- Erdoğan'a dengenin cuntacılar aleyhine değişeceğini gösteren bir taktik plan yoksa, gözlerimiz Mehter Marşı alayının pabuçlarına baka baka hipnozla uyuşmaktan kurtulamayız.
VEYSİ SARISÖZEN
Sabaha karşı “Harbiye Marşı"yla uyanırsanız neyin ne olduğunu anlarsınız. Gün ışıyana kadar evinizi “temizlersiniz”; fırsatınız varsa güvenli bir eve geçersiniz. Güvenilir arkadaşlarınızla vakit kaybetmeden buluşur, “ne yapmalı?” sorusuna daha önceden cevap vermemişseniz cevap vermeye çalışırsınız.
“Süreç içinde darbe” ise Harbiye Marşı'yla başlamaz. Uyuşturucu “Mehter Marşı"yla iki adım öne bir adım arkaya attıra attıra sizi içine alır götürür. Süreç içinde darbenin iki adımıyla tam uyanacakken, bir adım geriye atmasıyla yeniden huzurla uykuya dalarsınız. Şimdi olduğu gibi.
12 Eylül darbesi bir vuruşta herkesi hedefe almıştı. Sosyalistlerle beraber Ülkücüleri aynı anda asmıştı. Ne Adalet Partisi, ne Cumhuriyet Halk Partisi, ne Erbakancısı ne de Türkeşçisi kalmıştı. Bu birbirine benzemezlerin topu, kendi meşreplerine uygun bir yolda önce usul usul, sonra bağıra çağıra “sivil rejime geçme” kavgasına yürüdü. Sonuçta darbeciler çekildi. Sivil rejim, darbe öncesinden çok gerilerde olsa da gerçekleşti.
Süreç içinde sivil darbe
Süreç içinde sivil darbe ise “salam taktiği"yle başladı. Önce 2014'te “Çöktürme Planı"nı yaptı. 2015’te Dolmabahçe Mutabakatı'nı yırttı ve “on yıl savaşlarını” başlattı. 12 Eylül “yorgunu” yarı ulusalcı sosyalist, “yangın nasılsa çok uzakta” diyerek sıcak yatağında “devrim uykusu"na yattı. PKK “sınıf savaşını etnikçilikle engelliyordu” ve bu engel kalktığı zaman meydan uyuklayana kalacaktı.
“On yıl savaşları” sürerken 2016’da “süreç içinde sivil darbe” yeni bir aşamaya sıçradı. Çakma darbe provokasyonu sonucunda Cemaatçiler (Fethullah Gülen Grubu) derdest edilirken “laikler” sevindi. Ordudaki NATO’cu subayların kökü kazınınca “Kuvvacı anti Amerikancılar”, Yenikapı'ya koşuşturdu.
Süreç içinde sivil darbenin 2015 tarihli başlangıcından bu yana 10 yıl geçmişti ki, bu defa 2025 tarihli “İmamoğlu'nu tutuklamayla” sivil darbe diktatörlük öncesindeki son aşamaya yükseldi. Yükseldi ama yükselmeden birkaç ay önce, Mehter Marşı’nın ritmiyle beklenmedik bir “geri adım” atıverdi: Başkan Öcalan’ın kapısını çaldı. Kapı, 27 Şubat 2025'te aralandı ve tarihi manifestoyla ülkede “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” ilk adımını da attı. Toplumun yüzde 70’i “tek adam rejiminden demokrasiye, savaştan barışa, ekonomik krizden istikrara geçileceğinin haberiyle” bayram yapacakken, süreç içinde darbe aldı başını yürüdü.
Şu anda ne oluyor?
Süreç içinde darbe Mehter Marşı'yla “çerçeve yasa"ya doğru iki adım atmak için kösün davula vurmasını beklerken, sağ yanına hafif dönüp, Özgür Özel’i tutuklamak üzere sağ bacağını geriye doğru atmak üzere havaya kaldırmış vaziyette. Kürt halkının gözü darbecinin atacağı iki adıma kilitlenmiş, Türk halkının gözü ise geriye doğru atılacak adımın yere hışımla basacağı anı gözetliyor.
