Bayramda anne gözleri Şehit kabristanlarıdır! 

Veysi SARISÖZEN yazdı —

15 Ağustos 2022 Pazartesi - 08:30

  • Bayram sabahı ilk işiniz şehit annelerinin ellerini öpmek ve sonra gözlerine dikkatle bakmak olsun. Çünkü onların “bir çelik aynadır gözleri, şehitlerin resmini görmek isteyenlere…” 

Bugün 15 Ağustos. “Diriliş ve Gerilla Bayramı”.

Bayram demek, silahlı özgürlük mücadelesi meşrudur demek oluyor. 

Bu meşruiyetin üç temel dayanağı ve bir de aktüel nedeni vardır. 

Birincisi Birleşmiş Milletlerin her halk için ilan ettiği milletlerin kendi kaderlerini tayin etme ilkesidir. 

İkincisi Sevr anlaşması müzakereleri esnasında Kürlerin varlığı ve Kürdistan’ın onlara ait vatan olduğu Britanya ABD ve müttefikleri tarafından kabul edilmiştir. 

Üçüncüsü, bu anlaşma Lozan’da geçersiz hale gelse bile, Kemalistler 1921 Anayasasısı tartışmalarında Kürtlerin varlığını ve özerkliğini kabul etmiştir. 

Eğer büyük devletler bu ilke ve kabullere sadık kalsaydı, bugün Kürt sorunu diye bir sorun olmazdı. Kürt halkı da silahlı mücadeleye atılmazdı. 

Buna karşılık, Sevr’de Kürt milletinin varlığını ve onlara ait Kürdistan adında bir vatanın olduğunu, Kürt halkının özerklik için referandum hakkını kabul eden galip devletler daha sonra bu hakkı Lozan’da Kürtlerin elinden almıştır. Hakkı elinden alınan bir halkın bu hakkı yeniden elde etmek için silahlı mücadeleye atılması o nedenle meşrudur. 

Eğer Türk devleti 1921 Anayasasına sadık kalsaydı, Türkiye’nin Kürt ve Türk uluslarının ortak vatanı olduğu görüşünü korusaydı, Kürtlerin iç işlerinde özerkliğini hayata geçirseydi, bugün ortada bir Kürt sorunu olmaz ve Kürt halkı silahlı mücadeleye mecbur kalmazdı. 

Buna karşılık Türk devleti üç yıl sonra Kürtlerin varlığını inkar etmiş, özerklik hakkını geri almıştır. Kendisine tanınan bu hakkın geri alınmasına karşı Kürt halkının bu hakkı yeniden elde etmek için silahlı mücadeleye atılması o nedenle meşrudur. 

Meşruiyetin bir de yakın tarihe ait güncel nedeni vardır. Bu da 12 Eylül askeri darbesinin meşru olmayışı, bu darbenin zulmüne karşı Kürt halkının silahlı mücadelesinin meşru oluşudur. İlk kurşun onlara sıkıldı. 

Özetle Kürt halkı yalnız bir millet olduğu ve bundan doğan haklara sahip olduğu için değil, aynı zamanda millet oluşunun daha önce uluslar arası alanda ve Türkiye Cumhuriyeti anayasasında resmen tanınmış ve bundan doğan hakları kabul edilmiş iken, bunu kabul eden İngiliz, Fransız, Amerikan v.s. devletleri ile Türk devletinin daha sonra bu hakları geri almasına ve faşist darbenin zulmüne karşı ayaklanmıştır. 

Hakların 1924 anayasasıyla geri alınmasından bir yıl sonra Şeyh Sait ayaklanması işte bu büyük haksızlığa karşı bir isyan olmuştur. Kürt ulusu “aldatıldığını” daha o zaman anlamıştı. 

Aldatmak meşru olamaz. Aldatılanın silahlı direnişi ise gayrı meşru sayılamaz. 

O nedenle 15 Ağustos gününün Kürt halkı için bu aldatma ve haksızlığa silahla direniş bayramı olarak kutlanmasından doğal bir şey de olamaz. 

Aldatma ve haksızlığın bir de utanç verici tarihi vardır. Kemalistler Anadolu’da yeniden devlet kurmak için savaşa hazırlanırken, sırtlarını Kürdistan’a dayadılar. “Ermenistan korkusuyla” Kürt önde gelenleri Kemalistlere destek vermeseydi, bugün Türk devletinin yerinde yeller esecekti. Şeyh Sait 25’te değil de  21’de ayaklansaydı, Ankara’yı zaptederdi. Kendi varlığını Kürtlerin desteğine borçlu olan Türk devleti şimdi Kürt halkının kanını akıtıyor.  

