- Yaşadığımız hadise, “süreç içinde faşist diktatörlük amaçlı sivil darbe” olduğu için, bu “parti devleti"nde her darbede var olan cuntayı teşhis etmek önem kazanıyor.
- Cunta, bir kanadı “yargı ve yürütme”ye, diğer kanadı “yasamaya” hakim olan stratejik bakanlıklardan ve Saray’da tüm yasaları hazırlayan danışmanlardan oluşan cuntadır.
- Bu cunta, son hedefi öncesinde her ikisi de yaşlı ve hasta olan Erdoğan ile Bahçeli’yi darbeyi meşrulaştıran geçici bir faktör olarak başlarında tutuyor.
VEYSİ SARISÖZEN
Güncel siyasi durumla ilgili görüşlerimi açıklamaya devam etmeden önce, mevcut gelişmelerle derin bağı olan kimi teorik sorunlarla yazıma başlayacağım.
Başkan Abdullah Öcalan’ın “İktidarcılıkla” ilgili büyük önem taşıyan teorisini sadece tekrarlamak ve güncelle bağını kuramamak, onu önemsizleştirmekle kalmaz, aynı zamanda işçi sınıfının, emekçilerin ve ezilen halkın “azınlıktaki oligarşik iktidarı” devirip “iktidara” geçme perspektifini bulandırır. Şu anda böyle bir bulanıklık yaşanıyor. Kürt Özgürlük Hareketi'nin “iktidar hedefi yok” şeklinde dile getirilen görüş, abese kadar uzatıldığında “Kürt halkı kim iktidarda olursa olsun onunla entegre olacaktır” sonucunu zihinlerde uyandırıyor. Böylece “demokratik entegrasyon” stratejisi ağır darbeler alıyor.
İktidarcılığa karşıtlık nedir?
Benim anlayışıma göre; “iktidarcı değiliz” açıklamaları, parti iktidarına karşıyız, "demokratik toplum"un yani başta kadınların, emekçilerin, ezilen halkın, mevcut devleti devralmak anlamında değil, onu sönümlendirmek anlamında, iktidarından yanayız anlamına geliyor. “Komünalist örgütlenme” de işte bu “demokratik toplum"un iktidar organlarını örgütlemek oluyor. Haliyle böyle bir iktidar anlamında, “komünlerin kararlarını uyumlaştıracak” bir “koordinasyon merkezi” olarak “devlet olmayan devletle demokratik toplumun entegrasyonu” kendiliğinden gerçekleşiyor.
Demokratik entegrasyon nedir?
“Kürt ulusunun devletle demokratik entegrasyonu”, bu stratejinin uygulanmasında ilk adım olarak ele alınıyor. Demokratik toplumun henüz iktidarı gerçekleşmeden, mevcut devletin sınıfsal yapısının değişmesinden önce, devletin hukuki ve siyasi yapısını değiştirmek ilk adım oluyor. Böyle bir değişiklik, Kürt ulusunun bir bakıma legalizasyonu, mevcut devlet hukuku içinde “Kürt ulusu” olarak yer alması anlamına geliyor. Bir başka ifadeyle Kürt ulusu, devletin sınıfsal yapısı ve o devlete egemen olan güçlerle değil, devletin demokratikleşen “hukuki yapısıyla” uyumu ya da entegrasyonu anlamına geliyor. Hukuki yapıyla entegrasyonun pratikte anlamı, Kürt ulusunun bu hukuki yapıya karşı “silahlı mücadele” yöntemini doğal olarak terketmesinden ibarettir.
Benim anlayışıma göre; Başkan Öcalan’ın konumuzu ilgilendiren teorik çerçevesi, yetersiz olsa da böyle özetlenebilir. Şimdi de bu teorik çerçeve içinde “parti iktidarına karşıyız” söylemini ele alalım.
Parti iktidarı/azınlık iktidarı
Komünal sosyalist demokrasi dışında, ister devrimci isterse karşı-devrimci olsun bütün devlet iktidarları “parti iktidarlarıdır.” Adlarına ister liberal, ister muhafazakar, ister klerikal, ister faşist, isterse sosyalist denilsin “parti iktidarı” demek, gerçekte “azınlık iktidarı" demektir. “Parti” kavramı zaten toplumun bir “parçası” demektir ve bu “parça" bütünden her zaman daha “küçüktür”, yani toplumun azınlığıdır. Bu partiler ister “seçmen çoğunluğuna”, isterse “devrimci halk çoğunluğuna” dayansınlar, bu çoğunluğu temsil eden “öncü azınlıkların” partileridir. Ya seçmen çoğunluğuna veya devrimci halk çoğunluğuna dayanarak iktidar olurlar ya da karşı-devrim çoğunluğuna dayanarak iktidar olurlar.
