• Kendi anayasasını bile çiğneyen bir rejimde hiçbir yasa, verilen hiçbir söz güvenilir değildir diye müzakereyle çıkarılacak 'çerçeve yasa'yı “işe yaramaz” sanmak, politik hata olur.

VEYSİ SARISÖZEN

Başkan Abdullah Öcalan’ın Demokratik Yerel Yönetimler Konferansı’na gönderdiği mesaj, basit ya da protoküler bir selamlama mesajı değil. Biri, acil olan göreve işaret eden, diğeri de stratejik görevin ne olduğunu (*) somut olarak gösteren çok önemli bir açıklamadır.

Mesajda, “Demokrasinin bu denli kolayca inkar edilebildiği bir ülkede, hiçbir sorun çözülemez ve çözülemediği de ortadadır” diyor. Bu cümle, “iktidar ne ölçüde ‘sivil darbeyi tırmandırırsa tırmandırsın, ben müzakere sürecinin sürüyor olmasına bakarım” diyen varsa onları açık bir şekilde uyarıyor. “Hiçbir sorun çözülemez ve çözülemediği de ortadadır” sözünden şunu anlıyoruz; gerek barış, gerek demokratik toplum, gerekse Kürt sorununda çözüm ancak demokrasiyle mümkün olur. Hem ülkede demokrasinin son kırıntılarını bile ortadan kaldıracak olan bir “sivil darbe” süreci tırmanacak, hem de “müzakere süreci” barışa ve demokrasiye yol açacak!.. Bu ikisi aynı anda var olamaz. Ya sivil darbe süreci püskürtülecek, demokratikleşmenin önü açılacak ya da sivil darbe başarıya ulaşacak ve müzakere masası devrilecek. Aksi durumda “sivil darbe ortamında müzakere devam ediyormuş gibi yapılarak demokrasinin en büyük gücü Kürt halkı “beklemeye” sürüklenir ve bu da sivil darbenin önünü ardına kadar açar.

CHP muhalefetinden kurtulan iktidarın Kürdistan muhalefetinden de kurtulmak isteyeceğinden şüphe bile edilemez. Metropolde faşizm, Kürdistan’da demokrasi olmaz. Nereden biliyoruz? Kürdistan’da faşizmin en azgın saldırıları sürerken, metropoldekiler “demokrasi” içinde yaşayacaklarını sanıyordu. Ne oldu? 2015’te Kürdistan şehirleri faşizmin saldırısıyla kana bulandıktan bir yıl sonra metropolde parlamenter rejime karşı Saray darbesi gerçekleşti.

Kürdistan faşizmin zorbalığı altında inim inim inlerken, metropollerdekiler kendilerine usulen tanınan sözde “demokrasinin” tadını çıkarmanın bedelini şimdi nasıl “totaliterliğin” zorbalığıyla ödüyorsa, biz de onlar gibi yapar ve aslında Başkan Apo’nun silahlı mücadeleyi sonlandırması sayesinde soluduğumuz nisbi “özgürlük” ortamında rehavete kapılırsak az sonra bunun bedelini öderiz.

Başkan Öcalan’ın uyarısı sonuç vermeye başlamıştır. Nitekim DEM Parti Eşbaşkanı Tuncer Bakırhan, iktidarı sert biçimde eleştirmiş ve halkı bu ayın içinde “Öcalan’a özgürlük” şiarıyla sokağa çıkmaya çağırmıştır. Sokaktaki Türk halkı ile “Öcalan’a özgürlük” şiarıyla sokağa çıkacak olan Kürt halkı, sivil darbe cuntacılarını daha şimdiden telaşlandırmıştır. Bu iki sokak “barış ve demokrasi alanına” aktığı gün “demokrasinin inkarına” son verilecektir.

İşte bu mücadele perspektifi henüz uç verir vermez Başkan Öcalan’ı bile bir ara karamsarlığa düşüren “süreçteki tıkanmanın” aşılma ihtimali de belirmiştir. “Kök yasa” ya da 'çerçeve yasa' uzun suskunluk döneminden sonra iktidarın gündemine girmiştir. “Önce silahsızlanma sonra çerçeve yasa” dayatması aşılmak üzeredir. Bu da gösteriyor ki, gerillanın silahsızlanması ve savaşçıların dağdan inmesiyle ilgili yasal güvencelerin ne ölçüde sağlanacağı da “sokağın gücüne” bağlı olarak belirlenecektir. “Müzakere ve mücadele” diyalektiğini bilinçle kavradığımız zaman Barış ve Demokratik Toplum Süreci tüm engelleri aşarak sonuç alacaktır.

Yasanın sağlayacağı “güvence” elbette tek başına yeterli olamaz. Kendi anayasasını bile çiğneyen bir rejimde hiçbir yasa, verilen hiçbir söz güvenilir değildir. Bu böyledir diye de müzakere sonucu çıkarılacak 'çerçeve yasa'yı “işe yaramaz” sanmak çok büyük bir politik hata olur. Çıkacak 'çerçeve yasa' kazanılmış bir hukuki mevzi olacaktır ve bu mevziyi iktidar tarafından bir “tuzak” olmaktan çıkaracak olan güç, yasanın kendisi değil, Kürt halkının ve dostlarının örgütlü, eylemli ve caydırıcı gücü olacaktır. Dağdan ineceği düşünülen gerilla da sadece yasanın vereceği güvencelere bakmayacak, bağrından çıktığı halkın sağlayacağı asıl güvenceye bakacaktır.

Düne kadar gerilla binlerce şehit vererek halkın koruyucu gücü oldu. Kürtlüğün asimilasyon ve soykırımla yok edilmesine izin vermedi. Ulusal yenilmez bir güç olmasını sağladı. Bugün sıra halktadır. Önünde kendi evlatlarına karşı olan borcunu ödeyeceği günler uzanıyor. Silahla yapılacak olanlar yapıldı. Görevini tamamlayan savaşçılar silahsız siyasal hayata katılmaya hazırlanıyor. Soru şu: Güvenliğinizi alan evlatlarınızın güvenliğini almaya hazır mısınız?

Siz hazır olduktan sonra evlatlarınız ve diasporadaki "eski direnişçiler" en şüpheli, tuzak kokan, güvenilmez bir yasa çıksa da görevlerini yerine getirmenin huzuruyla silahsızlanır, dağın güvenli hayatından ve Avrupa'nın konforundan vazgeçer; 40 yıl boyunca ölümü göze alanlar her türlü tuzağı cesaretle göğüslerler.

 Yeter ki halk örgütlü, eylemli ve caydırıcı güç olsun.  

 (*) Gelecek yazıda Başkan Öcalan’ın mesajında çerçevesini çizdiği “komünal belediye” üzerine kişisel görüşlerimi okurlarla paylaşacağım.