• Kürtler, ulus devletlerin çizdiği sınırları meşru görmeyen, Kürt ve Kürdistani kimlik temelinde, konfederal yapıların koordinasyonuna dayalı ulusal kongreyi gerçekleştirmeli.
  • Siyasi, diplomatik, kültürel ve sosyal faaliyetlerini ortak yürütmeli, ulus devletler ile demokratik özerklik ya da federasyon temelinde ilişki kurmayı hedefleyen siyasal mücadele içinde olmalıdır.

DEMİR ÇELİK

Devletin varlığını sürdürdüğü günümüz koşullarında devlet+ demokrasi ilişkisi sayesinde toplum, haklarına doğrudan kavuşabilmenin olanaklarına sahiptir. Dolayısıyla demokratik toplumda merkezi devlet+demokrasi ilişkisi esastır. Bu ilişkide merkezi devlet sadece savunma ve diplomasi alanına bakar. Demokratik toplumda, savunma ve diplomasinin dışındaki diğer alanlarda söz, karar ve yetki toplumda olacaktır. Toplum, bu yetkiyi; komünler ve meclisler örgütlenmesi temelinde yükselen kongre aracılığıyla kullanır. Toplum, kongrenin bünyesindeki komünler ve meclisler üzerinden idari, siyasi ve hukuki ihtiyaçlarını karşılar; akademiler aracılığıyla dilsel, sosyal ve kültürel aydınlanmayı; kooperatifler yoluyla da bireysel ve ailevi ihtiyaçlarını doğrudan karşılamanın olanaklarına erişir.

Böylece politik süreçlerde toplum özne olup, herhangi bir aracı kurum olmaksızın siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik, biyolojik ve fizyolojik ihtiyaçlarına doğrudan erişmenin siyasal sistemine kavuşmuş olur. 

Demokratik özerklik

Devlet ile demokratik toplumun nitelikli ve karşılıklı saygı esasıyla oluşturacakları siyasi ve hukuki ilişkisi olan 'demokratik özerklik, demokrasi ve özerklik kavramlarının birbirlerini besleyerek yan yana gelmesinin siyasal örgütlenme formudur. Demokratik özerkliğin yaşandığı veya yaşanacağı süreçlerde devlet vardır. Devleti yıkmak ya da devleti ve iktidarı ele geçirmek söz konusu değildir, ancak merkezi devlet + yerel devlet örgütlenmesine dayalı hiyerarşik ilişkiyi esas almaz, onunla da yetinmez. Aksine devlet + demokrasinin yan yana, vücut bulmasını savunur. Bu temelde de devlete rağmen devletin yanı başında toplum olmanın meşruiyeti esasıyla kendisini örgütler. Demokratik özerklikte demokrasiden kastedilen; kapitalist modernitenin anladığı anlamda halkın 5 yılda bir yöneticilerini seçmesi değildir. Demokratik özerklikte demokrasi; toplumun ve toplulukların hiçbir aracı kurum olmaksızın, kendilerini kendi meclisleri aracılığıyla doğrudan yönetmesinin ilişkisidir. Karar, söz ve yetki toplumun ve toplulukların tümünündür. Köy ve sokak komünü, mahalle, kadın, gençlik, emek, yerel yönetimler, ekoloji ve inanç meclisleri gibi dinamiklerin 'kent meclisi'nde örgütlü olma halidir demokratik özerklik. Demokratik özerklik; devletsiz halkların ve devlet dışı kalmış toplulukların, hiyerarşiye dayanmadan, kendisini öz güç esası ile kendi meclislerinde eşit ve özgür yurttaşlar olarak örgütlemesidir. Demokratik özerklikte toplumun, öz güç esasıyla kendisini sivil demokratik temelli örgütlemesi demokrasinin olmazsa olmaz şartıdır. 

Sol ve demokrasi

Genel olarak sol düşünce, politik olanı bir tahakküm ilişkisi olarak yorumlamış ve ona uygun pozisyon almıştır. Sol gelenek bu anlayıştan hareketle demokrasiyi bir üst yapı kurumu olarak ifade etmiş ve ona uygun ideolojik yaklaşım içinde olmuştur. Demokrasiyi devletin bir biçimi olarak yorumlayan ve savunan sol düşünce, buradan hareketle demokrasiyi sınıf, iktidar ve egemenlik ilişkisine indirgeyerek onu hem sınırlandırmakta hem de iktidara giden yol olarak tariflediğinden devletçi iktidarcı sistemin değirmenine su taşımaktadır. Demokrasiyi iktidarın ve devletin biçimi görme ve o yönlü ideolojik formasyon sahibi olma, iktidar mücadelesi veren sınıflararası çelişkinin parçası olmaya insanı götürceğinden büyük siyasal ve toplumsal kriz ve travmaların yaşanmasına neden olur. Oysa demokrasi, henüz devlet ve iktidar olmadan binlerce yıl boyunca toplumun ve toplulukların kendi kendilerini doğrudan yönetmesi anlamında zaten hep vardı. Onu yok eden, ortadan kaldıran, asıl olarak iktidar ve devlet olmuştur. Demokrasi bir üst yapı kurumu ya da başka bir ifade ile devlet biçimi değildir, olamaz da. Çünkü devlet ve iktidar demokrasi dışı olma karakteri ile toplumun olan ve topluma ait olan tüm değerleri gasp ederek, onlara el koyarak yükselir, yayılır ve yaygınlaşır. Onu bir üst yapı kurumu olarak görmek ve öyle ifade etmek, kapitalist sistem içinde iktidara eklemlenerek ve iktidar olunarak sorunun çözüleceği sonucuna insanı götürür.

