• 'Çerçeve yasa' karşısında alınacak tutum, yasanın Başkan Öcalan ve dolayısıyla PKK ve gerilla ile “mutabakatla” alınıp alınmadığına bakılarak alınmalıdır.

VEYSİ SARISÖZEN

Başkan Öcalan’ın “kök yasa” dediği “çerçeve yasa” öyle görünüyor ki, yakında TBMM’ye gelecek. Yasa taslağını AKP’ye bağlı istihbarat örgütü, savunma bakanlığı, içişleri bakanlığı ve ilgili AKP’li kişiler hazırlamış. Bilmediğimiz temel husus bu taslağın Başkan Öcalan, dolayısıyla PKK sözcüleri ve gerillalarla “mutabakat” temelinde hazırlanıp hazırlanmadığı.

Yasanın maddelerinden, maddelerin içeriğinden kat ve kat önemli olan mutabakattır. Hiç kimse “ideal” bir yasa beklemiyor. Beklenen, yasa üzerinde tarafların mutabakatıdır. Müzakere, düne kadar düşman kamplarda olanların karşılıklı tavizler vererek sürdürdüğü bir süreç demektir. Masada hiçbir taraf ne “tam zafer” kazanır ne de “tam bir yenilgiye” uğrar. İki taraf “bir şeyler kaybeder” ve “bir şeyler kazanır.”

Bu gibi durumlarda önemli olan varılan “uzlaşmanın” ya da “mutabakatın” ucunun her iki taraf için açık olmasıdır. Yani devlet, bu mutabakatın sonunda kendi hedeflerine yürüme; Kürt tarafı da bu mutabakatın sonunda kendi hedeflerine yürüme imkanını koruyorsa bu gerçek bir uzlaşmadır. Taraflardan biri mutabakatın sonunda kendi hedeflerine yürüme imkanını kaybetmişse “uzlaşmadan” yenik çıkmış olacaktır. "Barış” birbiriyle yenişemeyen iki taraf arasında yapılır. Yenişemeseler de taraflardan biri somut durumda daha büyük imkanlara sahipse uzlaşmadan o taraf kazançlı çıkar. Bu demek değildir ki, daha dezavantajlı taraf hiçbir kazanım elde edemez. Eğer dezavantajlı taraf karşı tarafa daha fazla taviz vermişse bu verilen tavizin “yenilgi” olup olmadığı, uzlaşmanın sonunda daha fazla taviz veren tarafın “hedeflerine yürüme imkanı” elde edip etmediğine bakılarak anlaşılır.

Eşitsizliğin giderilmesi

"Çerçeve yasa", her durumda şu eşitsizliği bünyesinde barındıracaktır: Kürt tarafı silahsızlanacak, Türk tarafı ise devlet olmanın getirdiği konum nedeniyle tepeden tırnağa silahlı olacaktır. İki devlet arasında barış yapılmadığına ve Kürt tarafı savaşın sonucunda “kurtarılmış bir toprak parçasında egemenlik kuramadığına” göre bu eşitsiz durum doğaldır. Doğaldır ama bu eşitsizliğin bir başka yoldan giderilmesi de zorunludur. Hiçbir savaşçı güç, barış masasında kendi geleceğini hiçbir güvence sağlamadan, düne kadar kendisiyle savaşanların eline terk etmez. Savaşçılar, yenilip teslim olmadıklarına, barış masasına eşit haklı güç olarak oturduklarına göre, silahsızlanma karşılığında geleceklerini garanti altına alarak barış anlaşmasını imzalayacaktır.

Bu “garanti” nedir?

Demokrasidir. Yani Kürt tarafının Kürt sorununda çözüm değilse de çözümün önündeki anayasal, yasal ve idari engellerin kalkmasıdır. Her şeyden önce Kürt varlığının ve dilinin koşulsuz tanınmasıdır. Son tahlilde yaşanan savaşa her iki taraf son verdiğine göre, bu savaşta kimin “haklı”, kimin “haksız”, kimin “suçlu”, kimin “suçsuz” olduğuna dair “kavganın” da son bulması demektir. Tarafların savaş nedeniyle birbirlerini suçlama döneminin kapanması, suçlama dönemi kapandığına göre de tarafların birbirlerinden “hesap sorma” defterinin de kapanması; savaşta rol oynayan hiçbir kimsenin, eğer savaş suçu işlememişse savaşta rol oynadı diye “suçlanmaması”; suçlanmış ve hüküm giymiş ise serbest kalması, eşitsiz durumu aşmanın ve silahsız olanın geleceğini garanti altına almasının olmazsa olmaz şartıdır.

Tek bir yasayla gelinmez

Hiç kuşkusuz bu noktaya tek bir yasayla gelinmeyecektir. Eğer söz konusu yasa, Başkan Öcalan’ın ifade ettiği gibi, bundan sonraki demokratikleşmenin garantisini verecek nitelikte bir “kök yasa” olursa önümüzdeki dönem bu yasanın gereklerini yerine getirmek için hem müzakereye devam etme hem de mücadele etme dönemi olacaktır.

Özetle yasa karşısında alınacak tutum, yasanın Başkan Öcalan ve dolayısıyla PKK ve gerillayla “mutabakatla” alınıp alınmadığına bakılarak alınmalıdır. Bu yasanın içeriği ne olursa olsun örgütü ve savaşçılarıyla bu yasayı Başkan Öcalan’ın onaylaması, tüm Hareket'in bundan sonraki dönemde ülkeyi demokrasiye taşıma konusundaki “öz güvenini” sergileyecektir. Tarih, Kürt Özgürlük Hareketi'nin “öz güven” duygusunda ne kadar haklı olduğunu 50 yıl boyunca defalarca kanıtlamıştır.

Bizler de Hareket'in “öz güvenine” o nedenle güvenmekteyiz.

Şimdiden hayırlı olsun.