• Toplumsal çürümenin önüne geçebilmenin de yolu, kaba ve tekçi ulus devlet sistemini ve zihniyetini aşan demokratik mücadeleyi toplumsallaştırmaktan geçiyor. 

DEMİR ÇELİK

Son borsa ve fon operasyonları toplumdaki çürümüşlüğün düzeyini göstermesi açısından ibretliktir. Ekonomik çöküntü, siyasal kırım ve toplumsal çürümenin temel nedeni, Türk devlet sisteminin kendisidir.

I. Dünya Savaşı'yla yol verilen ulus devlet modeli, idari ve siyasi krizi çok derinden yaşıyor. Siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik sorunların çoğaldığı ve çeşitlendiği günümüz dünyasında, çözümsüzlüğü üretmeye devam ediyor. Siyasal ve toplumsal istikrarsızlığın ve çözümsüzlüğün esas kaynağı devlettir. Devlet, toplumun çoklu kimliği ve çoklu kültürü üzerine kaba ve tekçi yapıyı dayattığından beri savaşlar bitmiyor, yıkım ve kırım yaşanıyor. Toplum kırım, sosyal ve siyasal kırım ile eko kırım, önüne geçilemez ağır travmalarla insanlığı ve bir bütünen eko-sistemi karşı karşıya bıraktı.

Kemalizm, kaba ve tekçi zihniyetiyle bugünlerin de müsebbibidir. Devletin ve milletin bölünmezliği, toprağın paylaşılmazlığı ve tekçi zihniyeti ile bina edilen devlet, Kürt ve Kürdistan karşıtı stratejisiyle örgütlü kötülüğe yol verdi. ‘Bitmeyen Suç Pratiği’ ve ‘Tamamlanmamış Görev’ diyerek Kürt direnişine karşı her yolu mübah görüp ortadan kaldırmayı esas aldı. Bunun sonucu olarak onlarca kez katliam ve soykırımlar yaşattı, binlerce köy boşalttı, Kürdistan’ı insanızlaştırmaya çalıştı, siyasi ve kültürel soykırımda sınır tanımadı. Bu örgütlü kötülüğün yandaşı ve destekçisi kesimlere iktidar ve ikbal sundu, sırtını sıvazlayarak payaler verdi. Bugün yaşananlar, bu yüzyıllık ulus devletin Kürt‘e, Aleviye ve öteki olana karşı ‘Bitmeyen Suç Pratiği’dir.

Nisan 2017’deki referandum, Kürt direnişine karşı devletin re-organizasyonunun referandumuydu. Anayasa'daki erkler ayrılığını ortadan kaldıran, iktidarı ve yürütmeyi denetlenme ve hesap vermekten azad kılan bu referandum, çok krizlere neden oldu ve çürümeyi katmerleştirdi. 

Anayasasızlığın yaşandığı, demokratik ve hukuki zeminin hiçleştirildiği bu süreçte, Barış ve Demokratik Toplum’un inşası oldukça zordur. Toplumsal çürümenin önüne geçebilmek, halkları ve inançları ortak yaşamda buluşturmak gerekiyor. Bunun da yolu, kaba ve tekçi ulus devlet sistemini ve zihniyetini aşan demokratik ve hukuki siyasal sistem mücadelesini toplumsallaştırmaktan geçiyor. 

Bu antidemokratik sistemi, demokratik ve hukuki sisteme dönüştürmeyi, demokratik siyaset ile başarabiliriz. Demokratik siyaset, milletin ve devletin bölünmezliğini fobi olmaktan çıkaran, toprağın paylaşılmasını ortak yaşama giden yol olarak gören siyasettir. Demokratik siyaset, toplumun denetleme ve hesap sormasına açık olan, hesap veren toplum içi yapılan şeffaf siyasettir. Bu özellikleri ve temel kriterleri göz önünde bulundurarak, Türkiye fotoğrafını çekmek istersek, şunları söylememiz mümkündür:

Türkiye’de anayasasızlık halı yaşanıyor. Yasama, Yürütme'yi denetleyemiyor. Yürütme, hesap vermiyor. Yargı, iktidarın sopası haline dönüştürüldü.

Anayasa; bir devletin yönetim biçimini belirleyen, temel organlarını (yasama, yürütme, yargı) kuran ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan temel bağlayıcı hükümler metnidir. Toplumu, devlete; devletin bürokratik, yargı, ideolojik ve baskı aygıtlarına karşı koruyan temel hukuki düzenlemedir. Türkiye’de anayasa bu özelliğe sahip değildir. Anayasa, kâğıt üstünde kalan maddeler sıralamasıdı.

Meclis; toplumun sorunlarını demokratik katılımcılık anlayışıyla kendi hukuki sistemine uygun çözen yasama organıdır. Türkiye’de toplum yerine devletin ala çıkarları esasıyla yasama faaliyetini yürüten bir işleve sahiptir. O nedenle siyaset çözüm üretemiyor, çözümsüzlüğü esas alıyor.

Anayasa Yüksek Mahkemesi; ülkedeki en yüksek yargı organıdır. Temel görevi çıkarılan yasaların, devletin idari ve siyasi faaliyetlerinin hukuka uygunluğunu sağlayan ve denetleyen en yüksek mahkemedir. Bu söylemin hiçbir pratik karşılığı Türkiye’de kalmadı.

Sayıştay; kamu idarelerinin mali faaliyetlerini, gelir, gider ve mallarını Meclis adına denetleyen ve hesaplarını yargılayan, mali konuları kesin hükme bağlayan anayasal yargı organıdır. İktidarın ve yürütmenin hesabını soramayan bürokratik formaliteye dönüşmüştür Sayıştay.

Danıştay; devlet bürokrasinin idari faaliyetlerine karşı bireyin ve toplumun haklarını koruma ve güvenceye alma amacıyla kurulan yüksek mahkemelerden biridir. İktidarın faaliyetlerini aklama işlevini görüyor Danıştay.

Yargıtay; ilk derece mahkemeleri (Asliye Hukuk, Ağır Ceza vb.) ve bölge adliye mahkemelerinin (istinaf) verdiği kararların hukuka uygunluğunu denetleyen yargı erkinin yüksek mahkemesi ve temiz merciidir. Yüksek yargı kararları hukuki olmayıp iktidar belirliyor.

DDK (Devlet Denetleme Kurumu); iktidarın hukuki olmayan faaliyetlerine meşruiyet kazandırmaktadır.

SPK (Sermaye Piyasa Kurulu); zengini daha zengin kılmak, orta sınıfı eriterek daha da yoksullaştıran bir işlev görmektedir.

Yukarıdaki kurumlar, asgari düzeyde her devletli sistemde olması gereken temel kurumlardır. Türkiye’de Kürt ve Kürdistan karşıtı strateji sonucu bu kurumların içi boşaltılmış, işlevsiz bırakılmışlardır. Toplum kendi çıkarları için ayağa kalktığında, söz konusu bu kurumsallığı demokratik ve hukuki bir zemine çektiğinde, toplum lehine dönüştürdüğünde özgür ve ortak yaşam mümkün olur…