sürekli olarak oy kaybettiği için, vatandaş ne oy verirse versin kendisinin kazanmış görüneceği yol ve yöntemler üzerine kafa yordu. Bu konuda kendilerine muhalefet diyen CHP ve İYİP de Erdoğan’a yardımcı oldu. CHP desteği olmasa Erdoğan ne anayasayı değiştirebilir ne de dokunulmazlıkları kaldırabilirdi. Kılıçdaroğlu şimdi “Demirtaş’ın ne işi var hapiste?” diye soruyor. Ama tamamen kendi eseri olduğunu unutuyor. Yine CHP desteği olmasaydı HDP’li belediyelere el koyamaz ve eşbaşkanlar başta olmak üzere birçok milletvekilini zindana atamazlardı.

Erdoğan-Bahçeli diktası “Milli sorunlarda milli takım ruhuyla, hep birlikte” deyip CHP’yi susturup peşine taktı. CHP içindeki itiraz sesleri zayıf kaldı ve bastırıldı. Böylece meydanı boş bulan Erdoğan-Bahçeli ikilisi kısa sürede diktasını kurdu. Ne var ki bu dikta her alanda memleketi çıkmaza sürüklüyor. İçeride milleti kanlı bıçaklı düşmanlar haline getirdi. Dışarıda ise bütün komşularla her an savaşa girebilir durumdalar. Bu gerginlik üzerinden, beka sorunu vb. diyerek diktalarını kurtarmaya ve sürdürmeye çalışıyorlar.

90’larda cumhuriyeti reformlarla değiştirmek isteyen İkinci Cumhuriyetçiler vardı. Ancak acı biçimde tasfiye edildiler. “İkinci Cumhuriyet”i tam tersi olarak, her türlü demokratik-özgürlükçü eğilimi ezerek, tek adam rejimiyle Erdoğan-Bahçeli diktası kurdu. Ancak bu diktanın temelleri çürüktür, halk desteğinden mahrumdur ve sallanmaktadır. Ne var ki ne kadar sallanırsa sallansın kendiliğinden yıkılmaz. Muhalif güçlerin seçeneklerini halka mal etmeleri ve sandığa da, sokağa da egemen olmaları gerekir.

Millet ittifakı, Erdoğan diktasına gerçekten muhalif midir? İç ve dış politikada neye karşıdır? Yerine ne önermektedir? Bu konuda çok net olmak zorundadır.

Herkes görüyor ki, 12 Eylül faşist zihniyetini sürdüren, Türk-İslam sentezine dayalı Erdoğan diktası batağa girmiştir.

Bu diktanın yıkılması için sandıkta da, sokakta da HDP desteği şarttır. Bu desteğin biçimi günün şartlarına göre belirlenir. Ama bunun için öncelikle tüm muhalif güçlerin diktaya karşı net bir karşı duruş göstermesi gerekir. Bu karşı duruş temelinde yeni çözüm önerileri gündeme gelir ve uygulanabilir.

HDP’nin dile getirdiği “Hep Birlikte, Savaşa Karşı Barış, Tecride Karşı Özgürlük” çağrısı bu mücadelenin temel adımıdır. Bu çağrı temelinde birleşecek olan demokrasi güçleri, içinde bulunduğumuz çıkmazı aşabilir. İçteki ve dıştaki tüm engelleri aşarak yeni bir dönemi başlatabilir.

Bu yeni dönem Üçüncü Cumhuriyet dönemi ya da daha doğru olarak Demokratik Cumhuriyet dönemi olur.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.