• Başmüzakereci Öcalan’ın bu yasa tasarısı karşısında takınacağı tutuma, bu tutum nasıl olursa olsun milyonlar tartışmasız desteğini vermeye hazır olmalı.
  • Bilinmeli ki; bu yasa, bir sonuç olmayacak. Asıl olarak bir “başlangıç” olacak. En “elverişsiz” bir başlangıç noktası olsa bile hedefe yürüme özgücüne sahip olduğumuzu bilelim.

VEYSİ SARISÖZEN

“Barış müzakereleri”, bir masa etrafında karşılıklı oturan “murahhaslar” arasında yürütülür. Oturumlar yapılır, her oturumun sonunda tarafların medyası, anlaşılan hususları kendi zaferleri olarak ilan eder, anlaşılmayan hususlarda karşı tarafı suçlar. Ötelere gitmeye gerek yok. ABD ile İran arasındaki müzakere süreci tam da böyle yürüyor.

Bizde ise müzakere sürecinde ne “masa” var ne masanın kurulduğu konferans salonu ne de Başmüzakereci Öcalan dışında masada oturması gerekenlerin isimleri var. Müzakere kim ile kim arasında sürüyor diye sorulsa, “PKK ve gerilla adına Abdullah Öcalan ile devlet ya da iktidar adına meçhul kişiler arasında sürüyor” deme dışında bir cevabımız yok. Kamuoyu, 27 Şubat’tan bu yana müzakere sürecinde yalnızca Öcalan’ın her aşamada görüşlerini, önerilerini, itirazlarını devlet denetiminden geçen görüşme notlarından izliyor; karşı taraftan ise tek bir yetkilinin, müzakereyse müzakerede öne sürdüğü görüşlerini, önerilerini ve muhatabı Öcalan’ın görüşlerine, önerilerine, itirazlarına ne karşılık verdiğini ise bilmiyor. Sonuç şu: Müzakere sürecinde yalnızca Kürt tarafının tutumu şeffaf; devlet ve iktidar tarafının ise belirsiz.

Oslo'daki masa

Oslo’yu hatırlayın. Görüşmeler kamuoyuna sızana kadar gizliydi ama ortada bir masa, masanın kurulduğu bir salon vardı ve masada karşılıklı oturanların isim ve soy isimleri, ünvanları ve karşılıklı ne dedikleri tutanak altındaydı. Sonraki süreçte en azından Dolmabahçe Sarayı’nın bir salonunda masanın kurulduğunu, tarafların o masada karşılıklı nasıl tutum aldığını biliyorduk.

Eğer oyalama değilse

Evet, şu anda da bir müzakere sürüyor. Belki ileride bu müzakerenin tutanaklarını da öğreneceğiz ama şimdilik yalnızca Başmüzakereci Öcalan’ın iki yıla yakın bir zaman boyunca ne önerdiğini, nelere onay verdiğini, nelere onay vermeyeceğini biliyoruz. Eğer Erdoğan’ın 'çerçeve yasa' ile ilgili yaptığı açıklamalar yeni bir oyalama manevrası değilse Türkiye Meclisi tatile girmeden Türk tarafının müzakere sürecinde neleri kabul ettiğini ve neleri kabul etmediğini öğrenmiş olacağız. İki yıla yakın bir zaman sonrasında ilk defa devletin ya da iktidarın tutumunu “tartışma” imkanı bulacağız.

Taslakları temelinde

“Tartışma” imkanını gerçekten bulabilecek miyiz? Meclis tatile girmeden bu “tartışma"nın sonunda karşılıklı olarak “mutabakat"a varabilecek miyiz? Yoksa “tek taraflı” bir dayatmayla karşı karşıya mı kalacağız? Biz ne dersek diyelim iktidarın açıklayacağı yasa taslağı, Meclis'ten AKP-MHP oylarıyla mı geçecek, yoksa bizim itirazlarımız karşısında 'çerçeve yasa' bir kere daha “çıkmaz ayın son çarşambasına” mı kalacak?

Öyle görünüyor ki; asıl “müzakere süreci” devletin ya da iktidarın taslağı temelinde şimdi başlayacak. Artık müzakere masasında oturan taraflar arasında öne sürülecek olumlu ve olumsuz görüşler, aynı zamanda tüm kamuoyu tarafından her zeminde, Meclis'te, medyada ve alanlarda tartışmaya açılmış olacak.

