• Şu anda karşı karşıya olduğumuz darbe süreci, klasik askeri darbelerden farklı, son derecede sofistike bir “önleyici sivil darbe” sürecidir.
  • Önlenmek istenen “müzakere sürecinin demokrasiye yol açması” ve bu demokrasi koşullarında CHP’nin ve demokratik muhalefetin iktidara geçmesidir.

VEYSİ SARISÖZEN

'Mutlak butlan' kararıyla “süreç içinde dikta darbesi” yeni bir aşamaya yükseldi. Darbe süreci ne zaman başladı? Dolmabahçe Mutabakatı'nın 2015'te çöpe atılması, İmralı’da tecrit, savaşın başlaması ve hemen ardından 2016'da “çakma darbe provokasyonuyla”, tıpkı "Reichtag yangını” sonrası Hitlerci KHK rejiminin kurulması gibi, tek adamın KHK rejimiyle başladı.

Darbe mekaniği çalışıyor

Aslında darbe süreci, bu sonuçla nihai amacına ulaşmış gibi görünürken, 2024 seçimlerinde ülkeyi çok yönlü krizlere sürükleme pahasına gerçekleştirilen darbenin temeli, 2024 yerel seçimleriyle sarsıldı. O esnada III. Dünya Savaşı, İsrail-HAMAS savaşı ve Suriye’deki rejim değişimiyle yeni aşamaya yükseldi, ufukta İran savaşı apaçık görüldü. Öcalan’ın ifadesiyle “darbe mekaniği” yeniden çalışmaya başladı.

Türkiye’nin İran savaşına sürüklenme ihtimali ciddileşince, Türk devleti PKK’nin böyle bir durumda saldırıya uğrayacak devletler tarafından “destekleneceği” korkusuyla İmralı’da “uzlaşma müzakerelerini” başlattı. Amacı PKK’yi tasfiye ve gerillayı silahsızlandırmaktı. Nitekim 27 Şubat’ta Öcalan’ın konuşma metnine “silahlı mücadeleye son verme karşılığında devletin demokratikleşmesi” koşulunun konması engellendi. Buna karşılık Öcalan, son anda Sırrı Süreyya aracılığıyla yaptığı müdahale ile silahsızlanma ve fesih çağrısının ancak demokratik adımların atılması şartına bağladı. Böylece şimdi yaşanan müzakere süreci başladı.

En tehlikeli aşamada

Amacı Kürt Özgürlük Hareketi'ni kökten yok etmek olan devlet, “demokrasi şartına” bağlı müzakere sürecini başlatan 27 Şubat 2025’ten 20 gün sonra 19 Mart’ta “süreç içinde darbe”nin yeni aşamasına, İmamoğlu’nu tutuklayarak geçti. 21 Mayıs 2026’da “süreç içinde diktacı darbe”, Özgür Özel başkanlığında CHP yönetimini tasfiye eden 'mutlak butlan' kararıyla en tehlikeli aşamaya yükseldi.

Dolmabahçe Mutabakatı'nın çöpe atılmasıyla başlayan bu darbe sürecinin çok açık amacı, “PKK’yi tasfiye ve gerillayı silahsızlandırarak savaşa hazırlanma”, aynı zamanda “norm dışı devletin” siyasi organı haline gelen AKP iktidarını yıkılmaktan kurtarmaktır.

Önleyici sivil darbe

Bu amaç temelinde şu anda karşı karşıya olduğumuz darbe süreci, klasik askeri darbelerden farklı, son derecede sofistike bir “önleyici sivil darbe” sürecidir. Önlenmek istenen “müzakere sürecinin demokrasiye yol açması” ve bu demokrasi koşullarında CHP’nin ve demokratik muhalefetin iktidara geçmesidir.

Darbe sürecinin varacağı nihai sonucu yazmıştım. Tekrar edeyim: Eğer darbe önlenemezse süreç içinde faşizme yol açacak, norm dışı devletin siyasi koluna dönüşen AKP’deki darbeciler, artık yaşlanan Erdoğan’ı da ve Bahçeli’yi de büyük ihtimalle bir kenara fırlatarak “muhalefetsiz, seçimsiz diktatörlüğe” geçecektir.

Gerçek seçim olmayacak

“Baskın seçim” laflarına gelince. Baskın seçim, “baskın” olduğu için tehlike değildir. Tehlike, baskın seçimden önce her türlü alternatif iktidar adayının ortadan kaldırılmasıdır. CHP’nin tasfiyesi ve DEM Parti'nin ittifak imkanlarının yok edilmesi sonucu yapılacak seçim, gerçekte seçim değildir.

