• Süreç içinde sivil darbenin son adımını atmadan önce, demokrasi adına zırnık koklatmadan “önce silahsızlanma ve tasfiye, sonra bir tutum demokratik gül yağı” diyorlar.

VEYSİ SARISÖZEN

“Süreç içinde sivil darbe”, şu ana kadar Erdoğan’ın şefliğinde gelişti. Milli Birlik Komitesi (MBK) vaktiyle nasıl ihtiyar ve hasta Gürsel Paşa’nın liderliğindeyse anayasal görünümlü AKP’nin “yargı ve yürütme cuntası” ile Saray’daki “danışmanlar cuntası” da Erdoğan’ın liderliğinde icra-i sanat eyliyor.

MBK’nin Gürsel Paşa’ya ihtiyacı seçmen nezdinde değil, ordu nezdinde meşruiyet bakımından hayatiydi. AKP cuntasının Erdoğan’a olan ihtiyacı ise ordu nezdinde değil, seçmen nezdinde meşruiyet bakımından aynı ölçüde hayatidir. Cunta ile seçilmiş liderin birbirine ihtiyacı “sivil darbe süreci"nde iki farklı amaca aynı anda yürümeyi 'mutlak butlan' aşamasına kadar sağladı. Erdoğan, rakiplerini “seçimlerde” yeniden iktidarını korumak için tasfiye ediyor; cunta ise Erdoğan sonrasında “seçimlere” paydos demek için Erdoğan’ın rakiplerini tasfiye etmesine yardım ediyor.

Kimileri, AKP cuntasını Erdoğan’ın kapıkulları sanıyor, onları Erdoğan olmazsa bir gün ayakta kalamayacak niteliksiz, iradesiz, güçsüz, gelip geçici bir unsur gibi görüyor. Bu anlayış, ülkenin karşı karşıya olduğu büyük tehlikeyi, küçümsemeye yol açıyor. İhtiyar ve hasta Erdoğan’ın “ömrüyle sınırlı" bir felaketle yüz yüze olduğumuz gibi abes bir sonuç doğuruyor. Eğer ben bu kanıda olsaydım, “bırakın da bu fani, önümüzdeki seçimi kazansın, hak vaki olduğunda da memlekette demokrasi çiçekleri açsın, ne Erdoğan’ın ağarmış başını ağrıtalım ne de kendimizi tutuklamaydı filan derde sokalım, yüzdük yüzdük kuyruğuna yaklaştık, ya sabır” derdim.

Kazın ayağı, böyle değil

Kesin konuşuyorum: Erdoğan sonrasında AKP cuntasına seçimle meşruiyet kazandıracak tek bir alternatif “lider” adayı yok ve ülkenin bugün geldiği felaketli durumda AKP cuntasının içinden böyle bir lider çıkartma ve birleşik muhalefete karşı bu liderin seçmen desteğini alma ihtimali sıfırdır. Bu durumda devletin bütün kurumlarının zirvesinde kesin bir hakimiyet kurmuş olan AKP cuntası, Erdoğan sonrasında yapılacak seçime kesinlikle bel bağlayamaz. Seçimde kaybettiği gün elindeki devlet zirvesi, devlet bürokrasisinin tabanını (bu taban demokrat olduğu için değil, paçasını kurtarmak için) kaybeder. AKP cuntasının yarattığı mafyotoratik sermaye malını kurtarmak için anında desteğini çeker. Seçimle gelen iktidar “NATO’ya, AB’ye bağlıyız” der demez, cunta dünyada bir anda yalnızlaşır.

'Butlan' da yetmeyebilir

Demek ki; Erdoğan ahir ömrü boyunca iktidarda kalmak için rakibi İmamoğlu ve Özel’i 'butlan'la, olmazsa “İmamoğlu suç örgütü” diyerek kapatıp “seçim kazanmaya” yürürken; AKP cuntası da Erdoğan’ın Anayasa'yı yürürlükten kaldırmasını “Allahın lütfu” sayıyor ve “seçimsiz ve muhalefetsiz diktatörlük” hedefini Erdoğan sonrasında gerçekleştirmek için altın değerinde imkana kavuşuyor. AKP cuntası, şu anda ise 'butlan’la gelinen noktada Erdoğan’ın seçim kazanma ihtimaline haklı bir şüpheyle bakıyor. CHP’nin Kılıçdaroğlu’na hediye edilmesi seçimi garanti etmeye yetmeyebilir. Özgür Özel grubu CHP’den tasfiye edilse bile 12 Mart sonrasında Ecevit’in CHP yerine kurduğu partinin seçimi kazanması gibi bir durum ortaya çıkabilir. Böyle bir sonuç, hem Erdoğan’ın “vaktinden önce” yıkılmasına hem de AKP cuntasının mahvına yol açabilir.

Cuntanın önündeki engel

Buradan çıkan sonuç şudur: Hem Erdoğan hem de AKP cuntası (yani Ergenekoncu-İslamcı cunta) artık “süreç içinde sivil darbenin” butlan aşamasından “seçimsiz, muhalefetsiz diktatörlük aşamasına”, CHP’yi başındaki Kılıçdaroğlu ile birlikte kapatarak maceracı bir adım atmayı düşünüyor olmalıdır. Tereddüt içinde olduklarını düşünüyorum, çünkü böyle bir adımı atabilmesinin önünde biricik engel henüz “silahsızlandırarak teslim alamadığı" Kürt Özgürlük Hareketi'dir. 12 Eylül darbesi nasıl Kürt isyanını tetiklediyse sivil darbenin böyle bir dikta aşamasına gelmesi, üstelik III. Dünya Savaşı koşullarında çok daha büyük halk tepkisine yol açar. O nedenle süreç içinde sivil darbenin son adımını atmadan önce, demokrasi adına zırnık koklatmadan “önce silahsızlanma ve tasfiye, sonra bir tutum demokratik gül yağı” demektedirler.

Uçurumdan değil, koltuktan düşün

Şunu kendi payıma ifade etmek istiyorum: Silahlı mücadeleye geri dönüşsüz olarak karar vermek, öldürücü bir diktatörlüğün “şamarına öteki yüzünü dönmek” anlamına gelmez. Gelmemelidir.

Bu son paragrafımı Kürt halkı ve örgütleri için yazmadım. Onların benim paragraflarıma ihtiyaçları yok. Belki ciddiye alırlar diye Erdoğan ve AKP cuntası okusun diye yazdım.

Ateşle oynuyorsunuz.

Öcalan'a statüyü tanıyın, müzakere sürecini tıkamayın, Butlan kararından vazgeçin. "Bunun sonunda da düşeceğiz" diyorsanız, tavsiyem uçurumdan yuvarlanacağınıza, koltuklarınızdan düşmeyi göze almanızdır.

Siz bilirsiniz.