Tartışma döneminde yalnızlık

Soru şu: Böyle bir tartışmaya kim hazır, kim hazır değil?Kaskatı bir şekilde tartışmaya hazır olanlar belli: İYİP ve Zafer Partisi, aynı zamanda CHP saflarında başından beri CHP’nin TBMM Komisyonu'na katılmasına karşı olan “müfrit ulusalcılar” bu tartışmaya hazırlar; bütün güçleriyle 'çerçeve yasa' tam da onların istediği bir şekilde hazırlanmış olsa bile “hayır” diyecekler. DEM Parti’nin “Öcalan’a özgürlük” mitingine karşı Müsavat Dervişoğlu’nun yaptığı miting, yalnız “hayır” denmeyeceğini, barış sürecini tehlikeli biçimde provoke edeceğini gösterdi bile.

Özgür Özel ve arkadaşları tartışmaya hazır mı? Hazır olmanın sözü bile edilemez. Onlar, şu anda can derdine düşmüş. Ağır bir saldırı altındalar. Özgür Özel’in bile özgürlüğü tehlikede. Bu durumda onlardan, bir iki nötr demeç dışında hiçbir katkı beklenemez.

Kürt tarafına gelince… Kürt kamuoyu her duruma ve her tartışmaya hazır. Ortaya çıkan taslağın karşısında Öcalan’ın tutumuna kayıtsız-şartsız destek vereceği kesin ama şu da kesin: 'Çerçeve yasa'nın tartışılacağı süreçte Başkan Öcalan ve Kürt halkı yine “yalnız” kalacaklar. Bunun anlamı şu: Kürt tarafı, ya önüne gelen tasarıyı kabul etme ya da reddetme ikilemiyle karşı karşıya bırakılacak, çünkü tartışma ve tartışma sonucunda mutabakata varma şartları “sivil darbe” ortamında neredeyse yok gibi.

O halde ne yapmalı?

Başmüzakereci Öcalan’ın bu yasa tasarısı karşısında takınacağı tutuma, bu tutum nasıl olursa olsun milyonlar tartışmasız desteğini vermeye hazır olmalı. Bilinmeli ki bu yasa, bir sonuç olmayacak. Asıl olarak bir “başlangıç” olacak. Biz, en “elverişsiz” bir başlangıç noktası olsa bile, bu başlangıç noktasından demokrasi hedefine yürüme özgücüne sahip olduğumuzu bilelim. Başmüzakereci Öcalan’ın yasa tasarısında itiraz ettiği hususlarda alanları doldurmaya, barış sürecini baltalayanlara karşı halkın gücünü göstermeye hazır olalım.

“Sivil darbe” devam ediyor. Mücadelemizin sivri ucunu “Bakanlar ve Danışmanlar Cuntası"na çevirelim, Erdoğan ve çevresini tecrit edelim, Özgür Özel CHP’siyle eylem birliğini gerçekleştirelim, laik ve dindar Türk halkıyla özgürlükçü Kürt halkının stratejik ittifakına yönelelim. Böylece “başlangıç” noktamız ne olursa olsun "Demokratik Cumhuriyet" yoluna koyulalım.

“Bir yasa çıkacak ve her şey güzel olacak” gibi bir tutum, Kürt halkına yabancıdır. 100 yıldır savaşan bir halk “kolay zafer” olmadığını bilir. Kaderimizin bir yasa tasarısına değil, örgütlü gücümüze bağlı olduğunu unutan, yenilir.

Kürt halkı için en “kötü başlangıç” noktası neydi? Fis köyündeki başlangıç noktasıydı. 12 Eylül faşizminin hakim olduğu, bütün devrimci güçlerin ezildiği nokta.En kötü başlangıç noktasından bugünlere gelindiğini unutmayalım.

 Kısaca "yasa iyi mi çıkacak, kötü mü çıkacak" diye papatya falına bakmanın manası yok. Nasıl çıkarsa çıksın hepsine karşı örgütlü hazırlık esastır. Devlete değil, kendimize bakalım.