"Bir şey geliyor" ama o beklenen şey değil

Veysi SARISÖZEN yazdı —

6 Ocak 2022 Perşembe - 23:30

  • Görülüyor ki, Erdoğan yalnız muhalefeti enkaz karşısında açmaza düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda Batılı ekonomileri de şantajla karşı karşıya bırakıyor. G 20 ülkesi olan Türk ekonomisini enkaza çevirmek, zaten krizle yüz yüze olan uluslararası kapitalist ekonomiyi de tehdit ediyor.

Muhalefet, Erdoğan’ın ekonomik politikasını eleştiriyor. Bu eleştirinin merkezinde yer alan görüş, "beceriksizlik, cehalet, sonuçta yönetememek"… Buradan çıkardıkları sonuç ise "biz becerikliyiz, bilgiliyiz, yönetebiliriz."

Tehlikeyi ya farketmiyorlar ya da farkettikleri halde dile getirmiyorlar.  

Erdoğan yapılacak ilk seçimde iktidarı kaybedeceğini bildiği için ve yeniden kazanmak için ekonomiyi bilerek sabote ediyor, enkaza çeviriyor. Öyle bir enkaz ki, onun altından "güçlendirilmiş parlamenter rejimle" ve hiç biri bir diğerine benzemeyen bölük pörçük bir koalisyonla kalkılamaz.

Erdoğan’ın yarattığı enkaz, eğer bir halk devrimini saymazsak, ancak ve ancak diktatörlükle kaldırılabilir. Diktatörlük "kaldıracının" kısa ucu enkaz yığının altına yerleştirilir, uzun ucuna Erdoğan, Soylu, Saray, Bahçeli, Akar, Fidan, yerli ve yabancı finans kapital ile mafya oturur, enkaz başlar havaya kalkmaya ve bütün ağırlığı ile halkın beynine iner.

Bunun alternatifi bir halk devrimidir. Devrim "kaldıracının" kısa ucu enkazın altına yerleştirilir, uzun ucuna ise yoksul halk, onun öncü partileri, uluslararası dayanışma güçleri oturur, enkaz başlar havaya kalkmaya ve bütün ağırlığı ile kapitalist modernitenin en gerici, en şovenist, en emperyalist kesiminin beynine iner.

Şimdilik bu ikinci şık, adım adım mayalanıyor olsa bile  gündemde değil.  

Muhalif ekonomistler bu yazılanları "komplo teorisi" sayıyor olmalılar ki, hala "faiz sebep enflasyon sonuç" adlı sözde "teoriyi" çürütmekle meşguller.

Bu tuhaf "meşguliyet" beni tam "Erdoğan ekonomiyi bilerek krize sokuyor, onu bilerek enkaz haline getiriyor" saptaması hakkında şüpheye düşürmeye başlamışken medyaya şu haberler düşüverdi: 

"TIME'ın dış politika yazarı ve genel editörü Ian Bremmer, Türkiye'yi '2022'nin En Büyük 10 Küresel Riski' listesinde 10. sıraya koydu.

Bremmer, ‘Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2023'teki seçimlerden önce eriyen anketleri tersine çevirmek için Türkiye'nin ekonomisi ve uluslararası saygınlığını yeni diplere indirecek’  diye yazdı.”

Ardından da şu haber ajanslarda yer aldı:

"Dünya Bankası Eski Başekonomisti ve IMF eski Başkan Yardımcısı Anne Krueger, yazdığı makalede Türkiye'nin derin bir ekonomik krizde olduğunu ve bunun tamamen ‘kendi kendine’ yaratıldığını belirtti." 

Demek oluyor ki, Erdoğan’ın kendi "milli ekonomisini" bilerek krize soktuğu ve enkaza çevirdiği tezi artık uluslararası çevreler tarafından da kabul ediliyor.

Ve görülüyor ki, Erdoğan yalnız muhalefeti enkaz karşısında açmaza düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda Batılı ekonomileri de şantajla karşı karşıya bırakıyor. G 20 ülkesi olan Türk ekonomisini enkaza çevirmek, zaten krizle yüz yüze olan uluslararası kapitalist ekonomiyi de tehdit ediyor. O nedenle Batı Türkiye’yi "küresel kriz" unsuru sayıyor.

Erdoğan şöyle düşünüyor: Ekonomiyi öyle bir enkaza çevireceğim ki, Millet İttifakı iktidarı ele almaktan korkacak ve Batılı ülkeler de bu enkazı Millet İttifakının kaldıramayacağını, bunu ancak benim diktatörlük yöntemlerimin kaldırabileceğini görünce, hem içeride iktidarımı kurtaracağım, hem de dışarıda Dünya Bankasının, İMF’nin, Batılı devletlerin ‘tek’ iktidar alternatifi olma imkanını elde edeceğim.

Demek ki Erdoğan tıpkı kendi ordusuna karşı 15 Temmuz da darbe yaparak yarattığı krizden nasıl "tek adam" olarak çıktı ise, şimdi de kendi milli ekonomisine karşı yapmakta olduğu sabotajdan ve krizden yıkılmak üzere olan iktidarını kurtararak çıkmayı planlıyor.

Öyle bir kriz yaratıyor ki, bu krizden çıkmak için, hiçbir "ara çözüm" bırakmıyor; ülkenin gündemine  ya faşist diktatörlük ya da halk devrimi keskin ikilemini dayatıyor. "Devrim" alternatifine hem Millet İttifakı hem de Batılı devletler "evet" demeyeceğine göre, geriye Erdoğan’ın diktatörlüğü "tek" alternatif olarak kalıyor.

İşte bu stratejinin gereği olarak da, giderek kabaran halk öfkesinin sokağa taşması ve bunun da sözü edilen ve şu sırada Kazakistan’da yaşanana benzer "ikinci şıkka" kapıyı açması ihtimaline karşı sistem içi muhalefete "sokağa dökülürseniz Cumhur İttifakı sizi önüne katar gittiğiniz yere kadar kovalar" diyerek "iç-sivil savaş" sopasını gösteriyor.

Gösterir göstermez başta CHP olmak üzere sistem içi muhalefet "biz zaten sokağa çıkmayız" deyiverdi.

Ekonomik sabotajı ve iç savaşı önlemenin yolu ise, ekonomi tam bir enkaza dönmeden ve rejim iç savaş hazırlığını tamamlamadan önce "birşeyler yapmaktır." Ne yapmaktır? Seçim sandığına sokakta yürüyerek gidilebileceğini, enkazın da sokaktaki halkın devrimci gücüyle kaldırılabileceğini bilmektir.   

Seçim gecesi Yüksek Seçim Kurulu "adam kazandı" dediğinde, boş sokakta "kendim ettim kendim buldum" diye ağlamamak için zaman daralıyor.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.