Sürgünlük 5–Bitmeyen bir öyküleme

Hatice ERGÜN yazdı —

4 Ekim 2021 Pazartesi - 23:00

  • Sürgünlük evde olmama, evde duramama, evsiz kalma, ev arama, evden vazgeçme hâli. Bunların hepsini aynı anda ya da farklı zamanlarda yaşama hâli.

Sürgünlük evde olmama, evde duramama, evsiz kalma, ev arama, evden vazgeçme hâli. Bunların hepsini aynı anda ya da farklı zamanlarda yaşama hâli.

Bu nedenle, özel mülkiyetin kutsanmaya devam ettiği, sahipliğin aidiyete kilitlendiği, mülkün hiç yetmediği, mülksüzlüğün yaraladığı bir dünyada bir kez başladığında bitmeyen bir hâl.
Modernin, antikiteden ve teolojiden nafile mirası akıl-beden-ruh üçlemesi ya da akıl-beden ikiliğine inat sürgünlük bu tamlamadaki her bir parçanın birbiriyle uyumlu, yatay ilişkisini sergileyen bir yaşam seyri. Öylesine ezber bozucu, zorlu, bilgece.

Walter Benjamin, güvensizliğin dört bir yandan sardığı faşizm döneminde sürgün tecrübesinde yazar-insanların anlatacak öyküleri kalmadığında, ya da öykülerini anlatabilecekleri kimse kalmadığında, öykü kalmadığında sözün de kalmadığını, her yerin şiddete kestiğini; yaşamın ölüme durduğunu söyler.

Öte yandan, sürgün tecrübesi, evle tanımlanan, özel mülkiyetle arzulanan başlangıç ve son hatlarının yapaylığını anlatır; yaşamın sürgüne meyli karşısında duyulan endişenin sınırlarını gösterir; öykülerin bitmediğini, bit(e)meyeceğini, öykülere ancak aralar verebileceğimizi gösterir.

Yaşamdaki soluklanmalar gibi; ölümün bir son olmadığını, aksi takdirde bütün ölüm öykülerinin tedavülden kalkması gerektiğini gösterdiği gibi.

Sürgünlük, sınır aşımlarını, ihlallerini, bozumlarını anlatır. Hep marjinlerde yaşayanların sürgünlüğüyle özel mülksüzleştikçe sürgünleşenlerin ortaklıklarında görünen aşımları, ihlalleri, bozumları.
Hep marjinlerde yaşayanların sınır aştıkça serpilen, sürgün veren özneliğiyle sürgünde duranlar arasındaki ince çizgide seyreder sürgünlük hâlleri.

O kadar çeşitli, renkli, ağrılı, o kadar tekinsizdir. Yaşamın öyküleri de tam bu çizgiden doğru örülür. Yeni öykülere yol açarak; yeni öykülerle rastlaşarak, kesişerek, ya da bir duraklama noktasında sona erip, yeni öyküler için alan açarak…

O nedenle Edward Said’in üst-orta sınıf Filistin kökenli Lübnan vatandaşlığından zemin alan Filistin kökenli A.B.D. sürgünlüğüyle bell hooks’un marjinlerinde doğduğu, büyüdüğü, yaşadığı, direndiği topraklardaki sürgünlüğü salt sınıfsal değil, cinsiyet temelli ayrımlarla öykülenir. O nedenle, Said’in sürgün anlatıları yaşamının son evrelerinde, tedavi görürken dile gelir; hooks’un sürgünlüğü, yazarken olunan bir anlatı formunda işler–inadına daha eşitlikçi, daha sınır-dışı, daha özgürlükçü bir yaşam arayışının anlatısıdır.

İlki kaybolan imtiyazların aidiyet özlemiyle içi çe açılan öyküsü; ikincisi hak mücadelesinin, birlikte hareket edilenlerle halihazırda kurulu aidiyet içerisinden gelişen ucu açık öyküsüdür. İlkinin başlangıcı, girişi, gelişmesi ve bitişi net; ikincisi, birden fazla başlangıcıyla, girişsizliği ve gelmeyen sonlarıyla belirsiz ve ucu açıktır. O nedenle, ilkinin başlığı sürgünden çıkar; sürgün eski giysilerden çıkar yeni giysilere girer. İkincisinin başlığı çeşitlenerek açılır; marjinlere sürülmenin akıl-beden-ruh geçişliliğini anlatmaya çıkar–eskiden yeni giysi diker.

Said’in ve benzeri sürgün anlatıları, öykülerini kendi içlerine kapatırlar. Yerleşik vatandaşlık uygulamalarını, bu uygulamalara bağlı göçmen, mülteci politikalarını/önlemlerini referans alırlar. Onca yerinden edilmişlikte bir liman, bir çapa, tutunacak bir dal da sunarlar. Artık yeni olmayan, yerleşikleştikleri topraklarda geçmişi özlemle anabilmelerini sağlayan irili ufaklı anlar resmederler. hooks’un ve benzeri sürgünlük anlatıları ise zorluğu güzellemeden ve zorluktan vazgeçmeden, inadına yaşamanın, birlikte mücadelenin öyküleridir. Mücadeleye dışarıdan bakmak ve destek olmaktan ziyade mücadelenin kolektif öyküsünü anlatmaya çıkarlar. O nedenle liman değil, özgürlük umududurlar.

Değil mi ki, birlikte özgürleştikçe kurulur limanlarımız?

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.