- Müzakere süreci hızlandırılmazsa süreç içinde sivil darbenin diktatörlüğe yol açması önlenemez, sivil darbe durdurulamazsa müzakere süreci sonuç veremez.
- Diktatörlük bahçesinde barış ve demokrasi çiçeği açmaz. Böyle bir bahçede gezeni kan revan içinde bırakan çakır dikenlerinden geçilmez.
VEYSİ SARISÖZEN
Eğer CHP’nin meşru Genel Başkanı ve CHP’nin meşru Cumhurbaşkanı adayı, CHP içindeki Oda TV ve Perinçekçi yayınlardan derlenmiş Kürt düşmanı klikle, aynı zamanda İyi Parti ve Zafer Partisi ile birlikte Bahçeli’nin sembolik açıklamasına ve ardından Başkan Öcalan’ın 27 Şubat manifestosuna cepheden karşı çıksaydı ve TBMM’de kurulan Komisyon’u boykot etseydi şu anda CHP’ye karşı yapılan operasyonları, her Kürt yurtseveri bırakalım eleştirmeyi var gücüyle desteklerdi. Hepimiz böyle bir CHP’yi savaş, asimilasyon ve soykırım lobisinin siyasi uzantısı sayardık ve tasfiyesini alkışlardık.
Oysa Özgür Özel yönetimindeki CHP değil, CHP’nin içindeki aşırı ulusalcılar, şoven milliyetçiler, CHP’nin dışındaki pro-faşist İyi Parti ve Zafer Partisi barış ve demokratik toplum sürecine amansızca saldırıyor ve AKP içindeki cunta onların tek birine bile en küçük bir operasyon yapmıyor, Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ni, içindeki Kürt düşmanlarının etkisini dengeleyen bir ihtiyatla destekleyen Özgür Özel yönetimindeki CHP’yi fiilen kapatıyor. Bunun sonucu çok açıktır: Gerek Başkan Öcalan ve yoldaşları gerekse DEM Parti ve müttefiki sosyalistler, müzakere sürecinde AKP cuntasının karşısında müttefiksiz kalıyor ve tecrit ediliyor. Aynı zamanda Özgür Özel yönetimindeki CHP de DEM Parti'nin müzakere sürecinde yüklendiği ve çok büyük bir önem ve değer taşıyan “aracılık” rolü nedeniyle darbe karşısında Kürt halkının desteğinden fiilen yoksun kalıyor.
Bu durumda müzakere sürecinde demokratik adımların atılmasını, bu adımlar atıldığında CHP’ye karşı darbenin gerilemesini AKP’nin içindeki “Bakanlar ve danışmanlar cuntası"ndan beklemek dışında bir alternatif kalmıyor. Nitekim şu günlerde “çerçeve yasası” denilen, gerillanın dağdan inmesiyle ilgili bir yasanın Saray'daki “yasama gücü"nü elinde tutan "Danışmanlar cuntası" tarafından hazırlanmış olduğu ve Temmuz'da TBMM komisyonundaki partilere sunulacağı konuşuluyor. Medyaya yansıdığına göre; bu yasa tasarısı, gerilla ve tüm PKK güçlerinin (devletin kendisiyle değil), onun hukuki yapısıyla “entegrasyonunu” öngörmüyor, PKK güçlerinin “teslim sürecini” öngörüyor. Gerilla saflarında “suç işleyenler ve işlemeyenler ayrımı” gibi akla ziyan hususları içerdiği anlaşılan böyle bir yasa, üstelik “süreç içinde darbe"nin tehlikeli bir şekilde tırmandığı şu ortamda ne gerillaya ne de diasporadaki sürgünlere en küçük bir güven veriyor.
Bu noktada T24’te İmamoğlu ile gazeteci Murat Sabuncu’nun yaptığı röportajdan konumuzu ilgilendiren bölümü aktarmanın yararlı olacağını düşünüyorum.
