• 220 yıldır yapmadığı kötülük, denemedik yol-yöntem bırakmayan ırkçı zihniyet, çözümden kaçıyorsa yapacağımız tek iş mücadele etmektir.

DEMİR ÇELİK

Savaş, politikanın silah ve şiddet araçlarıyla sürdürülmesi diye ifade edilir. Bu nedenle maliyeti yüksek, yıkıcı sonuçlarıyla siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik kırımlara neden olur.

Karar vericilerin üstesinden gelemedikleri an ve durumlarda başvurdukları savaş, devletli sistemle birlikte ortaya çıktı. Anlaşılacağı üzere savaş, devlet ve iktidar olgusuna direkt bağlıdır. Yıkıcılığı ve yokediciliği, iktidar ve devletle olan ilişkisinden kaynaklıdır. Bu anlamda devlet ve iktidarlaşma olduğu sürece savaşlar da olacaktır. Günümüzde zaman zaman küresel düzeyde, çoğu zaman yerel ve bölgesel düzeyde yaşanan savaşlar, en çokta kadın ve çocuk kırımına yol açıyor. Bu iki toplumsal kesimle birlikte ezilen yoksul toplum kesimleri büyük zarar ve kıyımı yaşıyor. Devletli sistem yapısal ve tarihsel krizini aşamadığı için toplumsal ve siyasal istikrarsızlığın içinde; bu nedenle de savaşsız yaşayamıyor.

Düşmanlaştırma ve katliam

Bu gerçeklik daha çok ulus devletler sürecinde yaşanır oldu. Milliyetçilik, dincilik ve cinsiyetçilik zihniyeti, devletli sistemi ve iktidar sahiplerini mutlak iktidar hırsıyla zehirlediği için kendisi dışında yaşanan toplumsallığı ortadan kaldırılması gereken düşman görüyor. Toplumun çoklu kimliği ve çoklu kültürüne dayatılan ulus devletin tekçi deli gömleği, söz konusu bu çoklu kimlikleri inkar edip ortadan kaldırma amacıyla çoğu kez katliam ve soykırımlar yaşatıyor. Zor aygıtlarıyla çoklu toplumsallığı tek tipleştirmeyi dayatıyor. İdeolojik aygıtlarıyla toplumda rızalık üretip farklı olana karşı toplumun ekseriyetini konsolide ediyor. Milliyetçilik ideolojisi ile zehirlediği toplum kesimlerini kendisine yedekleyen devlet, farklı olana karşı sürekli çaresizlik ve düşmanlık üreterek, ortadan kaldırılması gereken düşman algısına neden oluyor.

Devlet ile diyalog zorluğu

Bütün bunlar tekçi ulus devletin egemenliği altında tuttuğu toplum kesimleri ile ortak yaşam paydasında buluşmasının zor olacağını bize gösteriyor. Milliyetçilik ve dincilik ideolojileri ile zehirlenmiş devletler arası müzakere/diyalog ve barış süreçleri meşakkatli ve zor süreçlerdir. Hele de tekçi, ırkçı, soykırımcı ve kolonyalist zihniyet sahibi devlet ile egemenliği altında tuttuğu mazlum ve mağdur halkların müzakere, diyalog süreçleri çok daha zordur. Bu zor süreçleri kolaylaştırmak da daha çok mağdur ve mazlum halkların öz verisi ve fedakarlıkları sayesinde barışla sonuçlanabiliyor. Bugün Türk devleti ile Kürtler arasında süren müzakere/diyalogda da benzer durum yaşanıyor. Kürt tarafı, barış ve müzakerenin gereği olarak tarih önemde çok adım attı, barışa giden yolun taşlarını kendinden emin bir öz güvenle döşedi. Devlet ise 22 ay geride kalmışken tek bir adım atmadı.

Yapmadığı kötülük kalmadı

Abdurrahman Paşa liderliğinde 1806’daki ilk kalkışmadan bugüne kadar, Kürtlerin 40'ın üzerindeki hak taleplerini katliam ve soykırımlarla bastırmaya kalkışan devlet sözcüleri, “ne savaşı, ne barışı…” diyebiliyor. 'Vatandaşım' dediği bir halkı topyekûn ortadan kaldırmak üzere 220 yıldır yapmadığı kötülük, denemedik yol-yöntem bırakmayan bu ırkçı zihniyet hala çözümden kaçıyorsa yapacağımız tek iş mücadele etmek, mücadeleyi toplumsallaştırmaktır.