• Türk devletinin inkâr, katliam ve asimilasyon dayattığı halklar ve inançlar, kendi hakikatleri ile buluşabilme, özlerine dönme fırsatını demokratik entegrasyonla yakalayacaklardır.

DEMİR ÇELİK

Sayın Abdullah Öcalan, 27 Şubat 2025’te içinden geçtiğimiz sürece “Barış ve Demokratik Toplum” demişti. Bu adlandırmanın yanına “Demokratik Entegrasyon” kavramını da dile getirmişti. Farklı sol ve sosyalist çevreler ile kimi Kürtler bu adlandırmaya karşı çıkmış, farklı anlam ve manalar yükleyerek farklı sonuçlara varmaya çalışmışlardı. Devlet ve iktidar ise bu söylemi mücadeleden vazgeçme diye yorumlayıp süreci silahsızlandırmaya indirgeyerek Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni tasfiye fırsatçılığıyla aradan geçen zamanı heba etti. Hatta MGK toplantısında, dört parça Kürdistan’da mümkün olabilirse kazanılmış Kürt statülerini dağıtmayı görev edindi. İç cephenin tahkimini dile getiren bildiride Irak, Suriye ve İran’da olası Kürt kalkışması ve direnişini bastırmaya dönük söz kurmaktan kaçınmadı. Tekçi, katı merkeziyetçi idari ve siyasi yapıda ısrar devam ediyor. Türkçü, Sünni-Hanefi mezhebini topluma dayatmaya devam kararı var. Onca yaşanmışlıklardan ders çıkarmak yerine, Kürt ve Kürdistan karşıtı stratejisinde ısrar var. Yanlıştan geri dönmeme siyasi körlüğünü devam ettirmenin kendisine büyük kaybettireceğinin bilinmezliğiyle hareket ediyor. 

Halbuki 50 yıllık Kürt savaşında ısrarın neden olduğu ekonomik, siyasi kriz yerine Kürt Hareketi, devlete ve iktidara birlikte kazanmanın stratejisi ve yolunu gösterdi. Bununla da kalmayıp güçlü ve öz güven dolu adımlarla, ortak yaşamdaki samimiyetini sergiledi. Söz konusu bu samimiyeti göreceğine, ipe un sermeye devam eden iktidar, faşizan uygulamalarından geri durmuyor. Kürtler ve demokrasi güçleri, demokrasi  ve demokratikleşme olmadan Kürt sorununun çözümünün mümkün olamayacağını ısrarla söylemelerine rağmen iktidar, faşizmde dur durak bilmiyor. Demokrasinin kırıntısına bile tahammül etmeyen iktidarın, neden olduğu bu siyasal iklim, çözüm yerine çözümsüzlük üretiyor. Ortak yaşam yerine inkâr, katliam ve kültürel soykırıma neden oluyor. Genelde devletçi sistemin, özelde ulus devletlerin Anadolu ve Mezopotamya’yı halklar ve inançlar mezarlığına dönüştürdükleri bu tekçi yapıya alternatif yaşamın yolunun, Demokratik Entegrasyon’dan geçtiği gerçeğini görmek istemiyor.

Siyaset bilimi, 'Demokratik Entegrasyon'u; toplumun çoklu kimliklerinden ve çoklu kültürlerinden kaynaklı çelişkilerin ortadan kaldırılması, çatışma ve savaş yerine farklılıkların eşit ve özgür yurttaşlar temelinde ortak yaşamda buluşmaları diye tarif ediyor. Dolayısıyla farklı kültürel ve etnik toplulukların, farklı din ve inançların, kendi kimlik ve kültürlerini koruyarak demokratik toplum içinde siyasal, sosyal, ekonomik anlamda eşit ve özgür yurttaşlar olarak yer almaları anlamına geliyor.

Türk ulus devletinin inkâr, katliam ve asimilasyonla ortadan kaldırmaya çalıştığı, başkalaşıma uğrattığı halklar ve inançlar, kendi hakikatleri ile buluşabilme, özlerine dönme fırsatını yakalayacaklardır. Kürtler, Aleviler, Êzîdîler ve tüm halklar ve inançlar, ortak yaşamın tadına varacak… Dillerine, kimliklerine, kültür ve inançlarına demokratik siyaset yoluyla Demokratik Entegrasyon sayesinde erişebileceklerdir. İktidarın insafıyla değil, kendi meclislerinde söz, karar ve yetki sahibi olmaları sayesinde haklarına kavuşacak ve haklarını toplumsallaştırabileceklerdir.

Devlet ve iktidardan beslenenler, ırkçı ve faşist zihniyetleriyle demokratik ortak yaşamı engellemeye çalışıyorken, biz mazlum ve mağdurlar dayanışarak ve birlikte mücadeleyle ortak yaşamı inşa etmeliyiz.