Beyaz Türk Faşizminin kesin ‘zaferi’

Cihan DENİZ yazdı —

12 Ağustos 2020 Çarşamba - 23:00

  • Kürtçe karşısındaki inkarcı tutum bağımsız bir olgu olarak değil ama Türkiye’yi yöneten iktidar ittifakı içindeki güç ilişkileri bağlamında okumalıdır. Bugün Türkiye’yi AKP ve cemaat arasındaki iplerin kopmasının ardından Yeşil ve Beyaz Türk Faşizmler arasında en başta Kürt karşıtlığı temelinde kurulan bir ittifak yönetmektedir.

 

Özellikle de kayyum gaspları ile başlayan süreçle birlikte ve Kürtlerin nerede yaşarlarsa yaşasınlar elde ettikleri kazanımlara yönelik iktidarın saldırılarına paralel olarak, Kürtçe’nin kamusal alandaki görünürlüğü ve kullanımı büyük bir saldırı ile karşı karşıya kalmıştır.

Gasp edilen her belediyede  Kürt’e ve Kürtçe’ye ait ne varsa nasıl büyük bir intikam hırsıyla silinmeye çalışıldığına, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde sadece Kürtçe konuştuğu için saldırıya uğrayanlara, katledilenlere Rojava’da işgal edilen Kürt bölgelerinde Kürtlerin maruz kaldığı soykırıma eşlik edecek şekilde yaşamın içinde Kürtçe’nin silinerek yerine Arapça’nın ve Türkçe’nin dayatıldığına ilişkin örneklere kadar gitmek bir köşe yazısının değil gerçek bir akademik tezin konusudur. Ama yakın zamanda yaşananlar da Kürtçe’ye dönük bu ırkçı-inkarcı kampanyanın hız kesmeden, belki de daha da yoğunlaşarak devam ettiğini göstermektedir.

Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümlerinde eğitim dilini Türkçe yaptıkları ve bu bölümlerde Kürtçe tez yazılmansın yasaklandığı ortaya çıkmıştı. Dünyanın her yerinde bir halkın diline ve edebiyatına ilişkin akademik çalışmalarda eğitim dili esas olarak o dildir. Aslında Türkiye’de de durum budur; ülkenin birçok üniversitesinde bulunan örneğin Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde eğitim dili Fransızca’dır, bu bölümlerde hazırlanan tezler Fransızca’dır. Ama konu Kürtler ve Kürtçe olduğunda, bilimsellik yerini ırkçılığa ve inkarcılığa bırakıyor.

Hemen bunun ardından, Diyarbakır’da bir köydeki taziyede Kürtçe mevlit okunmasına jandarma “Neden Kürtçe mevlit okuyorsunuz? Mevlidi ya Türkçe ya da Arapça okuyacaksınız” diyerek mevlide müdahale etti. Bu müdahale, iktidarın ve onun yönlendirmesiyle güvenlik güçlerinin en acılı anlarında bile Kürtlere karşı nasıl da hoyrat ve Kürtçe’ye karşı ne kadar tahammülsüz olduğunu göstermektedir.

Yakın dönemden son bir örnek ise Cizre’de yaşandı. Kürt kimliğin ve Kürt direngenliğinin kalbi Cizre’de yeni açılan bir AVM’de çalışanların alışveriş yapanlarla Kürtçe konuşmasının yasaklandı. Bu yasak bir yanda ilçenin nüfusun azımsanmayacak bir kesimini oluşturan “Türk” askerlerin, polislerin, memurların kendi bulundukları ortamlarda Kürtçe konuşulmasından duydukları rahatsızlığı yansıtmaktadır. Tam bir sömürgeci edasıyla, henüz tamamen yasaklayamadıkları bir anda, en azından kendilerinin olduğu yerlerde sömürge dilinden başka bir dilin konuşulmasını engellemeye çalışmaktadırlar. Tabii ki, aynı zamanda, kentin neredeyse tamamını yerle bir etmelerine rağmen yıkamadıkları direngenliği Kürt emekçilerine Kürtçe konuşmayı yasaklayarak cezalandırmaya çalışmaktadırlar.