Aldatma ve haksızlığın bir de “negatif” yanı vardır. Osmanlı İmparatorluğu bir dizi savaşlarda ve en son Birinci Dünya Savaşında yenildi. O ana kadar elinde tuttuğu sömürgelerinin tümü, Balkan halkları, Mağrib halkları, Arabistan halkları, Kafkasya halkları Kürdistan hariç özgürlüğüne kavuştu. Bu harita Kürtlerin uğradığı haksızlığı çarpıcı biçimde gösterir. 

Bir de şu var: Yenilginin bayramı olmaz. Aldatılan ve haksızlığa uğrayan Kürt halkı, bu haksızlığın uygulamaya konulmasından bir yıl sonra silaha sarılmış olmakla birlikte, bir birini izleyen isyanlar bir yılı bile dolduramadan bastırılmıştır. Bu isyanlar da elbette Kürt ulusunun tarihine altın harflerle yazılmıştır. Ancak “ilk kurşun” terimi, artık 38’inci yılını dolduran fasılasız bir isyanın başlangıcını ifade eder. Bu son isyanın “yenilmezliği” çoktan beri kanıtlanmıştır. O nedenle isyanın başladığı gün PKK ve Kürt halkı tarafından haklı olarak “bayram günü” olarak ilan edilmiştir. 

Ve bu yenilmezlik çarpıcıdır. 

PKK öncesi isyanlar ordusu derme çatma bir devlete karşı gerçekleşti ve hepsi yenilgiye uğradı. Hiçbir isyan Kürt ulusunu birleştiremedi. Bu isyanlardan hiç biri dünya halklarının enternasyonal desteğini kazanamadı. Bu isyanların hiç birinde yalnız Kürt halkına değil, insanlığın tümüne seslenen ve onları esinlendiren bir dünya görüşü, program, strateji ve taktik doğrultu ne yazık ki yoktu. Ve Kürt kadınlığı da yoktu. Şehitlerin kabri bile yoktu. 

Bayram olarak kutladığımız bu günde biz, NATO’nun ikinci büyük ordusuna karşı 38 yıldır savaşan, on binlerce şehit veren gerillanın direnişini selamlıyoruz. Şeyh Sait ile Seyit Rıza’nın torunlarının Kürt ulusal birliğini nasıl kurduğuna şahit oluyoruz. İsyanın Eruh ve Şimdinli kırsalından nasıl dört parça Kürdistan’a yayıldığına nasıl Rojava’da devrimi zafere ulaştırdığına, gerilla saflarında vuruşan Alman, Fransız, İngiliz, Hollandalı ve Amerikalı ve Türk-Çerkes, Laz, Asuri, Ermeni gençlerin birleştiğine, Batı kentlerinde binlerce Avrupalının Kürt halkıyla sokaklarda Türk devletine ve kendi devletlerine karşı direnişine, ilk kurşunun artık evrensel bir karakter kazanmasına, şehitliklerin yeşil yapraklı sarı kırmızı güllerle bezenmesine, biraz da hayretle bakıyoruz. 

Ama asıl hayrete şayan olan iki gerçeklik var: Başkan Apo ve özgür kadın. 

Eğer bu son isyan meşruiyet, uluslar arası halk desteği ve yenilmezlik kazandıysa bu inanılmaz gerçeklik Abdullah Öcalan’ın Kürdistan devrimci sürecine kazandırdığı “düşünsel ruh” ve “özgür kadın” sayesindedir. Bütün Kürt isyan tarihinde kahramanlık, cesaret, fedailik her şey vardı, olmayan buydu ve şimdi mucize yaratan da budur. 

“Düşünce” silahla öldürülemez ve “özgür kadın” bir daha evlere hapsedilemez. 

O halde ilk kurşunla başlayan devrimci sürecin zaferi güvence altındadır. Buna bayram denmez de ne denir? Bayramlaşın.

Ama bayram sabahı ilk işiniz şehit annelerinin ellerini öpmek ve sonra gözlerine dikkatle bakmak olsun. Çünkü onların “bir çelik aynadır gözleri, şehitlerin resmini görmek isteyenlere…” 

Şehitsiz zafer, zafersiz bayram olmaz.

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2022 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.