- Seçimsiz bir rejime doğru gidiliyor ve seçim yoksa bu devletin ordusu, dünya savaşı koşullarında sırtında “ihtiyar ve şaibeli bir başkomutanı” neden taşısın?
VEYSİ SARISÖZEN
CHP bir yandan mitinglerle seçmenini ayakta tutmaya çalışıyor, ona “iktidara yürüyoruz” diyerek, neşeli İskandinav çocuk marşını, “lay lay lay” nakaratıyla okutuyor ama bir yandan da karşı karşıya olduğu büyük tehlikeyi bildiği için “kapatılma ihtimaline” karşı “yedek parti” kurduğunu açıklıyor ve şimdiden Ankara’da üç katlı bir Genel Merkez binası kiralamış bulunuyor.
Size çok tuhaf gelecek bir gerçeği açıklayayım: Askeri vesayet döneminde her 10 yılda bir darbe yapılması neredeyse bir “siyasi kanuniyet” olmuştu. Şimdi kimileri “sivil vesayet” döneminde olduğumuzu söylüyor. Ben ise Ergenekoncu askeriyenin sütre gerisinde olduğunu düşünenlerdenim. Diyelim ki vesayet sivilleşti. Dikkat edin bu sivilleşme esas olarak 15 Temmuz 2016'daki çakma darbeyle gerçekleşti. O darbeden bu yana önümüzdeki 15 Temmuz günü gelip çattığında kaç yıl geçmiş olacak?
Tastamam 10 yıl… 10 Yıl Marşı’na hazır olmalıyız. Şu gerçeği bilerek: Bu gidiş, 'Cemaat'in tasfiye edildiği gidişe benzemez. Hiç kimse Kürt halkına “yesinler birbirlerini” diyemez. Öyle dendiği 2016’dan 27 Şubat 2025 İmralı Manifestosu’na kadar geçen 9 yıl boyunca “birbirlerini yerken” Kürdistan’da “neleri yediklerini” Kürt halkı çok iyi bilir. Şimdi ise “birbirlerini yesinler” demenin sonuçları yalnız Kürdistan için değil, tüm Türkiye için tahmin edilemez sonuçlar doğurur.
“Birbirlerini yedikleri” 9 yıl boyunca, birbirlerini yiyenlerin birbirlerini yemelerinden “yararlanarak” tek adam rejimine karşı “devrim yoluna” koyulan çıktı mı?
İstisnasız herkes “FETÖ” temizliğini seyretti. Seyredenlerin hepsi, seyrettiklerinin sonucundan şikayetçi.
Şimdi de her ne kadar söz düzeyinde CHP “temizliğine” itiraz edilse de fiili durum “seyretme” halidir. İşin en garip tarafı Ankara Belediye Başkanı Yavaş bile CHP’nin de gidişi “seyrettiğini” açıklayıverdi.
CHP temizliğini her kim gizlice yönetiyorsa bu merkez şu anda ikinci aşamaya geçmiş bulunuyor. CHP’yi ‘İmamoğlu suç örgütü’ diye yaftalayanlar, şimdi Özgür Özel de dahil olmak üzere CHP’lilere karşı “cinsiyetçi içeriklerle” dolu kasetinden itirafçı ifadelerine kadar ‘ahlaki taaruza’ geçtiler. Kaynak “Silivri yargısıdır.” Ben size bir tarihi hadiseyi hatırlatayım: Adnan Menderes hakkında Anayasa'yı ihlalden idam hükmü verilmeden önce “nesebi gayrı sahih bebek” ve Menderes’in çekmecesinden çıkarttıkları ‘kadın külodu’ iddiaları, Yassıada Mahkemesi'nin zabıtlarına geçirildi. Menderes dar ağacına boynu bükük gitti.
Bu ahlaksız ahlak taarruzu öyle anlaşılıyor ki, aynı zamanda Deniz Baykal’ın intikamını almak isteyen “kuvvacıların” başının altından çıkıyor. Ben bu gidişin “muhalefetsiz, seçimsiz, CHP’siz ve partilersiz, hem de Erdoğansız diktatörlüğe”, “süreç içinde gidiş” olduğunu düşünüyorum. Bana vesveseci diyebilirsiniz. Deyin ama ne olur ne olmaz diye de “yesinler birbirlerini” deme hatasına sakın düşmeyin.