Erdoğan, seçimle yeniden başkan olma hayali kursa da norm dışı devletin siyasi uzantısı olan AKP’ye egemen klik seçim hesabı yapmıyor. Butlan kararını henüz Borsa kapanmadan ilan eden bu klik, ekonomiyi alt üstü etmiş, Bakan Şimşek Londra’da para ararken allak bullak olmuş, CHP’li ve sol kitle patlama noktasına gelmiş, Kürt halkı müzakereden sonuç alma umudunu kaybetmiş… Böyle bir ortamı kendi elleriyle yaratanlar seçimi değil, darbeyi düşünür.

Bahçeli, büyük ihtimalle kendi partisinin içinde de darbe mekaniğinin “tik taklarını” duymuş olmalı ki, ünlü “barış süreci ve siyasallaşma” açıklamasıyla aynı gün butlan ihtimaline karşı CHP’ye yönelik operasyonlara karşı çıkan demeciyle almış olduğu inisiyatiften “ricat etmiştir.”

Bahçeli, ilk açıklamasında hedefi "barış ve siyasallaşma” olarak belirlemiş, Öcalan’ın statüsünü de “barış ve siyasallaşma” sorunlarında taraflar arasındaki anlaşmazlıkları aşma misyonuyla “barış süreci ve siyasallaşma koordinatörü” olarak ilan etmiştir. Şimdi ise sanki Öcalan “devletin memuru” imiş gibi, bu devletin yapamadığı “tasfiye ve silahsızlanma” görevine Öcalan’ı “tayin” etmeye yeltenmiştir.

Diğer taraftan ünlü açıklamasıyla aynı gün 'Mutlak Butlan’ın yaracağı sorunlara karşı çıkmışken, kararı meşrulaştıran ve CHP’nin direniş kararına karşı çıkan bir konuma gelmiştir.

Eğer müzakere süreci güvenceye alınıp hızlandırılmazsa ve 'Mutlak Butlan' kararı kaldırılmaz; CHP’nin direnişi polis ve jandarma güçleriyle bastırılırsa, hele birkaç ajan provokatör bu direniş esnasında alanları kana boyarsa tüm siyasi partiler gibi Erdoğan’a da Bahçeli’ye de “nihai darbe rejiminde” yer olmayacaktır.

Trump ile telefonlaşma

İmamoğlu’nun tutuklanmasından bir gün önce olduğu gibi, Erdoğan’ın 'butlan' açıklamasından da bir gün önce Trump’la telefon görüşmesi yaptığını hatırlayalım. Suriye sömürge valisi Barrack’ın “Trump aldıklarının karşılığında, Erdoğan’a meşruiyet kazandıracak” lafını da bu hatırlatmaya ekleyelim. Bu iki telefon konuşmasının, “Türk devletini İran savaşında ‘mayın eşeğine’ çevirme planına destek karşılığında, ‘muhalefetsiz, seçimsiz diktatörlüğe geçmeye” Trump’dan icazet alındığını düşünmeyi haklı kılmaktadır.

Barrack ne demişti? Ortadoğu’da “seçimli, muhalefetli rejimlerin” sökmediğini, ideal olanın Körfez'deki “muhalefetsiz, seçimsiz oligarşik monarşiler olduğunu” ilan etmemiş miydi?

Evet. “süreç içinde faşist darbe”nin yeni ve çok tehlikeli aşamasına gelmiş oluyoruz.

Badireden çıkmak için

Şimdi bu badireden çıkmak için muhalefet şu iki asgari hedef etrafında birleşmelidir:

* Müzakere süreci hızlandırılmalıdır.

* Butlan kararından ve tutuklamalardan vazgeçilmelidir.

Her parti, bu iki hedefe ulaşılamazsa meydana gelecek sonuçları halka anlatmalıdır.

Muhalefet başarmazsa ne olur?

Tüm muhalefete bu hedeflere ulaşılamazsa neler olacağını anlattım. Tekrar edeyim:

* Bu hedeflere ulaşılamazsa “süreç içinde darbe” muhalefetsiz ve seçimsiz diktatörlük aşamasına yükselir.

* Çöken ekonominin yükü, emekçinin, emeklinin, gençlerin ve kadınların sırtına, bu defa süngü ve dipçikle yüklenir.

* Türk devleti, ABD ve İsrail tarafından İran savaşının şu ya da bu aşamasında “mayın eşeğine” çevrilir.

Muhalefet, şu tarihsel süreçten bir ders çıkarabilirse Başkan Öcalan’ın Bahçeli’nin ilk açıklamasında önerdiği ama sonunda içini boşaltmak zorunda kaldığı “Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü” statüsüyle duruma müdahale etmesini talep eder.

Ederler mi?

Ya ederlerse! İşte o zaman “herkes özgür ve her şey güzel olur” ve darbe mekaniği anında durur.