'Yüzde 50+1' krizinin anlamı

Cihan DENİZ yazdı —

17 Kasım 2021 Çarşamba - 23:30

  • “50+1” tartışması basit bir seçim sitemi tartışması olmasının ötesinde bir anlama sahiptir. Bu her şey bir tarafa, aslında AKP’yi mevcut ittifak bloğuna mecbur etmek için sisteme yerleştirilmiş bir vesayet aracı olan konu etrafında dönmektedir.

 

Gündemin en yakıcı maddesi kuşkusuz Türkiye’nin her alanda içine yuvarlandığı krizler. Ama anlaşılan asıl kriz iktidar bloğunun içinde yaşanmakta olan kriz.

Her ağızlarını açtıklarında tersini söyleseler de, yemin billah edip Cumhur ittifakı içinde çatlak yok deseler de, ittifaka olan bağlılıklarını bildirseler de Yeşil ve Beyaz Türk faşizmleri arasında kurulan ittifakın artık bırakın çatırdamayı dağılma sürecine girdiği gün gibi ortadadır.

Bu köşede daha önce de çeşitli kezler vurgulandığı gibi, mecburiyet, asimetri ve uyumsuzluk, kurulduğu ilk andan beri bu iktidar bloğunun ayrılmaz bir parçasıdır. Bunların kaçınılmaz sonucu ise iktidar bileşenleri arasındaki güç mücadelesi ve çatışma gerçeğidir.

Bugün gelinen noktada ise, faşist iktidar bloğu, tıpkı yakıtı bitip içine çökmeye başlayan, sönen bir yıldız gibi bir kara deliğe dönüşmektedir; çevresinde ne varsa onları da kendi karanlığının içine çekip yutmaktadır.

Şu son birkaç gündür fırtına aslında tam da mevcut sistemin tam da kendisi etrafında, mevcut istem içindeki vesayetçi kilit yani cumhurbaşkanı seçilmek için gerekli yüzde 50+1 konusu etrafında kopmaktadır.

50+1 krizine dair ilk işaret fişeği, Cumhurbaşkanı ile görüşmesi sonrası Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun yaptığı açıklama ile atılmıştı. Daha sonra bizzat Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyesi Cemil Çiçek basına verdiği bir demeçte konuya dahil olmuştu. MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin grup toplantısındaki konuşması ile açık bir krize dönüşen konu, AKP ve bizzat Cumhurbaşkanı’ndan gelen açıklamalar ile ise en azından şimdilik rafa kaldırılmıştır.

Ama en az bunun kadar önemli olan, ittifak bileşenleri arasında tam da ittifakın karakterine ilişkin patlak veren bu krizin üstünün nasıl örtüldüğü, şimdilik krizinin nasıl dondurulduğudur. Bu aynı zamanda bize faşist iktidar bloğu içinde kimin politika belirleyici kimin ise uygulayıcı olduğunu da göstermektedir.

Hatırlayalım.

Temel Karamollaoğlu yaptığı görüşe sonrasında basına verdiği demeçte, konuya ilişkin Cumhurbaşkanı’nın “50+1’in mahsurlu olduğunu anladık. 50+1’i o zaman bu kadar sıkı bir şeye bağlamamamız gerekirmiş. Onun farkına vardık” şeklinde şikayette bulunduğunu belirtmişti.

Bunun hemen ardından ise Cemil Çiçek ise “50+1'in hem bugün hem de gelecekte önemli sıkıntılara sebebiyet vereceğini ve Türkiye'yi bir kaosa sürükleyeceğini söyledim yine söylüyorum. Bu sözlerim iktidar ya da muhalefet yanlısı değil. Söylediğim cümleler gayet açık. 50+1 ciddi problem çıkarıyor.  Gelecekte de çıkaracak" demişti.

“50+1” tartışması basit bir seçim sitemi tartışması olmasının ötesinde bir anlama sahiptir. Bu her şey bir tarafa, aslında AKP’yi mevcut ittifak bloğuna mecbur etmek için sisteme yerleştirilmiş bir vesayet aracı olan konu etrafında dönmektedir. AKP’li Şamil Tayyar’ın 50+1 ile ilgili yaptığı “50+1, Cumhurbaşkanımıza ve sisteme kurulan tuzaktı” şeklindeki paylaşımı aslında bu gerçeğin itirafıdır.

Dolayısıyla da, konu bizzat sistemin özü olduğu için AKP değil ittifak içinde Beyaz Türk faşizminin siyasi temsilcisi olan MHP’nin ne diyeceği belirleyici olacaktır; nitekim öyle de oldu. Bahçeli, Salı günü grup toplantısında yaptığı konuşmada “Bu sistemin demokratik meşruiyet temeli, yüzde 50+1'dir. Yüzde 50+1'i eleştirenleri anlayışla karşılamamız abesle iştigaldir” diyerek, daha sonra da Cemil Çiçek’e aba altında sopa göstererek tartışmaya son noktayı koymuştur.

Bahçeli’nin konuşmasının ardından o ana kadar Karamollaoğlu’nun açıklaması ile ilgili tek kelime etmeyen Erdoğan, suskunluğunu bozdu ve biraz da yapmaya çalıştığı hamlenin boşa çıkmasının mahcubiyeti ile mevcut sisteme dönük şikayetleri olduğu iddiasını yalanladı, yalanlamak zorunda kaldı ve Saadet Partisi’ne yapmayı planladığı iade-i ziyareti iptal etti.

Erdoğan mı yoksa Karamollaoğlu mu doğruyu söylüyordan ziyade asıl önemli olan Erdoğan’ın yalanlamasının tarihidir. Bu aslında neyin doğru, neyin yalan olduğunu da göstermektedir. 11 Kasım’da basında yer alan açıklamaları Erdoğan’ın tam da konuyla ilgili Bahçeli’nin grup toplantısında verdiği ayarın hemen ardından yani neredeyse bir hafta sonra yalanlaması tesadüf olabilir mi? Neden bu kadar beklendi?

Bu soruların cevabı aslında iktidar bloğunun dengelerini, diğer bir ifade ile iktidar bloğu içindeki güç merkezinin yerini de ortaya koymaktadır. Tam da bundan dolayı da en azından şu aşamada AKP bu dengeyi değiştirecek güce sahip değildir ve onu da, tıpkı MHP ile çıktığı yolun sonunda siyaset sahnesinden silinen DSP ve Ecevit’ten çok da başka bir son beklememektedir.

 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.