Askeri darbe sabahın üçünde başlar, gün ağarınca gerçekleşmiş olur. Ortada karışık hiçbir şey yoktur. Asker, “demokrasiyi rayına (yani yeniden vesayet makinasına) oturttuktan sonra yerini, 'oturan' sivillere" terk edecektir. Etmiştir de. Halk bu üç yıl içinde askerlere alışmadığını ilk seçimde göstermiştir. Üç yılda darbeye alışılmaz.
Süreç içinde darbe ise Dolmabahçe Mutabakatı'nın yırtıldığı günden bu yana tam 11 yıldır sürüyor. Toplumun bir kısmı darbenin acısıyla feryat ederken, toplumun büyük kısmı “ah” nidalarına, kendisine sıra gelene kadar kulaklarını tıkaya tıkaya geride “ah” demeyen hiç kimse kalmadı.
Gelinen nokta budur.
Gerçi “ah demeyen hiç kimse kalmadı” dedim ama “ah” diyecek toplum kesimi değil de Saray’da mukim bir aile efradı kaldığını da ekleyeyim. Süreç içinde darbe “muhalefetsiz ve seçimsiz diktatörlüğe” doğru iki adım atarak değil, ellerindeki yargı değneğiyle 2 metre 50 santim uzun atlama rekoru kırarak sıçradığı zaman Saray’ın üstüne de tüm ağırlığıyla çökecek, düne kadar darbecilerin sırtında ağır bir yük olarak taşıdığı Saray ailesine de “ah” dedirtecek.
Dedirttiği zaman ne olacak?
Eğer 11 yıllık şaşkınlıktan hâlâ kurtulmamışsa bu toplum, “ah” diyen ailenin yıkılışını sokarlarda, yine şaşkın şapalak alkışlayacak.
“Kader utansın” Arabesk şarkılarına elbette yer yok. Toplumun 11 yıldır süren “makus talihini” kökten değiştirecek bir imkan karşımızda duruyor. Darbeciler henüz son darbeyi indirmeye hazır değiller. “Müzakere süreci” hâlâ sürüyor.
Eğer mercimek kadar aklı varsa Erdoğan, elindeki sınırsız yetkiye dayanarak “çerçeve yasası"ndan önce Özgür Özel’in tutuklanmasını önler, aynı anda "Bakanlar ve Danışmanlar Cuntası"nın hazırladığı “çarpık çerçeve yasası"nı amaca uygun olarak değiştirerek kapıyı demokrasiye açar nitelikte TBMM’ye sunar. Eğer hâlâ “akıl baliğ” ise. O anda darbeci alayının Mehter mızıkacılarının ritmi bozulur, adımları karışır, iki adım öne bir adım geriye değil, bir sağa bir sola yalpalaya yalpalaya yerinde saymaya başlar.
Aklını başına getirecek olan
İyi de Erdoğan’ın aklını başına getirecek olan nedir? DEM Parti ve Özgür Özel CHP’sinin, mümkünse Erbakan devamcısı İslamcı demokratların ortak bir taktik planda gecikmeden anlaşmasıdır. Hedefi sivil darbeyi durdurmak ve müzakere sürecini hızlandırmak için mücadelenin sivri ucunu başında Akın Gürlek’in bulunduğu bakanlar ve Mehmet Uçum’un bulunduğu danışmanlar cuntasına çevirmek; Erdoğan ve etrafını tecrit ya da nötralize etmek, bu yolla “tekçi ulus devletten” Demokratik Cumhuriyet’e yolu açmak olan bir taktik plan. Yani Erdoğan'a dengenin cuntacılar aleyhine değişeceğini gösteren bir taktik plan. Yoksa gözlerimiz Mehter Marşı alayının pabuçlarına baka baka hipnozla uyuşmaktan kurtulamayız.