Olan biten gelişmelere karşı nasıl oluyor da TBMM Komisyonu'na katılan partiler, hem müzakere sürecinin tıkanmasına hem de CHP’nin kapatılmasına giden tutuklamalara ve kampanyalara karşı alanlarda birlikte, her biri kendi parti bayraklarıyla ve kitleleriyle harekete geçmiyor? Soruyorum ve bu atalet karşısında hayrete düşüyorum.
Bunlar ayaklansınlar, silaha sarılsınlar, ortalığı ateşe versinler demiyorum. Mesela sadece TBMM Komisyonu raporunda önerdikleri “tutuklama istisnadır” sözünün “gereğini yerine getirin”, İmamoğlu’nu, diğer belediye başkan ve çalışanlarını, Selahattin Demirtaş’ı ve Figen Yüksekdağ’ı, benzerlerini “tutuksuz yargılayın” diyerek seçmenin yüzde 55’ini miting alanlarına çağırmayı neden düşünmediklerini soruyorum. Tüm partilerin yüzlerce seçim otobüslerinin konvoyuyla şehirlerde neden tur atmadıklarını anlayamıyorum. En öndeki otobüsün üstünde TBMM Komisyonu'na katılan partilerin başkanlarının, ellerinde “müzakere sürecini hızlandır, tutukluları bıraktır” yazılı pankartlarla halkı neden selamlamadıklarının yanıtını bulamıyorum.
Hepiniz tehdit altındasınız. CHP’ye yapılanların yüzde 1'i bir çoğunuza yapılsa, hele DEM Parti geleneğinden gelen partilere yapılanların binde biri geriye kalanlara yapılsa bu partilerden ortada eser bile kalmaz. Bir darbelik canları var ve hâlâ CHP temizliğini seyrediyorlar, müzakere sürecinin tıkanıklığını seyrediyorlar, kendi geleceklerini bile seyrediyorlar. Yeniden Refah Partisi şimdilik kapatılmaktan kurtuldu. Hatırlatayım.
En fazla da “CHP temizliğini yaparım, müzakere sürecinde Kürt halkını beklemeye sokarım, seçimi de kazanırım” diye düşünen Erdoğan’a değil de etrafındakilere çok şaşırıyorum. İhtiyar Erdoğan önünü görmüyor olabilir, etrafındakilerin gözü kör mü? Muhalefet konvoyuna AKP otobüsü de katılsın demek aklımın ucundan geçmez. Sadece şunu derim: Muhalefet otobüslerine trafik cezaları kesmesinler yeter.
10 yıl önce yapılan 15 Temmuz Darbesi “Allahın lütfu” değildi, Ordunun, MİT’in, Emniyet istihbaratının “lütfuydu”. İkinci 15 Temmuz Darbesi, siz bu kafayla giderseniz o zaman, “lütuf”la değil, “hüsuf ve küsuf”la (*) yüz yüze gelirsiniz. Seçimsiz bir rejime doğru gidiliyor ve seçim yoksa bu devletin ordusu dünya savaşı koşullarında sırtında “ihtiyar ve şaibeli bir Başkomutanı” neden taşısın? CHP’ye vurur AKP tabanını sevindirir, AKP’ye vurur CHP tabanı hoşlanır. DEM Parti’ye vurur AKP’liler de, CHP’liler de bayram yapar. Diğerlerine vurmaya zaten gerek yoktur.
12 Eylül bu “vurma” işinin provasını yapmadı mı? Tüm partileri kapamadı mı, bir soldan bir sağdan genç insanları asmadı mı?
12 Mart, 12 Eylül’ün; 12 Eylül, 28 Şubat'ın; 28 Şubat, 15 Temmuz'un provası olmadı mı?
Birinci 15 Temmuz da ikinci 15 Temmuz'un provasıdır dersem yine “vesvese” mi diyeceksiniz? Bu ülkeye faşizm bir darbeyle gelmez, “süreç içinde” gelir. Süreç içinde de geliyor zaten. Her darbe aşamasından sonra direniş de zayıflıyor. Zayıfladıkça da son aşamanın zamanı da geliyor.
Artık bu 15 Temmuz'da mı gelir, yoksa İran savaşına Türkiye “mayın eşeği” yapıldığı zaman mı gelir bilemem ama gelebilir.
Ya gelirse?
(*) Hüsuf ay tutulması, küsuf güneş tutulmasıdır.