Demokrasi ve özgürlük

Hâlbuki demokrasi devlet dışıdır. Devletin uzantısı ve biçimi asla olamaz. Anacıl toplumun adalet, eşitlik ve özgürlük temelli siyasal değerlerinin toplamıdır demokrasi. Toplumun komün ve meclisleri ile herhangi bir hiyerarşik ve tahakkümcü ilişkiye ihtiyaç duymadan, kendisini doğrudan yönetmesinin adıdır demokrasi. Bunun aksini düşünmek ve o yönlü mücadele içinde olmak Reel Sosyalizmin içine düştüğü yanlışlığı tekrarlamaktan öte bir anlam taşımayacaktır. Devletin el değiştirmesi, devlet ve iktidar sahiplerinin değişmesi ile demokrasi ve özgürlük sağlanamaz. Devlet karakteri gereği adalet, eşitlik ve özgürlük değerlerini inkâr etmekle kalmaz, onları yok ederek, çoğu zaman insani değerlere el koyarak kanser hücresi gibi yayılmak, yaygınlaşmak ve büyümek ister. Kontrol edilemez olan bu hastalıklı hal tüm çeperi ve çevreyi kuşatıp sarmalamadan asla duramaz. Devlet ve demokrasi ne kadar birbirine uzak ve zıt kavramlarsa, demokrasi ve özgürlük de o denli birbirini besleyen, birbirini tamamlayan parça bütün ilişkisine sahiptirler. Devlet ve demokrasi birbirine karşıt kavramlar olmasına karşın, demokrasi ve özgürlük birbirinin karşıtı ve alternatifi değildir, birbirini tamamlayan bütünün parçalarıdırlar.

Gerçek eşitlik

Demokrasi ne denli toplumsallaşır, örgütlü topluma ne kadar dayanırsa bireysel ve toplumsal özgürlükler de o denli gelişir ve yaygınlaşır. Konjonktürel kimi gelişmelerle, de facto durumlarda kısmı özgürlük ve eşitlik yaşansa da, hiyerarşi ortadan kaldırılmadan asla hayat bulması mümkün değildir.

Kaldı ki tarihte çoğu zaman de facto olarak yaşanan bu süreçlerde özgür olma yalnız bir sınıfa, bir kesime ya da ayrıcalıklı gruba hep nasip olmuştur. Toplumun ekseriyetine ise kölece yaşam, zulüm ve sömürü düşmüştür. Buradan da çıkarılması gereken en temel ders; gerçek özgürlüğün ve esas eşitliğin devlet ve iktidar dışı insan toplumsallığında aranması gerektiği gerçeğidir. 

Devlet dışı ulus

Toplumun ve toplulukların, kendisini meclisleri üzerinden sivil demokratik örgütlülüğü; hem konfederal yapıların birbirleri ile hem de devletle olan hukukunu ve siyasal biçimini belirler. 

Günümüz dünyasında ve içinden geçmekte olduğumuz uluslararası jeopolitik ve jeostratejik koşullarda, dört ulus devletin işgali ve ilhakı altındaki Kürdistan’da, bağımsızlık mücadelesinin başarısı zor görünmektedir.

Bu anlamda, Kürtlerin Kürdistan coğrafyasını esas alarak demokratik siyaset temelinde yeni bir strateji ile hareket etmeleri kazandırıcı olur. Kürtler, ulus devletlerin çizdiği sınırları meşru görmeyen, Kürt ve Kürdistani kimlik temelinde, konfederal yapıların koordinasyonuna dayalı ulusal kongreyi gerçekleştirmeli.

Devlet dışı ulus olmanın gereği olarak siyasi, diplomatik, kültürel ve sosyal faaliyetler uluslararası düzeyde ortak yürütmeli, ulus devletler ile demokratik özerklik ya da federasyon temelinde ilişki kurmayı hedefleyen siyasal mücadele içinde olmalıdır.