Demokratik toplum iktidarı
Buradan devrimci partinin misyonuna gelelim. Devrimci partinin misyonu, işçi sınıfına, emekçilere, kadınlara ve ezilen halka “öncülük” ederek, bunların oluşturduğu demokratik toplumu iktidara getirmektir, partiyi değil. Lenin, “bütün iktidar Bolşevik partisine” dememişti, “bütün iktidar Sovyetlere, yani demokratik topluma” demişti. Ne yazık ki Sovyetler, yani Şuralar henüz “demokratik toplum” düzeyine yükselmediği, karşı-devrim ve iç savaş koşullarında yükseltme imkanı olmadığı için “devrimi korumak parti iktidarını kaçınılmaz" kılmıştı. Öcalan da PKK’nin misyonunu açıklarken “bütün iktidar PKK’ye” demiyor, “bütün iktidar (devrimden sonra değil) devrimci süreç boyunca adım adım örgütlenecek olan komünlere” diyor. Devrim mi hedefliyorsunuz, önce komünal toplumu inşaya başlamalısınız.
AKP-MHP ve devlet
Artık sıra Türkiye’de devlet ve onu yöneten iktidar partisi AKP’ye geldi. 2002’den 2015’e kadar seçmen çoğunluğuna dayanan AKP, “yarı liberal, yarı muhafazakar, yarı İslamcı yarı milliyetçi” parlamenter bir partiydi. Dolmabahçe Mutabakatı'nı yırtıp Kürt halkına karşı savaş açtıktan ve 15 Temmuz darbesinden sonra süreç içinde faşistleşti. Dimitrof’un tarifiyle, Türk burjuvazisinin “en şovenist, en reaksiyoner, en terörist ve en emperyalist” kesiminin diktatörlüğüne “süreç içinde sivil darbelerle” yöneldi. Bugün CHP’yi tasfiye ederek ve "Barış ve Demokratik Toplum Süreci"ni tıkayarak, “seçimsiz ve muhalefetsiz faşist diktatörlüğe” yönelme aşamasındadır. AKP, 2015'ten bu yana artık devleti seçimden seçime “geçici” olarak yöneten bir parti olmaktan çıktı; MHP ile birlikte devlet ve devlet de MHP ile birlikte AKP oldu. Benim anladığıma göre, Öcalan’ın “norm içi ve norm dışı devlet” ayrıştırması, işte bu devlet haline gelmiş AKP-MHP ile AKP-MHP haline gelmiş devlet içindeki farklılıkları ve çelişkileri ifade ediyor. Kısaca devlet ayrı bir yerde, AKP-MHP ayrı bir yerde durmuyor. MHP ile AKP arasında PKK'yi tasfiye etmenin yöntemi bakımından bir çelişki olduğu söylenebilir.
Cunta ve son hedefi
Yaşadığımız hadise, “süreç içinde faşist diktatörlük amaçlı sivil darbe” olduğu için, bu “parti devleti"nde her darbede var olan cuntayı teşhis etmek önem kazanıyor. Parti devleti ya da devlet partisinin içindeki cunta, bir kanadı “yargı ve yürütme”ye, diğer kanadı “yasamaya” hakim olan stratejik bakanlıklardan ve Saray’da tüm yasaları hazırlayan danışmanlardan oluşan cuntadır. Bu cunta, son hedefi öncesinde her ikisi de yaşlı ve hasta olan Erdoğan ile Bahçeli’yi darbeyi meşrulaştıran geçici bir faktör olarak başlarında tutuyor.
Apocu yaklaşımın teyidi
Öcalan’ın “iktidarcılığa” karşı oluşunun büyük haklılığı, Türkiye’de şu anda varolan “parti iktidarı"nın niteliği ve yarattığı büyük tehlike hesaba katılırsa kesin olarak kanıtlandı. Açıktır ki; reel sosyalizmde yaşanan parti iktidarlarının “savunmacı” niteliği ile Türkiye’de yaşanan parti iktidarının “saldırgan” niteliği arasında bir eşitlik doğru olmaz. Reel sosyalizmde parti iktidarları, emperyalist karşı devrimin saldırısı altında “kendiliğinden” çöktü; Türkiye’deki parti iktidarı ise emperyalizmin desteği altında diktatörlüğe yürüyor.
Diktatörlük nasıl önlenir?
CHP’deki çoğunluk, CHP içinde oyalanırsa bir muhalif hizip haline gelecek ve bu şartlarda tasfiye olacaktır.
Özgür Özel hizip niteliğinden yeniden dönmek üzere CHP’yi terkederek kurtulabilir ve “süreç içinde faşist darbeyi” bir “cephe partisini” DEM Parti dışında tüm muhalefetle birlikte kurarak, bu cephe partisiyle DEM Parti ittifakını gerçekleştirerek darbeyi püskürtebilir.
Süreç içinde darbeyi önleme hedefiyle var olan “müzakere süreci"ni tıkanıklıktan çıkartma hedefini birleştirmeden ne darbeyi ve faşist diktatörlüğü ne de CHP’nin tasfiyesini önleyebilir.
Bunlar yapılmazsa tek bir provokatör-ajanın CHP mitinginde bir tabancanın tetiğine basmasıyla “her şey çok kötü” olabilir.