İktidarın Kürtçe’ye karşı tutumuna ilişkin bu üç örnek bile tek başına iktidarın Kürtçe’ye hiçbir alanda ne eğitimde ne toplumsal yaşamda ne de ekonomide tahammülü olmadığını kanıtlamak ve gerekli direniş ve mücadele gösterilmemesi durumunda Kürtçe’yi kamusal alandan tamamen silecek adımların atılacağı günlerin hiç de uzak olmadığını göstermesi açısından yeterlidir. 

Kürtçe karşısındaki bu inkarcı tutum bağımsız bir olgu olarak değil ama Türkiye’yi yöneten iktidar ittifakı içindeki güç ilişkileri bağlamında okumalıdır.  Bugün Türkiye’yi AKP ve cemaat arasındaki iplerin kopmasının ardından Yeşil ve Beyaz Türk Faşizmleri arasında en başta Kürt karşıtlığı temelinde kurulan bir ittifak yönetmektedir. Ama bu zorunlu yan yana geliş, bu köşede daha önce çeşitli seferler belirtildiği gibi, Yeşil Türk Faşizmin ne pahasına olursa olsun iktidarda kalmak adına girdiği bir ittifak ilişkisidir. Bundan dolayı da görece olarak Yeşil Türk faşizminin toplumsal desteği daha fazla olsa da bu ittifakın stratejik aklı Beyaz Türk Faşizmi tarafından belirlenmektedir. Ayasofya gibi İslamcı kesime atılan çeşitli yemler ve ülkenin tüm kaynaklarının ve zenginliklerinin yandaş sermaye kesimine aktarılarak aşırı zenginleşmesi karşılığında köklü ve tarihsel bir tekçi anlayışa sahip Beyaz Türk Faşizmi en başta Kürtler olmak üzere bölge halklarına karşı daha önce başaramadıklarını başarmak için kapsamlı bir soykırım politikasını devreye sokmuştur. İktidar içinde yer alma ve yandaşlarını zengin etme karşılığında, fıtratı gereği kendinse aslında hiç de yabancı olmayan bu sömürgeci, soykırımcı ve yayılmacı stratejiyi Yeşil Türk faşizmi koşulsuz kabul etmiş ve onun uygulanmasına girişmiştir.

Bundan dolayı da, Kürtçe’ye karşı yukarıda değinilen bu tutumlar aslında bu iktidar ilişkisinde Beyaz Türk Faşizmi’nin, son anketlerde oylarının sürekli eridiği görülen Yeşil Türk Faşizmi’ne karşı kesin zaferinin bir ilanı olarak değerlendirilmelidir. Bu ittifak içinde Yeşil Faşizme düşen bu stratejilerin uygulanması için toplumsal zemini hazırlamak ve Türk yayılmacılığına ve sömürgeciliğine hizmet ettiği oranda İslam’ı öne çıkarmaktır. Bugün Türk siyasetine hakim yayılmacı hava içinde Ayasofya’nın kılıç hakkı öne çıkarılarak camiye dönüştürülmesi, Diyanet İşleri Başkanı’nın elinde kılıçla verdiği vaazlar İslamcılıktan çok Beyaz Türk Faşizmi’ne verilmiş selamlardır, onun yayılmacı hedeflerine meşruiyet zemini kazandırma girişimidir. Ve Dışişleri Bakanı’nın Lübnan’daki patlama sonra Türk’üm diyenlerin Türk vatandaşlığına alınacağını açıklaması da bu kesin zaferin bir son nişanesidir. Başka bir yazıda değerlendirmek üzere bu sözü şimdilik bir kenara bırakalım.

Ama unutulmamalıdır ki, bu coğrafya bu Türkçü ve yayılmacı hezeyanların sonucu nice büyük acılar yaşamış olsa da, aynı zamanda bu yayılmacı hayalleri kuranların rejimlerinin nasıl yıkıldığına, bu hayalleri kuranlar ile destekçilerinin ülkeden bir gün içinde nasıl da arkalarına bile bakmadan kaçtığına da şahit olmuştur. 

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2020 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.