- Kürtler ve Aleviler, siyasal taleplerini elde etmek amacıyla kurdukları hareket ve yapılarının özgünlüğünü koruyarak, ortak mücadele hattında yan yana gelmelidirler.
DEMİR ÇELİK
Kürt Özgürlük Hareketi ve Önderliği, Barış ve Demokratik Toplum inşasında ve Kürt sorununun demokratik çözümünde ısrarlıdır. Bu ısrarı ve arayışı ciddiye alması gereken iktidar ise Kürtler arasında ikilik yaratma, tereddüt ve kaygıya neden olmanın peşindedir. Barış sürecini destekleyenler ile karşı olanların çelişkisi ve çatışmasını fırsata dönüştürmek amacıyla yüzlerce trol ağını aktifleştirmiş, gerçeği manipüle ediyor, barış ve çözüme karşı algı oluşturuyor. Sosyal medya trolleri üzerinden Barış ve Demokratik Toplum karşıtlığını örgütlemeye, direnen ve mücadele eden Kürt’ü itibarsızlaştırmaya, kara propagandayla umudu karartmaya bakıyor.
Devletin ve iktidarın söz konusu stratejisine payandalık yapan kimi Kürt şahsiyetler ve sol çevrelerin trol ağları üzerinden Öcalan/PKK-DEM Parti'ye dönük gerçek olmayan söz kuruluyor, kin ve nefret kusuluyor. PKK ve Öcalan karşıtlığı üzerinden devlete yedekledikleri kesim ve bireyler aracılığıyla Öcalan/PKK-DEM Parti'yi itibarsızlaştıran kara propagandada hiçbir sınır tanımayan söz konusu bu trol ağları, her gün ırkçı, katliamcı zihniyete bilerek can katıyor. Bu el ele yaklaşımla Kürtlerde süreç karşıtlığına neden olmak, kaygı, kuşku ve şüpheye yol açmak, ayrıştırıp karşıtlaştırmak istiyorlar. Troller üzerinden Kürtleri birbirine düşmanlaştırmaya çalışan devlet, öte yandan da "suça bulaşanlar ile bulaşmayanları" kategorize ederek yurtsever Kürtleri ayrıştırmaya, zayıf ve parçalı olmalarını sağlamaya çalışıyor. Sürece karşı olanlar, devletin ve iktidarın Kürt sorununun demokratik çözümü konusunda gerekli adımları atmamasını dert edip eleştireceklerine, Öcalan ve PKK’ye hakaretvari söylem ve yaklaşımlarıyla devletin/iktidarın değirmenine su taşıyor. Düne kadar PKK’nin silahlı mücadelesine karşı söylenmedik söz bırakmayan bu çevreler, Demokratik Siyaset Stratejisi kararı alan PKK’ye ve Kürt Halk Önderi’ne her türlü hakareti yapmakta, gerçeği tersyüz etmekte hiçbir beis görmüyor. Söz konusu bu çevreler, on yıllardır devletin yasalarıyla kurulan ve denetlenen partileri ile federasyon talebini dile getiren siyaseti kendilerine hak bilirken, PKK’nin Demokratik Siyaset yolu ile Kürt statüsünü elde etme stratejisine kara çalıyorlar. Kürt Özgürlük Hareketi’nin on yıllardır verdiği mücadele pratiği ortadayken, hiçbir eylem ve mücadele pratiği olmayan bu çevre ve kişilerin Demokratik Siyaset karşıtlığı manidardır. Devlet, Kürtlerin taleplerini manipüle etmek amacıyla süreç karşıtı bir algı oluşturarak Kürtlerin aklını çelip güvensizlik oluşturuyorken, süreç muhalifleri ise bunun kalemşörlüğünü gönüllüce yapıyorlar. Eleştiri adı altında Öcalan’ı ve Hareket'i hedefe koymaları, itibarsızlaştırmaya çalışmaları müzakere sürecinde devletin elini güçlendirirken, Kürtlerin elini zayıflatan yaklaşım olmaktadır. Devlet, Kürtlerin direnmek ve birlikte mücadele etmek yerine, ayrıksı ve parçalı durmalarını kendi lehine dönüştürerek süreci zamana yayıp barış ve çözüm umudunu çürütmeye baktı. Yükselen itiraz ve karşı duruş nedeniyle süreçten kaçamayacağı sonucuna varmış olsa da ‘yasa’ adı altında Kürtleri kategorize ederek Kürtler arasına nifak sokmaya, düşmanlık üretmeye çalışıyor.
Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesi sayesinde Kürtlerin varlığı ve ulus olmaktan kaynaklı hakları Türkiye’nin ve dünyanın gündemine oturmuşken, durmak yerine birlikte mücadeleyi esas almak gerekiyor. Kürtlerin ulus olmaktan ileri gelen haklarının sivil, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü anayasanın güvencesine kavuşturmak amacıyla Demokratik Siyaset ile mücadeleyi ete kemiğe büründürmeli, başarmaya yoğunlaşmalıyız. Kürtlerin ana dilinde eğitim hakkı, eşit yurttaşlık hakkı ve kendi kendisini yönetme hakkı için siyasal yol ve yöntemler üzerinden mücadeleyi yükseltmenin duyarlılığıyla birbirimize yaklaşmalı, ulusal birliği taçlandırmalıyız.
Keza her sürekten milyonlarca Alevi, hala inkâr ediliyor, inançları ve ibadethaneleri hala statüye kavuşmuş değil. Aleviliğin kendine özgü inanç olduğu gerçeği, cemevlerinin statüsü ve Alevilerin eşit yurttaşlık haklarının sivil, demokratik, eşitlikçi ve özgürlükçü anayasanın güvencesine kavuşturulması da bu anlamda hayati konudur. Türkiye nüfusunun önemli bir kesimini oluşturdukları halde inkâr edilen, asimilasyon ve kültürel soykırımla başkalaşıma uğratılmak istenen bu iki toplumsal dinamiğin itirazı anlamlı ve değerlidir. Yüzyıldır dile getirdiğimiz itirazın yeterli olmadığı gerçeğinden hareketle kendi seçeneğimizi, kendi alternatif yaşam anlayışımızı Kürtler ve Aleviler olarak birlikte örmemiz ve örgütlememiz gerekiyor. İşte toplumun çoklu kimliğinin ve çoklu kültürünün eşit ve özgür yaşamın kendisi olan Demokratik Toplum'un inşası, Kürtlerin ve Alevilerin geleceğini ilgilendiren siyasal paradigma olmaktadır.
Kürtler ve Aleviler, siyasal taleplerini elde etmek amacıyla kurdukları hareket ve yapılarının özgünlüğünü koruyarak, ortak mücadele hattında yan yana gelmelidirler. Faşizme karşı demokraside, otoriter ve totalitarizme karşı ortak yaşamda buluşmak istiyorsak birlikte mücadeleden başka yol yoktur. Devletin kendisine göre Aleviliği, devletin kendisine göre Kürtleri tariflemesine ve sınırlandırmasına müsaade etmeden, Demokratik Siyaset’in yol göstericiliğinde mücadele etmek ekmek kadar, su kadar gerekli olandır. Demokratik Toplum; ezilenlerin, yoksulların, mazlum ve mağdur toplum kesimlerinin ortak yaşam iradesinin beyanıdır…