Bir vesileyle Antakya hatıraları

Veysi SARISÖZEN yazdı —

9 Mart 2021 Salı - 23:00

  • Gazete ailemizin yeni üyesi Mihraç Ural kardeşimin Başkan Apo’nun tecridine karşı güzel sözlerini okuyunca Antakya’ya ilişkin aşağıdakileri hatırladım…

Mihraç Ural Yeni Özgür Politika yazarı.

Onun mücadelesinin ilk primitif temsilcilerini tanıyorum. Arkadaşlarımdı. Yıl 1950’nin ortalarıydı. Feruz ve Hikmet. Örgütlerinin halk arasındaki adı “Şebeke” idi. Her ikisi de Alevi Arap halkının çocuklarıydı. İsyankardılar. Birisi yanılmıyorsam bizim de et aldığımız, sini kebabı ısmarladığımız Sahillioğlu’nun kasap dükkanında çıraktı. Benden birkaç yaş büyük olduklarını hatırlıyorum. Benim yaşımdaki Araplar onları hatırlar.

“Şebeke” bir tür Robin Hood çetesi gibi bir şeydi. Türk hakimiyetine karşı o sırada akla gelen direniş biçimini seçtiler. Türk dükkanlarına giriyor, ne bulurlarsa el koyuyor, yoksullarla paylaşıyorlardı.

Üniversiteye girdiğim yılın yaz tatilinde onlarla Affan’da bir kahvehanede buluştum. Onlara sosyalizm hakkında ne biliyorsam anlattım. Dinlediler. Beni hayretle karşılıyorlardı. Annesi Lise İngilizce öretmeni, babası Milli Eğitim Müdür yardımcı bir Türk ailesinin çocuğunu biraz sempatiyle, ama biraz da şüpheyle karşılıyorlardı. Mert insanlardı. Sosyalizm sözcüğüne aşinaydılar. Suriye’de “Arap sosyalizmi” egemendi. Eğer o günlerde Suriye hakkında bilgim olsaydı, bugün bile “Hikmet’le Feruz’a sosyalizmi anlatabilirdim” diye düşünmüşümdür. Her ikisi de kendi bildikleri yolda yürüdüler. Ve o yolda da öldürüldüler.

Bir gün göbekli bir polis Feruz’u kovalarken o pilisin ayağına, sanki yanlışlıkla olmuş gibi çelme attığımı bugün de büyük bir zevkle hatırlıyorum.

Antakya Lisesi, henüz Türkiye’nin Hatay’ı ilhak etmesinden önce kurulmuştu. Fransız işgali yıllarında Antakyalı öğrenciler mükemmel Fransızca öğreniyordu. Çocukken hatırlıyorum. Yolda insanlar birbirleriyle “Bonjour Madam, Bonjjour Mösyö” diye selamlaşıyorlardı. Sonra 6-7 Eylül Antakya’yı da vurdu. Hıristiyan Araplar Antakya’yı terk etti. O günlerde “vatandaş Türkçe konuş” kampanyası kentin gerçek sahiplerini dilsiz bıraktı. Lisenin sınıflarında ayrımcılık başladı. O zamanlar Antakya Lisesinde Edebiyat ve Fen bölümleri vardı ve bunlar da “Edebiyat A ve B”, “Fen A ve B” diye ikiye ayrılıyordu. “A” sınıflarında bir iki istisna ile Türk çocukları okuyordu. “B” sınıflarında ise Alevi Arap çocukları. “A” sınıflarında yabancı dil İngilizceydi. “B” sınıflarında ise Fransızca. En önde gelen öğretmenler “A” sınıflarının öğretmenleriydi. Onların sınıfları Lisenin ücra köşelerindeydi. Ama çalışkanlardı. Harbalileri hatırlıyorum.

Biz o zamanlar şimdiki “Samandağ”a Süveydiye diyorduk. Bir anımı aktarayım. Çocuktum. Süveydiye’ye gidiyorduk. İlçeye girer girmez araba Hz. Hızır’ın türbesi etrafında yanılmıyorsam üç defa döndü. Çocuk aklımla neden döndüğünü sordum. Mukaddesmiş. Aklım ermedi. “Eşek Hızır” demem mi? Şoför kızdı “ilaen dine” gibi bir şey söyledi. Tam arabadan inerken nasıl olduysa babam kapıyı elimin üstüne kapatmaz mı? Şoför “oh olsun, Hızır çarptı” diye bağırdı. Derken denize girmiştik. O da ne? Ayak tabanımda müthiş bir acı. Bir şey benim ayağımı sokmuştu.

O gün anladım ki, Hızır’ın türbesine hakaret etmeyeceksin. Alevi Arapların kutsallarına saygı duyacaksın.

Antakya öğretici bir şehirdir.

Ama Türk devleti bu şehre düşmandır. İskender’in üstünden geçtiği taş köprüyü yıktılar. Hatta ilhak ettikleri yerde kurdukları “Hatay Cumhuriyeti”nin merkezi “Gündüz Sinemasında” porno filmler oynattılar. Ne Araplara, ne de kendilerine saygıları vardı.

Biz üç kardeş Antakya toplumunun eğitici rahlesinden geçtik. Evimize bitişik Alevi Arap Semir ve Nejdetlerin eviyle, Mösyö Bedros’un diğer yanımızdaki evinin arasında geçen çocukluğumu ve evimizin arkasındaki Katolik Kilisesinde Alevi, Hıristiyan ve Müslüman çocuklarla birlikte “Momper” dediğimiz Papazın tarih derslerini dinlediğimiz zamanları hasretle anıyorum.

Şimdi geriye doğru baktığımda yıllar ve yıllar sonra Abdullah Öcalan’ın kitaplarında yazdığı her şeyin Antakya’da yaşandığını düşünüyorum. Fırsat verseydiler Antakya milliyetçilik virüsüne karşı nasıl da etkili bir aşı olurmuş. Komşumuz Efrîn’e de yazık ettiler.

Gazete ailemizin yeni üyesi Mihraç kardeşimin Başkan Apo’nun tecridine karşı güzel sözlerini okuyunca işte bunları hatırladım…

paylaş

   

Yeni Özgür Politika

© Copyright 2021 Yeni Özgür Politika | Tüm Hakları Saklıdır.