Gazeteci soruyor: Bu şartlarda Kürt sorununun çözümü için zor bir yola da girilmiş oluyor mu? Gerçi İmralı Heyeti’nden Pervin Buldan bayram sonrası yasa çalışmalarının başlayacağını söyledi.
İmamoğlu yanıtlıyor: Çok üzgünüm… Gerçekten çok üzgünüm. Terörsüz ve Demokratik Türkiye hedefi, milletin barış içinde ve huzurlu bir Türkiye umudu bizzat Erdoğan tarafından yok ediliyor. Sayın Pervin Buldan’ı, çabasını büyük bir saygıyla karşılıyorum. Fakat bu ülkenin başı, milletin kaderi için böylesine önemli bir süreci sabote etmek için elinden geleni yapıyor. Milletin ve siyasetin ilmek ilmek inşa ettiği barış umudunu milletin tepesine indirdiği balyozlarla yıkmaya çalışıyor. Hazırlayalım, biz de destek verelim ve çıkaralım yasayı. Fakat demokrasi elden gittikten sonra, hukuk ayaklar altına alındıktan sonra hangi barış, hangi huzur, hangi yasa diye sormayacak mı bu millet? Bütün gözler görüyor fakat diller susuyor. Erdoğan hala “Kürt anasını görmesin” zihniyetiyle iş yapıyor. Hatta aynı zamanda “Türk gün yüzü görmesin” zihniyetiyle yol yürüyor. Açık açık söylüyorum: Seçimlere kadar süreci devam ettirip her türlü hukuksuzlukla seçimleri kazanıp, süreci bitirmenin ve yeniden bu milletin evlatlarının kanına girmenin hesabını yapıyor.
Bu açıklama, klasik CHP’li birinin açıklaması değildir. Örneğin işgal edilen CHP Genel Merkez kapısında mensubu olduğu AKP devleti tarafından nöbette duran Kılıçdaroğlu, şu aralar tıpkı Bahçeli ve Erdoğan gibi, suret-i haktan görünerek müzakere sürecinin devam ettiğine ve sonuca ulaşacağına yalancı şahitlik yapıyor, AKP cuntasının asıl amacı olan PKK’yi tasfiye amacını can-ı gönülden paylaşıyor. Tehlikeyi gizliyor ve CHP’yi tasfiye ederken, Kürt halkını beklemeye mahkum etmek için “süreci güya destekliyor.” Amacı, yaşanan darbe sürecinde Kürt halkını pasifize etmektir.
Darbe sürecinde hiçbir güvencesi olmayan bir yasayı “ha çıktı, ha çıkacak” diyerek beklemek, şu anda yapılabilecek en büyük politik hatadır. Beklenti yaratmak yerine yasanın hala çıkmadığını, çıksa bile CHP’ye karşı yürütülen operasyon ortamında bu yasanın hiçbir güvence sağlamayacağını ilan etmek ve şu denklemi kurmak şarttır: Müzakere süreci hızlandırılmazsa süreç içinde sivil darbenin diktatörlüğe yol açması önlenemez, sivil darbe durdurulamazsa müzakere süreci sonuç veremez.
Çare, müzakere sürecini sonuçlandırmak isteyenler ile darbe sürecini sonlandırmak isteyenlerin tek cephede birliğidir. Cunta içindeki "norm devleti" temsil edenler ile demokratik uzlaşma ancak böyle bir cephenin gücüyle sağlanabilir. Aksi halde Başkan Öcalan, devlet ile müzakerede yalnızlaşacaktır.
Silahsız Özgür Özellere, İmamoğlulara yargısı, polisi, jandarmasıyla akıl almaz operasyonlar yapan bu darbeciler, silah kuşanıp dağa çıkan ve “yasayla” dağdan silahsız inen gerillaya neler yapmaz diyenlere, herkesin kulak vermesi şarttır.
Diktatörlük bahçesinde barış ve demokrasi çiçeği açmaz. Böyle bir bahçede gezeni kan revan içinde bırakan çakır dikenlerinden geçilmez.