- Kürt ve Kürdistan gerçeğini es geçerek atılacak her adım, iki yüzyıldır yapılanın tekrarından başka bir şeye hizmet etmez.
- Bir kez daha Kürtlere ağır siyasal, sosyal ve kültürel travmaları yaşatmayı düşünenler, büyük yanılgı içinde olur.
DEMİR ÇELİK
Son günlerde 'çerçeve yasa' ile ilgili çok söz kurulur oldu. Anlaşılan iktidarın asıl amacı, tarihi kadim sorunu ele almak ve çözüm iradesi geliştirmek değil, bir kez daha Kürt’ün ağzına bir parmak bal çalarak, devletin tekçi zihniyetini dayatmaktır. Her şeyden önce bölgesel ve küresel olduğu kadar, çok boyutlu ve çoklu bileşenli olan Kürt sorunu bir yasaya indirgenemez. Kürtlerin ulusal demokratik taleplerini elde etme yönlü mücadeleleri her düzeyde meşrudur ve hiç kimsenin bunu gölgelemeye, sınırlandırmaya hakkı da haddi de yoktur. Kürt ve Kürdistan gerçeğini es geçerek atılacak her adım, iki yüzyıldır yapılanın tekrarından başka bir şeye hizmet etmez.
İki yüzyıldır Kürt sorununun meşru zeminlerde demokratik tarzda çözümüne fırsat verilmediği için Kürtler hep ayakta olmuş, itirazlarını dile getirmiştir. Kimi zaman da itirazlarının dikkate alınmaması, taleplerinin karşılanmaması nedeniyle direniş içinde olmuşlardır. Son iki yüzyıl içinde 40'ın üzerindeki bu direnişleri çok kanlı bastırıldı. Katliam ve soykırımlar yaşatıldı. Coğrafyaları farklı ulus devletlere peşkeş çekildi, aşiretler ve aileler parçalandı, yüz binler kutsal coğrafyalarından zoraki göçertildi. Asimilasyon ve kültürel soykırımla belleksizleştirme dayatıldı Kürtlere. Bir kez daha Kürtlere bu ağır siyasal, sosyal ve kültürel travmaları yaşatmayı düşünenler, büyük yanılgı içinde olur.
Mutlak teslimiyetle yaklaşım
Söz konusu bu örgütlü kötülüğe karşı Bakurê Kurdistan’da 20-30 milyon, dört parça Kürdistan’da 60-70 milyon ayağa kalkmış, ‘Kurdistan yek e yek e’ diyor. Bu irade beyanını dikkate alması gerekenler, ipe un sermeye devam ederlerse büyük kaybeder. Halbuki devletin ve iktidarın bu fırsatçılığına karşın Kürt Özgürlük Hareketi, Sayın Abdullah Öcalan‘ın 27 Şubat 2025'teki açıklamalarının gereğini yerine getirmenin pratiği içinde oldu. PKK, demokratik siyaset stratejisine fırsat vermek üzere kendisini feshetme ve silahlı mücadeleyi sonlandırma kararı doğrultusunda tarihi adımlar attı. Devlet ve iktidar, bu iyi niyeti göreceğine, tarihsel önemdeki kararları esas alıp Kürtlerin siyasal, sosyal ve kültürel haklarının yasal ve anayasal güvencesini sağlayan adımları atacağına, mutlak teslimiyetle Hareket'e ve Kürtlere yaklaşıyor. Aradan geçen onca zamanın öz eleştirisi ile soruna yaklaşacağına, soruna keyfi ve kendine göreci yaklaşarak süreci çürütmeye çalışıp inkârcı ve katliamcı söylemde ısrar ediyor.
İktidarın pazarladığı gibiyse
Çıkacağı söylenen 'çerçeve yasa', Türkiye halklarıyla paylaşılmadığı için içeriğini birebir bizler de bilmiyoruz. İktidar sözcülerinin zaman zaman dile getirdikleri gibi bir yasa olacaksa bunun kabul edilmez olduğu ortadadır. İktidar sözcüleri, sıkça "bunun bir af yasası olmayacağı" yönlü açıklamalarda bulunuyor. Elbetteki bizler, siyasal, sosyal ve kültürel haklarımız için mücadele etmeyi en temel insani hak biliriz. Bu nedenle suç işlemediğimiz için affedilmeyi kendimize hakaret sayarız. Aynı sözcülerin, çıkacak yasanın suça bulaşanlarla, bulaşmayanların ayrı ayrı değerlendireceğini söylüyor olmalarını reddediyoruz.
Suçlu olan Türk devletidir
Öncelikle bir suç varsa o da devletin işlediği suçtur. 100 yılı aşkın bir süredir Türk ulus devleti, dilimizi, kimliğimizi ve kültürümüzü yasakladığı için suçludur. Annemizin ak sütü gibi helal olan ulus olmaktan ileri gelen bu haklarımızı her talep ettiğimizde, bize fiziki ve siyasi soykırımları yaşattığı için devlet suçludur. Ulusal demokratik taleplerimiz, ulus olmaktan ileri gelen taleplerimizdir. Bu taleplerimizi dile getirdiğimiz, elde etmek istediğimiz için suçlu değiliz. Gasp edilmiş, el konulmuş, inkar edilmiş hakların mücadelesinin her yolu ve yöntemi meşrudur. Her canlı varlık gibi biyolojik, siyasi, sosyal ve kültürel varlık olan biz Kürtlerin de kendilerine yönelen tehlike ve saldırılar karşısında kendini koruma ve savunma hakkı vardır. Bu, varlık olmaktan ileri gelen hakkımızdır. Kürt ulusal demokratik taleplerinin mücadelesini verenleri suça bulaşmış, bulaşmamış diye kategorize etmek, Kürtlere yapılacak en büyük kötülüktür. Bu anlayış, mücadele edenleri ve direnenleri kriminalize ederek, Kürtleri ayrıştırmanın ve karşıtlaştırmanın anlayış ve zihniyetidir. Bu zihniyet, kadim soruna, ‘Terörsüz Türkiye’ diyerek niyetini çoktan beyan etmişti zaten. Kürtleri kendi içlerinde ayrıştırmaya, kategorize etmeye çalışarak ulusal birliklerinin önüne geçmeye çalışıyor.
Kurtulmuş'un diline yansıyan
Türkiye halklarının siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel sorunlarına çözüm geliştirmenin ve çözüme kavuşturmanın demokratik zemini olması gereken Meclis ile siyasi parti ve aktörler çözüm misyonundan ve vizyonundan oldukça uzaktırlar. Çıkarılacağı söylenen yasanın ne denli antidemokratik ve Kürtleri rencide edici olduğunu, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş'un şu cümlelerle dile getirmesi iktidarın gerçeklikten ne kadar uzak olduğunu gösteriyor: “Çıkacak olan yasa müstakil ve geçici bir yasadır. Yani örgüt mensuplarını, münfesih örgüt mensuplarını kapsayacak geçici bir yasadır. Belli bir süre verildikten sonra gelenler bundan istifade edecek, gelmeyenler için de kapı kapanacak.”
Sorun, Kürt sorunu olarak görülmüyor, dolayısıyla gereklerini yerine getirme anlayışına sahip değiller. ‘PKK terör örgütüdür.’ PKK gibi düşünen ve mücadele edenler de ‘teröristtir’ deme zihniyet ve anlayışını terk etmiş değiller. O nedenle mücadeleye devam, yürütülmesi gereken en temel meşru yoldur. Bunu da demokratik siyaset aracılığıyla ve onun misyonuna uygun örgütlenerek ve gerekli vizyonla toplumsallaşmayı başarmakla mümkün olur.